İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2023/15101 Karar: 2025/1418 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2023/15101 K.2025/1418

6. Ceza Dairesi 2023/15101 E. , 2025/1418 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/73 E., 2022/2831 K. SUÇ : İşyerinde veya eklentilerinde yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanm

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2023/15101 E. , 2025/1418 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/73 E., 2022/2831 K. SUÇ : İşyerinde veya eklentilerinde yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanm

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2023/15101 E. , 2025/1418 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/73 E., 2022/2831 K. SUÇ : İşyerinde veya eklentilerinde yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Sanık hakkında Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün; temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukukî ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukukî ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukukî ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukukî ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Faizle para verme işleri ise yetkisi olmayan kişiler tarafından yerine getirildiğinde ceza hukuku açısından suç olarak tanımlanmış ise de kişiler arasında bir alacak verecek ilşikisi doğurduğu da muhakkaktır. Burada önemli olan kurulan bu ilişki sonucu verilen ve alınan paralar arasında makul kabul edilebilecek bir oranın bulunup bulunmadığıdır. Makul ve kabul edilebilir sınırdaki miktarı çok fazla aşan veya borç anlaşıldığı şekilde ödenmiş olduğu halde para veya kaimi olabilecek belge istenmesi ve bunun zor yoluyla alınması halinde artık hukuki bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/6-91 E. 2017/291 K., Yargıtay 6. C.D. 2014/6911 E. 2015/38831 K., Yargıtay 6. C. D. 2022/3828E. 2024/717 K.,Yargıtay 6. C. D. 2023/19493 E. 2024/1350 K. sayılı ilamları) Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukukî bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek; taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukukî alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukukî ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukukî kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları) Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Kanun'un 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukukî alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; Oluş ve dosya içeriğine göre, katılan ile sanık arasında işçi işveren ilişkisinin bulunduğu, katılan ...'in sanık ...' nun sahibi olduğu Vizyon Akademi adlı kursta sorumlu müdür olarak çalıştığı, taraflar arasında zamanla anlaşmazlıklar yaşandığı, katılanın 15.04.2019 tarihli soruşturma aşamasında, maaşların ödeme şekli, yatırılacak banka, elden ödeme alınması, alacak ve bakiye gibi hususlarda beyanda bulunduğu ve 1.700,00 TL ücret alacağı kaldığını iddia ettiği, sanık ...'in ise, katılanın görevini ifa etmediği, süreçte kursa getireceğini taahhüt ettiği öğrenci akışını sağlamadığı, buna yönelik kayıtlar yapmadığı, kendisinden bu anlamda verim alınamadığı, hatta; işe gelmediği günlere ilişkin de katılanın 300,00-500,00 TL gibi bir borcunun bulunduğu, kendilerinin de katılandan alacaklı oldukları ve karşılıklı olarak mahsuplaşmalarının gerektiği, sonuçta katılanın işten çıkarılmasına karar verildiğinden bordrolar ve evraklar imzalatılarak katılanın usulüne göre işten çıkartıldığı, katılanın ise bunun aksine 03.10.2018 tarihinde alacağı olan parayı almak ve ilişiğini kesmek için çalıştığı kursa gittiği, ancak burada kendisine tehdit ve hakaretlerde bulunulduğunu, darp edilerek zorla ibraname imzalattırılmaya çalışıldığını belirttiği, sonuç olarak taraflar arasında ücret alacağı bulunup bulunmadığı hususunda ihtilaf bulunduğu, alacağın 5237 sayılı Kanun'da düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve soruşturma neticesinde yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz istekleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliği ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 06.02.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla