Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/17939 E. , 2025/4059 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/566 E., 2023/971 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kuru
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/17939 E. , 2025/4059 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/566 E., 2023/971 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, mağdurun aşamalarda olayın meydana geliş şekli ile ilgili farklı beyanlarda bulunduğu, hatta Mahkemeye sunduğu dilekçe ile sanık ve yanındaki haklarında beraat kararı verilen suça sürüklenen çocukların zorla telefonunu almadıklarını, başka şahısların telefonu aldıkları, cep telefonunu sanık ...'ın birisiyle görüşmek için istediğini, geri istediğinde de vermemesi üzerine elinden telefonunun zorla alındığı şeklinde beyan bulunduğu anlaşılmıştır. Mağdurun emniyette; olaydan yaklaşık 12-13 gün önce sanığın arkadaşı ... tarafından iki adet cep telefonunu zorla alındığını beyan ettiği, ancak sanığın kendisine telefonları bulacağını, polise bildirmemesini söylediğini belirtmiş ise de sanık ile mağdurun aynı gün içinde tanıştığı anlaşılmakla mağdurun bu eylem ile ilgili şikâyette bulunmadığı, daha yeni tanıştığı bir kişinin sözüne güvenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar haklarında beraat kararı verilen suça sürüklenen çocuklar; mağdurun sanığın yakasından tuttuğunu ve "Telefonumu ver" diye bağırdığını beyan etmiş iseler de suça sürüklenen çocukların aynı eylem nedeniyle yargılandıkları düşünüldüğünde; tarafsız bir şekilde beyanda bulunmalarının düşünülemeyeceği açıktır. Sanık her ne kadar aşamalarda farklı savunmalar geliştirmişse de suçlamayı kabul etmemiştir. Tüm bu anlatım ışığında; tüm aşamalarda şikâyetçinin beyanlarının çelişkili olan soyut beyanı dışında, hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanık nitelikli yağma suçundan beraati yerine ile yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarına yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere dosyanın Gaziantep 5. Ağır Ceza Mahkemesine, bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 15.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.