KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2023/11865 E., 2025/12041 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/714 E., 2023/1334 K.
- İlk derece mahkemesi
- ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/163 E., 2023/49 K.
Karar Metni
1.360 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı müvekkilinin 1 24... parselin sınırları içerisinde Ordu İli ... İlçesi ... Mahallesi ... Sokak No:6'da dava konusu evinin bulunduğunu, evinin bulunduğu alanın mülkiyetinin davacıya ait olmaması sebebiyle davacının Hazine'ye yaklaşık 40-50 yıldır ecrimisil bedeli ödediğini, davacı müvekkilinin evinin ...
Çimento Fabrikasının ham madde çıkarma faaliyetleri sonucu zeminde meydana gelen hareketlenmeler sebebiyle zarar gördüğünü ve kullanılamaz hale geldiğini, davacı müvekkilinin 30.12.2018 tarihinde dava konusu zarar gören evine ilişkin Yapı Kayıt Belgesi aldığını, davacı müvekkilinin evinin bulunduğu alanda kentsel dönüşümün mümkün olmadığını, davalının haksız fiilleri sonucu zarar gören evin yeniden yapılması gerektiğini, davacı müvekkilinin evinde meydana gelen zararların, basit onarım ve tadilatlardan ziyade, evin yeniden yapılmasını gerektirdiğini,
bunun da davacının yapı kayıt belgesinin geçerliliğini sona erdirerek davacıyı maddi olarak zarara uğratacağını, davacı müvekkilinin mevcut evinin kullanımının mümkün olmaması sebebiyle mevcut evini yıkıp yürürlükte olan imar mevzuatı uyarınca yeni bir ev yapması gerektiğini, davacı müvekkilinin mevcut evinin bulunduğu arazinin mülkiyetinin kendisine de ait olmadığı düşünüldüğünde, aynı noktaya yürürlükte bulunan imar mevzuatı uyarınca yeni bir ev yapılmasının da mümkün olmadığını, davalının haksız fillerinin yalnızca davacı müvekkilinin evine zarar vermekle kalmadığını,
aynı zamanda davacı müvekkilinin Yapı Kayıt Belgesi ile kazanmış olduğu hakkını da elinden aldığını, davacı müvekkilin evi zarar görmeseydi, Yapı Kayıt Belgesinin geçerlilik süresine kadar evini kullanacağını ve menfaat elde edeceğini, davacı müvekkilinin evinin zarar görmesi sebebiyle evinde kalamadığı gibi, yeni bir ev yapsa dahi Yapı Kayıt Belgesinin bir anlam ifade etmeyeceğini, davalının,
TBK'nın 49. maddesi gereğince haksız fiil niteliğinde olan kusurlu ve hukuka aykırı hareketleri sonucu davacı müvekkilinin evine vermiş olduğu zararı ve bunun yanında Yapı Kayıt Belgesi ile kazanmış olduğu hakkının zedelenmesi sebebiyle uğramış olduğu zararı gidermekle yükümlü olduğunu, davanın kabulü ile davalının haksız fiil niteliğinde olan kusurlu ve hukuka aykırı hareketleri sonucu davacı müvekkilinin evine vermiş olduğu zarar ve bunun yanında Yapı Kayıt Belgesi ile kazanmış olduğu hakkının zedelenmesiyle uğramış olduğu zarar sebebiyle davacının,
Yapı Kayıt Belgesi almış olduğu 56 m² 1 katlı evinin yapım bedeli ile evin yapım süresince kirada kalınacağından belirlenecek kira bedeli toplamının ve Yapı Kayıt Belgesi almış olduğu 500 m² arsanın, aynı bölgede bu arsaya emsal nitelikte bulunan 500 m² arsa bedelinin hesaplanarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kötüniyetle hareket ettiğini, davacının istemlerinin hukuki sınırlamalar çerçevesinde kabul edilebilir bir yanı bulunmadığını, istemlerinin hukuk sınırları dışında olduğunu, öncelikle davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile davanın haksız fiil tazminatı esasına göre açılmış olup zamanaşımı itirazlarını dermeyan ettiklerini, mülkiyeti davacıya ait olmayıp mülkiyeti Hazine'ye ait orman vasıflı Ordu İli, ... İlçesi, ...
Mahallesi, 124 Ada, 4 Parsel taşınmazın hemen üst tarafından müvekkili şirkete ait ... sicil nolu maden işletme sahası bulunduğunu, 2014-2017 yılları arasında ocak üzerinde orman arazisinde rehabilitasyon amaçlı izin alınarak çalışma yapıldığını ancak bu çalışma döneminde de patlatma işlemi gerçekleştirilmediğini, heyelan riskine yol açabilecek herhangi bir faaliyet olmadığını, kullanılan malzemenin dozer ile sökülerek ve basamaklar oluşturularak fazlalık malzemenin ocak içerisine doldurulduğunu,
"2017- Kasım 2020" döneminde de bu malzemelerin yükleme ve nakliye yapılarak madencilik faaliyetinin müvekkili şirket tarafından devam ettirildiğini, bu sahada 2020 yılı Kasım ayından bu yana madencilik faaliyeti yapılmadığını, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 24. maddesinin 12. fıkrası kapsamında muafiyet aldığını madencilik faaliyetlerine ara verildiğini, davacının konutu orman arazisi üzerine inşa ettikten sonra yapı kayıt belgesi aldığından İmar Kanunu'na göre imar kurallarına aykırı kaçak bir yapıdan söz edilebileceğini,
kaçak şekilde inşa edilen ve esasen idare tarafından ruhsata bağlanamayan yapı ruhsatlarının hukuken bir geçerliliği olmadığını, bu yapıların yıkılması gerektiğini, münhasıran yıkıma tabi olan bu yapılar için yaratılmış ekonomik değerlerin korunması sözkonusu olmayacağından evleviyetle yapının başkaca nedenler ile zarar görmesi hali için de tazminat istenilemeyeceğini, davacının, yasalara uygun davranmamak suretiyle kusuru ile sebebiyet verdiği bu duruma katlanmak mesuliyetinde olduğunu, davacı tarafından yapılan imar mevzuatına uygun bir yapı varmış gibi müvekkili şirketi ortaya çıkan zarardan sorumlu tutmanın mümkün olmadığını,
müvekkili şirketin sorumluğu cihetine gidilmesinin, hukuk sınırları dışına çıkılmasından ibaret olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, davacının konut yaptığı Ordu İli, ... İlçesi, ...
