İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2024/3637 Karar: 2026/1946 Tarih: 2026

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2024/3637 K.2026/1946

6. Ceza Dairesi 2024/3637 E. , 2026/1946 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/760 E., 2024/1604 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yapılan ön inceleme neticesinde; suça sürüklenen çocuk

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2024/3637 E. , 2026/1946 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/760 E., 2024/1604 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yapılan ön inceleme neticesinde; suça sürüklenen çocuk

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2024/3637 E. , 2026/1946 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/760 E., 2024/1604 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yapılan ön inceleme neticesinde; suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. Bozma Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.09.2022 tarihli ve 2022/57 Esas, 2022/418 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 149/1-c, 168/3-1, 31/3, 62. maddesi uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmolunan netice cezanın, 5237 sayılı Kanun'un 51/1 maddesi uyarınca ertelenmesine, aynı maddenin üçüncü fıkrası gereği sanık hakkında 2 yıl 10 aylık denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 16.06.2023 tarihli ve 2022/2356 Esas, 2023/1904 Karar sayılı kararı ile; suçu sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik o yer Cumhuriyet savcısının ve suça sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvusunun kabulü ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-e maddesi uyarınca hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir. B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci Bozma üzerine Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.12.2023 tarihli ve 2023/455 Esas, 2023/742 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 149/1-c, 31/3, 62/1 maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 23.05.2024 tarihli ve 2024/760 Esas, 2024/1604 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yöneliksuça sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ Değerlendirme ve Gerekçe 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.09.2022 tarihli ve 2022/57 Esas, 2022/418 Karar sayılı dosyasında verilen mahkumiyet kararına yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 16.06.2023 tarihli ve 2022/2356 Esas, 2023/1904 Karar sayılı kararında "Gerekçeli karar içeriğinde, telefonu alan şahsın kaçarak olay yerinden uzaklaştığı, mağdurun takip etmeyi bıraktığı, bir süre sonra kolluk görevlileri tarafından yapılan araştırma neticesinde suça sürüklenen çocuk ...'nin üzerinden mağdura ait cep telefonunun tespit edildiği ve dosyada bulunan 27/10/2021 tarihli olay tutanağına göre olaydan kısa bir süre sonra cep telefonunun suça sürüklenen çocuğun üzerinde kolluk görevlileri tarafından tespit edilmesi, suça sürüklenen çocuğun cep telefonunu mağdura teslim etmek amacıyla aldığına dair savunmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kabul edildiği halde suça sürüklenen çocuğun katılanın telefonunu soruşturma aşamasında teslim ettiği gerekçesi ile suça sürüklenen çocuğun katılanın zararını soruşturma aşamasında etkin pişmanlık göstererek giderdiği belirtilerek TCK'nun 168/3-1 maddesi uyarınca cezasından indirim yapılarak hükümde karışıklık ve çelişki yaratılması, Kabule göre de; Kolluk tutanağına göre, yakalanan suça sürüklenen çocuğun üst aramasında fabrika ayarlarına çevrilmiş suça konu telefonunun ele geçirildiğinin anlaşılması karşısında, etkin pişmanlık hükümlerinin gerçekleşmediği gözetilmeden TCK'nin 168/1 Maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanarak eksik ceza tayini," şeklinde belirttiği gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın ve katılanın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, her ne kadar temyize konu somut olayda, suça sürüklenen çocuk hakkında verilen hüküm yönünden bölge adliye mahkemesince verilen ve yasaya aykırı olan bozma kararı suça sürüklenen çocuğun temyiz hakkını etkilememiş ise de bölge adliye mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilamı sanıkların ve katılanın temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması........... Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197). Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 16.06.2023 tarihli ve 2022/2356 Esas, 2023/1904 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.12.2023 tarihli ve 2023/455 Esas, 2023/742 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırılık bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 03.03.2026 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla