Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/1934 E. , 2024/12002 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/411 E., 2022/403 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, hakaret, tehdit, kasten yaralama, işyeri dokunulmazlığının ihlali HÜKÜMLER : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma Sanık ... hakkında bozma öncesinde,
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/1934 E. , 2024/12002 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/411 E., 2022/403 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, hakaret, tehdit, kasten yaralama, işyeri dokunulmazlığının ihlali HÜKÜMLER : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma Sanık ... hakkında bozma öncesinde, şikâyetçiler ..., ... ve ...'a yönelik 20.11.2012 tarihli birden fazla kişiyle tehdit suçundan verilen beraat kararına karşı o yer Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe temyize başvurulması ve bozma ilamının bu hükmü de kapsadığı gözetilmeksizin sanık ... hakkında şikâyetçiler ..., ... ve ... 'a yönelik 20.11.2012 tarihli birden fazla kişiyle tehdit suçundan hükmün gerekçesinde beraat kararı verildiğine ilişkin açıklama bulunmasına rağmen bu yönde bir hüküm kurulmadığı görülmekle; bu yönde mahkemesince hüküm kurulması mümkün görülmüştür. I. Sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdurlar ..., ... ve ...'a yönelik 07.08.2012 tarihinde gerçekleşen tehdit ve yaralama suçları ile; sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ...'a yönelik 17.11.2012 tarihinde gerçekleşen hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanıkların eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 106/2-c, 86/2-a ve 125/1-4 de düzenlenen suçunun gerektirdiği cezaların türü ve üst sınırına göre, aynı Kanun'un 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık uzamış dava zamanaşımının, suç tarihleri olan 07.08.2012 ile 17.11.2012 gününden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz isteği bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 322 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle tebliğnameye aykırı olarak ayrı ayrı DÜŞMESİNE, II. Sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ...'e yönelik 14.12.2012 tarihinde gerçekleşen birden fazla kişi ile birlikte tehdit, kasten yaralama ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tüm dosya kapsamından sanıkların üzerine atılı suçları işlediği fakat silahla birden fazla kişi tarafından birlikte var olan veya sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak gece vakti yağma suçu yönünden yapılan değerlendirmede bu eylemin özellikle müşteki ... ...'nın cebindeki paranın nasıl alındığı yönündeki çelişkili beyanları ve tüm delillerden sanıkların eyleminin "birden fazla kişi tarafından birlikte silahla tehdit" ve ''genel güvenliğin silahla tehlikeye sokulması'' suçlarını oluşturduğu sanıklar hakkında TCK'nın 44 maddesi ... içtima kuralları gereği ağır olan suçtan cezaladırılır hükmü gereği ceza miktarı itibariyle daha ağır olan birden fazla kişi ile birlikte tehdit suçundan TCK'nın 106/2-a-c maddesi gereğince cezalandırılmalarına, sanıkların bu tehdit suçu sırasında müştekiyi BTM ile giderilemez şekilde silahtan sayılan içki şişeleri ve bardaklarla yaraladıklarının doktor raporu, müşteki beyanı, tanık beyanı, sanıkların kısmi ikrarı ve tüm dosya kapsamından sabit olduğundan basit yaralama, silahla tehdit ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından cezalandırılmalarına ilişkin mahkeme gerekçesinin, mağdurun aşamalarda değişen beyanları ile mağdurun oğlu ile sanık ...'nin geçmişe dayalı ve adliyeye yansıyan husumeti dikkate alındığında isabetli olduğu değerlendirilerek tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimler Kurulunun takdirine göre, sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye aykırı olarak, ayrı ayrı ONANMASINA, II. Sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ...'a yönelik 17.11.2012 tarihinde gerçekleşen yağmaya teşebbüs suçundan; mağdurlar ..., ... ve ...'a yönelik 20.11.2012 tarihinde gerçekleşen birden fazla kişi ile birlikte tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'na (6098 sayılı Kanun) göre, borcun kaynakları üç temel kategoride düzenlenmiştir. Birincisi: Sözleşmeden ... borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 1-48. Maddeleri) İkincisi: Haksız fiillerden ... borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 49-76. Maddeleri) Üçüncüsü ise: Sebepsiz zenginleşmeden ... borç ilişkileridir. (6098 sayılı Kanun 77-82. Maddeleri) 6098 sayılı Kanun'un 49/1. maddesine göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı Kanun'un 74. maddesine göre de; Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. (6098 sayılı Kanun 1/1. maddesi) Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların iradelerinin fesada uğratılmamış olması gerekir, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, bu sözleşme ile bağlı değildir. (6098 sayılı Kanun 36/1. maddesi) Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. ... Centel- Hamide ...- ... Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; a) Sanık ...'nin aşamalarda alınan savunmalarında, katılan ...'dan alacağı olduğunu, katılanın yanında bir süre çalıştığını, bu nedenle daha önceki tarihte katılanı yaraladığını belirtmesi karşısında, sanık ile katılan arasında alacak-borç ilişkisinin tespiti bakımından, önceki tarihte sanık ...'nin katılana karşı işlediği kasten yaralama suçundan yapılan yargılamaya ait evrakları ile senetlere ilişkin icra takibine konu dosya evrakları getirtilerek, sanık ...'nin babası ...'ın tanık olarak beyanına başvurulması sureyle sonucuna göre 5237 sayılı Kanun'un md. 150/1 hükümleri değerlendirilmek suretiyle ve sanık ...'un da sanık ...'nin eylemlerine ne şekilde iştirak ettiği tartışılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan hüküm kurulması, b) Kabule göre de, sanıkların 17.11.2012 ve 20.11.2012 tarihli eylemlerinin kül halinde, müşteki ...'a ait malvarlığına yönelik tek bir nitelikli yağmaya teşebbüs suçuna meydan verdiği ve her iki sanığın eyleme katılım şekline göre, sanık ...'ın 5237 sayılı Yasa'nın 149/1-a-c-d-h, 35/2. maddeleri, sanık ...'un ise aynı Yasa'nın 149/1-c-d-h, 35/2. maddeleri gereğince cezalandırılması gerekirken eylem ikiye bölünerek ayrı ayrı hükümler kurulması, c) Mağdur ...'e yönelik 14.12.2012 tarihinde gerçekleşen konut dokunulmazlığının ihlali suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesine karşın sanıklar hakkında aynı Kanun'un 119/1-c hükmünün uygulanmaması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, 1412 sayılı Kanun'un 326/son maddesi gereğince sanıkların kazanılmış haklarının korunmasına, 18.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.