Mahallesi, 124 Ada, 4 Parsel üzerine yapılan orman niteliğine haiz taşınmazın Maliye Hazinesi üzerine tam hisse kayıtlı olduğunu, orman niteliğine haiz olduğunu, davacının yapı kayıt belgesi aldığı yapı ve altındaki arz incelendiğinde davacının almış olduğu yapı kayıt belgesinin de bir hükmü olmayacağının, davacı tarafından konutun yapıldığı esnada ve yapı kayıt belgesi alındığı tarihte onun özünde yatan özel mülke konu olmayan yerlerden olduğunun davacı tarafından bilinmesi gerektiğini, kamu mallarının özel mülk olarak devir ve temliklerinin hukuken sonuç doğurmayacağını,
davacının aldığı yapı kayıt belgesinin geçersiz olup bu belgenin davacıya herhangi bir hak bahşetmediğini, devlete karşı dahi dava konusu taşınmaz üzerinde hiçbir hak ve tazminat isteminde bulunamayan davacının müvekkili şirketten tazminat isteminde bulunmasının mümkün olmayacağını, davacının almış olduğu yapı kayıt belgesi gerek basit onarım ve tadilatların kapsamının son derece geniş tutulması gerekse Geçici Madde 21 ile esaslı tadilatların da artık mümkün olması bakımından geçerliliğini yitirmediğini, davacının yapı kayıt belgesine dayanan haklarının haleldar olmadığını, bu bakımdan iddia ettiği gibi bir zararı da doğmadığını,
davacı tarafın tazminat isteminin haksız fiile dayandırdığını, davacının talep sonucu ile bağlı olduğundan ve haksız fiil şartları uygulanabilir olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin ham madde ocağı;
yapılaşmadan/kamusal alandan uzak, resmi kurum ve dairelerden gerekli tüm izinlerin alınarak faaliyete geçirildiğini, davacının konutu yapılmadan önce çalışma yapılmakta olan, tüm prosedürlerin yürütüldüğünü, usulüne uygun işlem yapıldığını, işçilerin eğitilmesinden, yasa ve mevzuata uygun çalışma yapılmasından, hareketli, sabit her türlü araç ve vasıtaların bakım onarım ve kullanımlarının belirlenmesinden yana her türlü iş ve işlemin olması gerektiği gibi işlediği bir işletme olduğunu, müvekkili şirketin kamusal alandan uzak bir yerde faaliyetini sürdürmekte iken davacının tüm riskleri göze alarak adeta ev yaptığını,
müvekkili şirketin kusurunun net bir şekilde ortaya konulamadığını, uygun illiyet bağı kurulmasının mümkün olmadığını, davacı tarafından ikame edilen haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; keşifte dinlenen davacı tanıklarının beyanına göre dava konusu yapıdaki zararların 10-15 yıldır var olduğu ve davacının, zararın davalının eyleminden kaynaklandığını bildiğinin anlaşıldığı , nitekim davacının da keşif zaptında alınan beyanında zararın davalının eyleminden kaynaklı olduğunu bildiğini ve davalının faaliyetini 2010 yılında durdurduğunu beyan ettiği, tüm dosya kapsamına göre; eldeki davanın haksız eylemden kaynaklı tazminat istemine ilişkin olduğu, davaya konu evdeki zararların 10-15 yıl önce meydana geldiği,
davacının da zarar verenin davalı olduğunu ve davalının ham madde ocağındaki faaliyetini 2010 yılında durdurduğunu bildiği, bu hali ile haksız eylemden kaynaklı tazminat isteminde 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; önceki iddialarını da tekrarla, davalı tarafın, toprak almaya devam ettiğini, maden faaliyetinin bitmiş olmasının, toprak alma işlemi devam ettiği için haksız fiilin bittiği anlamına gelmeyeceğini, keşifte jeoloji ve jeofizik mühendisi bulundurulması ve davaya konu evdeki hasarın sebebinin malzeme alınması suretiyle oluşan toprak kayması olup olmadığı şeklinde rapor düzenlenmesi gerekirken sadece inşaat mühendisinden ev ile ilgili rapor alınmasının eksik inceleme oluşturduğunu, hukuki gerçeğin ortaya çıkarılamadığını, işbu sebeple yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ve bozulmasına karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, haksız fiil sebebine dayalı maddi tazminat talebine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/11865, K. 2025/12041, 9 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama