KÜNYE
6. Ceza Dairesi 2009/18694 E., 2011/7709 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Haziran 2011
Karar Metni
554 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Çatı delmek sureti ile hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlâl etme suçlarından sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b, 143, 168/1-4, 116/1-4. maddeleri gereğince 10 ay ve 1 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına, sanık hakkında aynı Kanun'un 58/7. maddesine göre mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına dair MENDERES Asliye Ceza Mahkemesinin 22/07/2008 tarihli ve 2005/249 esas, 2008/1009 sayılı sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 03/07/2009 gün ve 35382 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay C.Başsavcılığının 10/08/2009 gün ve 182598 sayılı ihbar yazısı ile infaz dosyası 09/09/2009 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi:
Anılan Yazıda;
Dosya kapsamına göre, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 28/12/2005 tarihli ve 2005/11724-19669 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinin 2. fıkrasında "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur." 3. fıkrasında "Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar
hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır." şeklinde infaz rejimi ile ilgili düzenlemelere yer verilmesi karşısında, sanık hakkında eski sabıkaları sebebiyle, suç tarihi olan 12/02/2005 tarihi itibarıyla yürürlükte olmayan, infaz rejimi ile ilgili bulunan ve sanık aleyhine hüküm doğuracak surette, hakkında hükmedilen hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezasından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması Dairemizden istenilmiş ise de;
TÜ RKMİLLETİADINA
5271 sayılı CYY'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve olağan üstü bir yasa yolu olan, yasa yararına bozma kurumu hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan istisnai bir yasa yoludur. Bu olağanüstü yasa yoluna başvurulabilmesinin ilk koşulu verilen hüküm veya kararın temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Karar veya hükümlere karşı başvurulacak olağan yasa yolunun bulunması halinde bu yola başvurulamaz.
Yasa yoluna başvuru hakkı olanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmeleri yasal bir zorunluluk olup, bu husus 1412 sayılı CMUK'nın 33, 5271 sayılı CYY'nın "Kararların açıklanması ve tebliği" başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında açıkça belirtilmiştir.
1412 sayılı CMUK'nın 289 (5271 sayılı CYY'nın 260/1.) maddesinde ise yasa yollarına başvuru hakkı olanlar sayılmıştır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanık ..., 11.10.2007 tarihli oturumda "avukatım olmadığından konuşmayacağım, hücrede olduğum için avukat tutamadım,devletten avukat istemiyorum.
Ben kendim avukat tutacağım, avukat tutuktan sonra beyanda bulunacağım" şeklinde anlatımına karşın, Menderes Asliye Ceza Mahkemesince 22.07.2008 tarih ve 2005/249-2008/1009 sayılı kararı, sanık ...'e 04.07.2005 tarihli yazı ile baro tarafından atanan savunman huzurunda verilmiş, devlet tarafından atanan avukatı istemediğini açıklayan sanığa gerekçeli karar tebliğ edilmediğinden anılan "kararın kesinleşmediği" kanun yararına bozmanın hakim ve mahkemelerce gerekli işlemler veya yargılama yapılarak verilen ve Yargıtay'dan geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlere karşı istenebileceği,
yukarıdaki açıklamalar ışığında kararın henüz kesinleşmediğinin anlaşılması karşısında;
1-)Menderes Asliye Ceza Mahkemesinin 22.07.2008 tarih ve 2005/249- 2008/1009 sayılı kararı kesinleşmediğinden kanun yararına bozma isteminin bu aşamada REDDİNE,
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2009/18694, K. 2011/7709, 2 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama