İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2022/14516 Karar: 2024/11200 Tarih: 2024

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2022/14516 K.2024/11200

6. Ceza Dairesi 2022/14516 E. , 2024/11200 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/57 E., 2021/2314 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, mala zarar verme, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a Muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı, be

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2022/14516 E. , 2024/11200 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/57 E., 2021/2314 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, mala zarar verme, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a Muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı, be

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2022/14516 E. , 2024/11200 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/57 E., 2021/2314 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, mala zarar verme, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a Muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı, beraat ve mahkûmiyet kararları kaldırılarak mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükümlerin onanması, bozma Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Hükmedilen cezanın tür ve süresi itibarıyla koşulları bulunmadığından sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: Sanık ... hakkında 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a muhalefet (6136 sayılı Kanun) suçundan kurulan beraat hükmüne yönelen herhangi bir temyiz istemi bulunmadığı belirlenmekle, anılan hüküm kapsam dışı bırakılarak yapılan incelemede; I-) Sanık ... Hakkında Mala Zarar Verme Suçundan, Sanık ... Hakkında Mala Zarar Verme ve 6136 sayılı Yasa'ya Muhalefet Suçlarından Kurulan Hükümlere Yönelik Yapılan İncelemede; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçların, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık ... ve müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak ayrı ayrı REDDİNE, II-) Sanıklar ... ve ... Haklarında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükümlerine Yönelik Yapılan İncelemede; İlk Derece Mahkemesince sanıklar haklarında verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ... ve müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun), 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun'un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı TCK’nın 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden ... alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı TCK'nın 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; her iki sanığın fikir birliği içerisinde katılanın kardeşinden olan sanık ...'ın alacağını tahsil etmek amacı ile katılana silahla saldırdıkları, katılanın araçların arasına atlayarak kendisini kurtardığı ve katılanın iş yeri önünde bulunan ve satmak için bulundurduğu araçlara mermilerin isabet ettiği, dolayısıyla sanıkların katılana yönelik nitelikli yağmaya teşebbüs, suçunu iştirak halinde işledikleri iddiasıyla açılan kamu davasında; 1. Dosya içerisinde mevcut İlk Derece Mahkemesinin 14.10.2019 tarihli ve 2019/323 Esas sayılı Naip Hakim Dosya İnceleme Tutanağı içeriğine göre; Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2019/3638 Esas sayılı soruşturma dosyasında, 03.03.2019 günü ... ...'un ihbarı üzerine, ... ...'un sanık ...'a borcunun bulunmasından kaynaklı husumet nedeniyle sanık ..., ... , ... ve ... isimli şahısların dosyamız katılanı ...'un ikametine gelerek silah doğrulttukları, ikamete ve havaya ateş ederek olay yerinden kaçtıkları ve olaydan sonra sanık ...'ın ... ...'u telefonla tehdit ettiği iddialarına ilişkin olarak yağma ve tehdit suçlarından soruşturma yürütüldüğünün belirtildiği görülmekle; incelemeye konu yağma suçu ile söz konusu soruşturma dosyasındaki yağma suçunun konularının aynı olup olmadığı, eylem tekliği ve taraflar arasında hukuki alacak bulunup bulunmadığı hususlarının tespiti bakımından; Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2019/3638 Esas sayılı soruşturma dosyasının akıbeti araştırılarak dava açılmış ise, her iki dava dosyasının 5271 sayılı CMK'nin 8. ve 11. maddeleri gereğince birleştirilip, delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi, birleştirmesi mümkün değil ise, dava dosyasına ait evrakın tasdikli bir nüshasının denetime olanak verecek şekilde dosya arasına konulması gerektiği gözetilmeksizin eksik soruşturma ile mahkumiyet hükmü kurulması, 2. Sanık ...'ın katılan ... ile kardeşi ... ...'un ortak galericilik işi yaptıklarını, iş yerlerinde her zaman birlikte görüldükleri şeklindeki savunması, katılan ...'un ise bu iddiaları reddetmesi ancak; İlk Derece Mahkemesinin 11.09.2019 günlü oturumunda katılan ...'un "Şubat 2019 tarihinde araç satışı şu şekilde gerçekleşmiştir. ... kardeşim ... ye bir Audi araç için para göndermiştir. ..., arabayı temin edip satışı gerçekleştirmem için bana iletmiştir. Ben de satış işlemini gerçekleştirmişimdir." şeklinde sanık ... ile ticari alışverişte bulunduğunu beyan etmesi karşısında; öncelikle katılanın kardeşi ... ...'un olaya ilişkin bilgi ve görgüsünün tespiti amacıyla tanık sıfatıyla dinlenilmesi ve kolluk marifetiyle katılan ... ve ... ...'un ortak iş yapıp yapmadıkları, aralarında hukuki veya fiili bir ortaklık bulunup bulunmadığı, sanık ...'ın katılan ...'tan alacaklı olup olmadığı hususları etraflıca araştırılarak sonucuna göre sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususunun değerlendirilmesi ve tartışılması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Hukuka aykırı bulunmuştur. Yukarıda açıklanan nedenle sanık ... ve müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 14.10.2021 tarihli ve 2021/57 Esas, 2021/2314 Karar sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname gerekçesine aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 24.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla