KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2022/14136 E., 2024/11185 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Kasım 2024
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/820 D.İş, 2022/817 K.
Karar Metni
1.190 kelime·6 dk okuma·9 bölüm
İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 19.07.2020 tarihli kazada davalıya Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile sigortalı araç ile davacının sürücüsü olduğu motosikletin karıştığı kazada davacının yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 4.000,00 TL sürekli işgöremezlik, 500,00 TL geçici işgöremezlik, 500,00 TL geçici bakıcı gideri tazminatının temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvuru şartının gerçekleşmediğini, başvurunun usulden reddini talep ettiklerini, başvuru sahibinin sunmuş olduğu maluliyet raporunun mevzuata uygun olmadığını, tazminat hesaplamasının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak yapılması gerektiğini, geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı giderinin teminat dışı olduğunu, başvuru sahibine SGK tarafından herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, tazminattan müterafik kusur indirim yapılması gerektiğini vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının talebinin kabulü ile 289.264,77 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 15.453,64 TL geçici iş göremezlik zararı ve 4.218,30 TL geçici bakıcı gideri tazminatı toplamı 308.936,71 TL'nın 01.11.2021 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte ve 6.015,11 TL vekalet ücretinin ... Sigorta A.Ş tarafından başvuran ...'ya ödenmesi karar verilmiştir.
IV. İTİRAZ
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvuru sahibi tarafından müvekkili şirket aleyhine yapılan bu başvuruda başvuru şartının gerçekleşmediğini, sunulan raporun uygun olmadığını, maluliyet raporuna yapılan itirazlarının değerlendirilmediğini, ceza dosyasının sonucunun ortaya konulmadan hüküm kurulmasının doğru olmadığını, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini, geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı gideri tazminatından sorumlu olmadıklarını, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, başvuru sahibi lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirtmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucunda yaralanan davacının uğradığı sürekli işgöremezlik, geçici işgöremezlik ve bakıcı gideri zararına yönelik tazminat talebine ilişkindir.
1.Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)’un 48 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca; Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
Öte yandan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi dava şartlarındandır. Bu itibarla İtiraz Hakem Heyetince verilen kesin süre içinde teminat yatırılmaz ise anılan hüküm uyarınca dava şartı eksikliğinden dava reddedilir.
MÖHUK’un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre hâkim, yabancı davacının vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir.
Söz konusu anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup anılan Sözleşme’nin 17 nci maddesinde âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacı Suriye uyruklu olup dosya kapsamından İtiraz Hakem Heyetince başvurucunun teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
5718 sayılı Kanun’un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında, dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu resen gözetilmelidir.
Bu sebeple İtiraz Hakem Heyetince, öncelikle davacının statüsü belirlenerek teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa teminatın yatırılması için kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması hâlinde istemin usulden reddine, yatırılması hâlinde ise dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2.Bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,18.11.2024 tarihinde Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk Mahkemesi'nde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi 16. maddesi;
“1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir.
2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlet'te, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir.
3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletler'de, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir.
Ne var ki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsün“ de olduklarından MÖHUK 48/1. maddesinden doğrudan yararlanmalarında mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir.
Somut olayda, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olduğu tespit edilmiştir.
Maddi durumları da dikkate alındığında, geçici koruma altındaki bu kişilerden teminat alınması, dava açma hakkının orantısız bir şekilde sınırlandırılması dolayısı ile mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuç doğmasına neden olacaktır.
Bu nedenlerle, geçici koruma statüsündeki davacıdan teminat alınmaması gerektiğinden, davalının bozma sebebine göre incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/14136, K. 2024/11185, 18 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama