KÜNYE
6. Ceza Dairesi 2009/28777 E., 2010/3477 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mart 2010
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Suç
- Dolandırıcılık
- Hüküm
- Mahkumiyet
Karar Metni
472 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Yerel Mahkemece verilen hüküm duruşmalı olarak temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanıklara hükmolunan ceza süresine göre, savunmanlarının duruşmalı inceleme istemlerinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı Yasanın 318. maddesi uyarınca REDDİNE;
Zamanaşımı bakımından 765 sayılı TCY.nın sanıklar lehine olduğunun anlaşılmasıyla yapılan incelemede;
Suç tarihi ile inceleme tarihi arasında, uygulanması istenen 765 sayılı TCK’nun 504/5. maddesinde öngörülen cezanın tür ve süresine göre aynı Yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde yazılı 7 yıl 6 aylık sürenin geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle tebliğname gibi BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki dolandırıcılık suçuna ilişkin kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 17.03.2010 günü oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Katılan, 30.5.2002 tarihinde Jandarma Kıdemli Albay ...’a verdiği ve 7.11.2002 tarihinde mahkemede tekrar ettiği ifadelerinde;
“Tarlada çalışırken iki sanığın yanına geldiklerini, ...’den tarlayı nasıl aldığını sordukları ve tarlanın kendisinde emanet olarak bulunduğunu, söylediğini, bunun üzerine sanıkların ...’in tarla nedeniyle mafya tarafından zorla kaçırıldığını, kendisinin de sabah akşam kaçırılabileceğini, kendisini korumak için iki adet 30 milyarlık senet vermesi gerektiğini söylediklerini, kendisinin de "neden vereyim, benim kimse ile işim yok, kimse tarafından tehdit edilmediğini, senin yüzbaşı olduğunu nereden bileyim, herkes kimlik gösterebilir" dediğini bunun üzerine,
yüzbaşı olduğunu söyleyen kişinin beni karakola çağırabileceğini, orada konuşabileceklerini söylediği ve tabancasını belinden çıkarıp doğrultarak "söylediklerimi, konuştuklarımızı kimseye söylemeyeceksin söylersen başını ağrıtırım" dediğini, diğer sanığında aynı şekilde "başını ağrıtırız" diyerek yüzbaşı olduğunu söyleyen ...’e "bende silahımı çıkarayım mı" dediği, onun da "gerek yok" dediğini;
Bir gün sonra Yüzbaşı ... kendisini telefonla arayarak jandarma alay komutanlığında beklediğini ve yalnız gelmesini söylediğini, gittiğinde kendisini özel bir kafeteryaya götürerek burada kendisinden korkutarak iki adet senedi aldığını, bir tanesini ise 71 milyar lira üzerinden icraya verdiğini” beyan etmiştir.
Çoğunluk kararıyla, yukarıda açıklanan eylemin 765 sayılı TCK.nun 504/5.maddesinde yazılı dolandırıcılık suçunu oluşturduğu ve bu fiilinde suç tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığı kabul edilerek kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir.
Ancak, 765 sayılı TCK.nun 504/5.maddesinde yazılı dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, mağdurun kendisi tarafından da bilinen tehlikeli veya zor durumda bulunması gerekmektedir.
Olayımızda ise mağdur, kendisi tarafından bilinen ve başkaları tarafından kendisine yönelik “tehdit” gibi tehlikeli bir duruma maruz kalmadığını ve zor durumda da olmadığını beyan etmekte ve bu durum olayın oluş şeklinden de anlaşılmaktadır.
Buna rağmen, bir tarla meselesini öğrenip gelen sanıkların, mağduru önce mafya tarafından kaçırılabileceğini söyleyip, korkutarak, daha sonra ise sanık ...’in silahını çekerek “bunları söylersen seni mahvederiz” dediği, aynı şekilde diğer sanığın da “bende silahımı çekeyim mi, başkalarına söyleme, söylersen seni mahvederiz” demek suretiyle tehdit ve korkutma sonucunda iki adet 30 milyarlık senedi almaları bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğu ve suçun zaman aşımına uğramadığı düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2009/28777, K. 2010/3477, 17 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama