Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Duruşmanın yargılama evresinde ilkin iddia, varsa müdahil ve savunma tarafların katılımı ile mahkemenin yargılama faaliyeti tam olarak gerçekleştirilir. Duruşmanın ikinci evresinde son karar devresi yani yargıcın son kararı vermesi aşamasıdır.
Hüküm mahkemenin duruşma sonunda verdiği ve uyuşmazlığı çözen birinci yargılamayı sona erdiren karardır. Yani mahkemenin duruşma sonunda işten elini çektiği karardır. Son karar çeşitlerinden biride mahkumiyet kararıdır. Yargılama tarafları bu kararını değiştirilmesini istediklerinde yasanın kendilerine tanıdığı yasal çarelerden yararlanmaları gerekir. Bu yasa yollarından biride temyiz davası açmaktır.
Yargıtay belli bir olayda doğru ve gerçeğe uygun karar verilmesi amacını izler ve son kararda hukuk normlarının uygulanmasında eksiklik ya da yanılgı olup olmadığının üzerinde durur.
Temyiz yasa yoluna başvurmanın etkisi ise kesin hükmün doğmasını engel olma ve incelemeyi karar verenden başka bir makamın yapması olarak ortaya çıkar.
Yargıtay'ın son kararı ise; temyiz davasını kabule şayan bulunup inceleme yaparak verdiği karardır. İşte bu kararlardan biride, “Bozma” kararıdır.
Yani; bozulan karar tümüyle ortadan kalkacağından Hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Karar dava gibi bir bütün oluşturur. Kısmi kesinleşmeden bahsedilemez.
Yargıtay ilgili özel dairesince kararın bozulması üzerine mahkeme yeni bir tensip kararı ile duruşma günü belirler ve ilgilileri duruşmaya çağırıp bozmaya karşı diyeceklerini sorduktan sonra, bozmaya uyulmasına ve /veya uyulmamasına dair bir karar verir.
Eğer mahkeme bozmaya uyulmasına karar verirse o zaman bozma doğrultusunda işlem yapar. Yani genel yargılama faaliyeti yeniden başlar bunun sonunda kurulan hüküm yeni bir hükümdür. Zira önceki hüküm bozulmakla ortadan kalkmış ve hukuki geçerliliğini yitirmiştir. Böylece yargıtay bozma kararından sonra ilki ile bağdaşık yeni bir yargılama süreci işlemeye başlamıştır.
Salihli 2. Asliye Ceza mahkemesi'nin 2010/152- 2010/326 Esas-Karar Sayılı 11.05.2010 günlü kararından sonra 24.05.2010 havale tarihli dilekçe ile sanıklar tarafından gün belirtmeksizin zararının giderildiğini bildiren yakınan ... , Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 02.03.2011 gün 2011/416- 2011/2052 Esas -Karar sayılı “Bozma” kararından sonra,
mahkemece bozma kararına uyulup, duruşma açılıp genel yargılama çerçevesinde çağrılıp, dinlenen, adı geçen yakınan 20.04.2011 günlü oturumda “ 24.05.2010 tarihinde işyerinin delinen duvarı ve çalınan kablolara ilişkin zararının sanıkların aileleri tarafından dilekçenin havale edildiği 24.05.2010 tarihinde” karşılandığını bildirmesi karşısında yukarıda izah edilen kurallar çerçevesinde ödemenin genel yargılama sürecinde gerçekleştiği gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile sanıklar hakkında TCY’nın 168/2. maddesinin uygulanmamaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanlarının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 11.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.