İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2024/5025 Karar: 2026/2810 Tarih: 2026

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2024/5025 K.2026/2810

6. Ceza Dairesi 2024/5025 E. , 2026/2810 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/218 E., 2024/1442 K. SUÇ : Nitelikli Yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağm

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2024/5025 E. , 2026/2810 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/218 E., 2024/1442 K. SUÇ : Nitelikli Yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağm

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2024/5025 E. , 2026/2810 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/218 E., 2024/1442 K. SUÇ : Nitelikli Yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.11.2022 tarihli ve 2020/360 Esas, 2022/326 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-c-d, 168, 53. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. B. İstinaf Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 15.05.2024 tarihli ve 2023/218 Esas, 2024/1442 Karar sayılı sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiisinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri: Eksik hususların bulunduğuna, eylemin alacağının tahsili amacıyla gerçekleştiğine, sanığın tehdit kastının bulunmadığına, hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü cezanın delil anlayışı ile hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulünde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikayetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikayetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar ve sanıklar ile şikayetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını gösterir nitelikte ise şikayetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca "şüpheden sanık yararlanır kuralı" ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Kanun'un 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Ancak, kanun metninde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir. Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek - senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.05.2017 tarihli 2017/6-91 Esas ve 2017/291 Karar sayılı "... İnceleme dışı sanık ... ile katılan ... arasında ... plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen ...'e iade etmemesi üzerine, ...'in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık ...'in ise yanında çalıştığı ...'in katılan ...'dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ..." şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı "...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir..." , " şikâyetçi ...’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık ...’ın eşinin üzerine devrettiği olayda; ...’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık ...’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. " şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir. Somut olaya gelince; temyiz dışı ... ve ...'in bir dönem mağdur ...'un yanında çalışıp ayrıldıkları, işten ayrılma aşamasında mağdurdan bir miktar alacakları oldukları, olay günü bu alacaklarını tahsil etmek amacıyla tüm sanıkların mağdurun çiftliğine gittikleri, aralarında alacağın miktarı konusunda tartışma çıktığı, mağdurun paranın tamamını ödeyemeyeceğini söylemesi üzerine temyiz dışı sanık ...'ın kardeşi sanık ...'ın yanında getirdiği av tüfeğiyle ateş edip "...parayı getirince arabayı alırsın..." şeklinde sözler sarf ederek mağdurun aracını alıp olay yerinden ayrıldıkları, devamında olayın kolluğa intikal etmesi üzerine aracı mağdura iade ettiklerinin anlaşılması karşısında; temyiz dışı sanıklar ... ve ...'in suça konu aracı alacaklarının ödenmesi halinde iade edeceklerini belirtmiş olmaları da dikkate alındığında; olayın başından itibaren alacaklarının sürüncemede kalmamasını sağlamak ve/veya alacaklarına bir an önce kavuşmak amacıyla eylem ve söylem geliştiren sanıkların istem ve özgülenen kasıtlarının alacak miktarı ile sınırlı tuttukları kabul edilip 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-a-c maddelerinde düzenlenen tehdit suçu ile hüküm kurulması gerekirken yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararına yönelik ... ve müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Kararın, sanıklar ... ve ...'e SİRAYETİNE; Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 06.04.2026 tarihinde karar verildi.

Özgün Analiz

Olay Özeti: Bir dönem mağdurun yanında çalışıp ayrılan kişilerin, işten ayrılırken doğan alacaklarını tahsil amacıyla mağdurun çiftliğine gittikleri, alacak miktarında çıkan tartışma üzerine sanığın av tüfeğiyle ateş edip 'parayı getirince arabayı alırsın' diyerek mağdurun aracını alıp götürdüğü, aracın sonradan iade edildiği olayda, ilk derece nitelikli yağmadan mahkumiyet kurmuş, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmiştir.

Hukuki İlke: Hukuki bir ilişkiye/alacağa dayanan ve kastı alacak miktarıyla sınırlı tutulan cebir-tehdit eylemleri, ceza yargılamasında hukuk davası gibi ispat aranmaksızın alacak iddiasının ciddiyeti değerlendirilerek, yağma yerine TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-a-c. maddelerindeki tehdit suçu kapsamında değerlendirilmelidir; alacaklının yanında çalışan/ortak gibi kişiler de bu düzenlemeden yararlanabilir (TCK 30, 150/1). Karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu yöndeki içtihatlarına dayanmıştır.

Uygulama Sonucu: Hükmün bozulması ve kararın diğer sanıklara sirayetine karar verilmesi (CMK 302).

Dava Strateji Notu: Yağma isnadında, taraflar arasında gerçek bir alacak-borç ilişkisinin ve kastın alacakla sınırlı olduğunun ortaya konulabilmesi halinde eylem TCK 150/1 üzerinden tehdide dönüşür; tanık, yazışma ve hesaplaşma delilleriyle hukuki ilişkinin varlığı somutlaştırılmalıdır.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla