Karar Özeti
5. Ceza Dairesi 2024/4464 E. , 2025/14205 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/375 Esas, 2023/1796 Karar SUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün 1136 sayılı Avu
Karar Detayı
5. Ceza Dairesi 2024/4464 E. , 2025/14205 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/375 Esas, 2023/1796 Karar SUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 59. maddesinin 7249 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle eklenen son fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Burhaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2021 tarihli ve 2020/247 Esas, 2021/407 sayılı Kararı ile sanığın görevi kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257/1. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 53/1-2-3-5. madde ve fıkraları gereğince hak yoksunluklarına hükmolunmuştur. B. İstinaf Sanık ve müdafiinin istinaf istemleri üzerine duruşmasız olarak yapılan inceleme sonucu Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 10.07.2023 tarihli ve 2022/375 Esas, 2023/1796 sayılı Kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Sanık ile katılan arasında avukatlık sözleşmesi düzenlendiğine ve sözleşmede belirlenen ücretin 50.000,00 TL olduğuna, ilk derece mahkemesinin kararında sanığın vekalet ücreti olarak dava konusu taşınmazların değerinin %25'inden fazlasını tahsil ettiğine dair gerekçesinin isabetsiz olduğuna, sanık tarafından icraya konulan senedin sanığın daha önce vermiş olduğu borca karşılık alındığına, katılan taraf tanıklarının beyanlarına yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle üstünlük tanındığına, katılanın şikayetten vazgeçme dilekçesi verdikten sonra icra takibinden korktuğu için vazgeçtiğini beyan etmesine rağmen icra takibinin şikayetinden yaklaşık bir ay önce başlatıldığına, katılanın farklı aşamalardaki beyanlarının çelişki içerdiğine, kurulan mahkumiyet hükmünün gerekçesinde çelişkiler olduğuna, sanık hakkında yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle Türk Ceza Kanunu'nun 50, 51... . maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiğine, temel cezanın teşdiden belirlenmesinin hatalı olduğuna ve sanık hakkında kurulan hükmün bozulması istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Suç tarihinde .. Barosu’na kayıtlı avukat olarak görev yapan sanığın, katılanın vekilliğini üstlenerek davacı vekili sıfatıyla takip ettiği Ayvacık Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/7 esasına kayden görülen "ortaklığın giderilmesi" davasında yapılan yargılama neticesinde, 21.12.2017 tarihli ve 2017/7 Esas, 2017/557 sayılı Karar ile sulh nedeniyle davanın reddine dair karar verilmesi sonrasında, 09.11.2016 tarihli avukatlık sözleşmesine istinaden alacaklı sıfatıyla, katılan hakkında Edremit 3. İcra Müdürlüğünün 2018/930 sayılı dosyası üzerinden başlattığı icra takibinde 03.04.2018 tarihli ve 1210 sayılı reddiyat makbuzu ile 51.639,10 Türk lirası tahsil etmek suretiyle vekalet ücretini aldığı halde, yine aynı İcra Müdürlüğünün 2018/16095 sayılı dosyası üzerinden teminat olarak aldığı 01.11.2016 tanzim, 01.08.2018 ödeme tarihli 30.000,00 Türk lirası bedelli bonoya istinaden takip başlatarak 13.04.2018 tarihli ve ... nolu reddiyat mazbuzu ile 31.553,97 Türk lirası tahsil etmek suretiyle bilirkişi raporuna göre hesaplanan ve katılanın sahipliğine ilişkin kısmına tekabül eden dava konusu taşınmaz değerinin %25'inden daha fazla para tahsil etmeye çalıştığı, hem avukatlık sözleşmesi hem de bono ile müşteki aleyhine durum yarattığı, 1136 sayılı Kanun'un 164/2. maddesine aykırı hareket ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmiş ise de; vekaletname tarihinin senet tarihinden sonra olmasına göre, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksini kanıtlayan her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve somut deliller bulunamadığından yüklenen suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Kabule göre de; 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken, söz konusu maddenin 1. fıkrasında 7 bent halinde sayılan hususlarla aynı Kanun'un 3/1. maddesinde yer alan "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" şeklindeki düzenleme ile dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek şekilde ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle ilgili kanun maddesindeki cezanın alt ve üst sınırları arasında takdir hakkının kullanılması zorunluluğuna uyulmayarak yasadaki ifadelerin soyut olarak tekrarından ibaret yetersiz gerekçelerle temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi, 5237 sayılı Kanun'un 62/2. maddesinde yer alan “Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir.” hükmü karşısında, duruşma tutanaklarına yansımış olumsuz hali bulunmayan sanık hakkında ''sanığın fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki savunmalarında pişman olduğuna dair mahkememizce bir kanaatin oluşmaması, cezanın, failin üzerindeki caydırıcı etkisi'' şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle aynı Kanun'un 62. maddesinin uygulanmaması, İddianame yerine geçen son soruşturmanın açılması kararında 5237 sayılı Kanun'un 257/1 ve 53/1. maddelerinin uygulanması talep edildiği halde sanığa ek savunma hakkı tanınmadan anılan Kanun'un 53/5. maddesindeki hak yoksunluğunun uygulanması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.06.2008 tarihli ve 2008/149 Esas, 2008/163 sayılı Kararında da belirtildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarındaki şartlar gözetilmek suretiyle seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme gibi diğer kişiselleştirme nedenlerinden önce hakim tarafından değerlendirilmesinin zorunlu bulunduğu nazara alınarak; 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması için suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmekte ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 tarihli, 2008/11-250 Esas, 2009/13 sayılı Kararında yer alan ''Kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği'' şeklindeki kabul karşısında, atılı görevi kötüye kullanma suçu açısından oluşan maddi zararın neden ibaret olduğunun somut olarak belirlenmesinden, sanığa bu zararı giderme imkanı tanınmasından ve suçtan kaynaklı zararın giderilip giderilmediğinin araştırılmasından sonra, sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları da irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 6. fıkrasındaki objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeksizin "katılanın zararını gidermediği" şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Sabıkasız olup duruşma tutanaklarına yansıyan olumsuz bir kişiliği bulunmayan sanık hakkında “Sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu ve yargılama sürecinde pişmanlık duymadığına ilişkin mahkememizde oluşan kanaate göre sanık hakkında tekrar suç işlemeyeceği hususunda olumlu bir kanaat oluşmaması" şeklindeki yasal hükümlerin kısmen tekrarından ibaret yetersiz gerekçelerle, hapis cezasının ertelenmesine veya cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine yer olmadığına hükmedilmesi, Hukuka aykırı görülmüştür. III. KARAR Değerlendirme ve gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, hükmün 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/2-a maddesi gereği Burhaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.12.2025 tarihinde karar verildi.
İlgili Makaleler
- TCK m.282 Aklama Suçu Savunması: Yargıtay 5. Ceza Dairesi Kıstasları TCK m.282 aklama suçunda Yargıtay 5. CD. içtihadı: öncül suç, kasıt, kalıp ve savunma stratejisi.