KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2024/5298 E., 2025/4112 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Mart 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/362 E., 2024/112 K.
Karar Metni
1.089 kelime·5 dk okuma·9 bölüm
. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; borçlu ... hakkında yapılan takibin sonuçsuz kaldığını, borçlunun muvazaalı olarak eşinden boşanarak boşanma sırasında imzalanan 04.09.2014 tarihli protokol ile davalı eşine ait taşınmazlardaki 1/2 oranındaki katkı payı alacağı ve değer artışı payı alacaklarından feragat ettiğini, amacın alacaklılarından mal kaçırmaya yönelik olduğunu belirterek anılan protokolün bu maddesinin iptali ile tapuda davalı ... adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazın 1/2 hissesi üzerinde, davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.12. 2016 tarihli ve 2014/484 Esas 2016/429 Karar sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 12.07.2017 tarihli ve 2017/261 Esas 2017/516 Karar sayılı kararıyla, İlk Derece Mahkemesinin esasına yönelik istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 12.11.2019 tarihli ve 2017/5162 Esas, 2019/10479 Karar sayılı ilâmı ile; "..Dava konusu taşınmaz 20.10.2008 yılında davalı ... tarafından dava dışı Vakıfbank AŞ'den 1.948.830,00 TL sına satın alınmıştır. Davalı ... taşınmazı dava dışı kız kardeşinin eşi ... tarafından 14.10.2008 tarihinde kendisine gönderilen 1.850.000,00 TL ile satın aldığını, taşınmazın kişisel mal olduğunu belirterek, bu tarihte adına gönderilen banka havalesine ilişkin dekontu delil olarak sunmuştur.
Davacının alacağı 07.10.2013 tanzim tarihli bonodan kaynaklanmaktadır.
Bu tarihten sonra davalılar İstanbul 14.Aile Mahkemesinin 09.09.2014 tarih 2014/596 Esas 2014/583 Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşanmış, boşanma eki 04.09.2014 tarihli protokolün Anlaşmalı Boşanma Ve Boşanmanın Mali ve Hukuki Sonuçlarının Belirlenmesine Dair anlaşmanın, "boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin düzenleme" başlıklı (a) maddesinin taşınmaz mallar başlıklı bölümünde "tarafların birbirlerinden herhangi bir talebi bulunmayacakları” belirtilmiştir.
Diğer bölümde “tarafların evlilik tarihinden sonra edinilmiş mallarla ilgili olarak birbirinden katılım payı alacağı yada değer artışı payı alacağı veya sebepsiz zenginleşme alacağı adı altında veya başka herhangi bir nam altında talepte bulunmamakla birlikte gayri kabil rücu ve kesin olarak ibra ederler“ maddesine yer verilmiştir. Davacı alacaklı ilk maddenin iptalini talep etmiştir.
Dava konusu taşınmaz evlilik birliği içinde alınmıştır. Uyuşmazlık evlilik birliği içinde davalı üçüncü kişi Nurgül adına alınan bu taşınmazın anılan davalının kişisel malı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Edinilmiş malları MK’nun 219 maddesinde “- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.
Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:
1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
4. Kişisel mallarının gelirleri,
5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.” olarak ifade idilmiştir. Kişisel mallar ise MK’nun 220.maddesinde “1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.” olarak belirtilmiştir.
MK’nun 222.maddesi gereğince edinilmiş mallardan kişisel mal olduğunu iddia eden ispatla mükelleftir. Aksi durumda edinilmiş mal sayılır. Bir malın kişisel mal olması katılma alacağının talep edilmemesini sağlarken, kişisel mal olsa bile denkleştirme ve değer artışı payı olarak talep edilebilir.
Somut olayda, davalılar dava konusu taşınmazın davalı ...’ün kişisel malı olduğunu, zira bedelinin dava dışı eniştesi Hüseyin Murat Vargı tarafından 14.10.2008 tarihinde kendisine karşılıksız olarak gönderilen 1.850.000,00 TL ile satın aldığını ileri sürmektedir. Davacı ise bu bedelin ivazlı olarak verildiğini iddia etmektedir.
Kısaca söz konusu para davalı üçüncü kişiye karşılıksız olarak verilmesi halinde taşınmaz üçüncü kişinin kişisel malı sayılacak ve borçlunun bir hak talebi söz konusu olmayacak aksi halde edinilmiş mal olarak kabul edilip, borçlunun talep hakkı varlığı ortaya konulacaktır.
Dosya kapsamından davalı borçlu Ahmet ile dava dışı Hüseyin Murat Vargı arasında ticari ilişki sabit olmakla birlikte bu ilişkinin paranın gönderildiği 14.10.2008 tarihine kadar uzanıp uzanmadığı hususu netleşmemiştir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez.
Bu durumda mahkemece, borçlunun ve dava dışı Hüseyin Murat Vargı‘nın ticari ilişkisi olduğu şirketin 2007-2008-2009 ticari defterlerinin incelenerek, 14.10.2008 yılında gönderilen paranın bir borç ödemesi için yapılıp yapılmadığı, ivazlı olup olmadığı, konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile incelenmeli ve oluşacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.
Öte yandan, dava konusu taşınmazın, satın alınmasından sonra yapılan tadilatlar ile bir değer artışı olduğu da dosya kapsamı ile sabit olmuştur. Ancak bu değer artışında, üçüncü kişinin kişisel malı ile mi yapıldığı yoksa borçlunun katkısı ile mi yapıldığı yani borçlunun değer artışı konusunda bir talep hakkı olup olmadığı yönünde mahkemece bir değerlendirme yapılmamıştır.
Bu nedenlerle, yerel mahkemenin eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurması, istinaf mahkemesinin ise istinaf isteminin reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı olmuştur..." gerekçesi ile kararın bozularak İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 29.03.2022 tarih ve 2020/100 Esas , 2022/215 Karar sayılı kararı ile, bozma ilamına uyarak davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararda davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 201.12.2022 tarih 2022/11158 Esas, 2022/17303 Karar sayılı ilamı ile davacı yemin deliline dayandığından bu hakkının kullanılması için kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmadan sonra İlk Derece Mahkemesinin yukarında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının yemin teklifi davalı tarafından kabul edilerek ... ettiği ve davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dışı enişte Hüseyin Murat Vargı'nın talebe rağmen tanık olarak dinlenmediğini, borçlu ile anılan kişinin ticari ilişkisinin sabit olduğunu, dava konusu taşınmazın davalı ...'ün kişisel malı olarak kabulünün mümkün olmadığını, borçlu ve üçüncü kişinin boşanmaya rağmen birlikte yaşadıklarını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Gerekçe ve Değerlendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığından, davacı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/5298, K. 2025/4112, 11 Mart 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama