Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/5359 E. , 2025/10840 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/ 2401 E., 2024/ 1219K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Esastan reddi ile onama TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Ceza Muhakem
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/5359 E. , 2025/10840 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/ 2401 E., 2024/ 1219K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Esastan reddi ile onama TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafileri tarafından ileri sürülen temyiz sebeplerine yönelik yapılan incelemede; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 148 inci ve 149 uncu maddelerinde düzenlemeye göre; bir başkasının kendisinin veya yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden yada mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişinin eylemi yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Cebir ve tehdit karşısında mağdurun başka bir seçeneği kalmamaktadır. Yağma suçu ekonomik nitelikteki suçlar arasında yer alıp işin niteliği gereği faydalanma amacını taşıması gerekir. Dairemiz uygulamalarında ise "faydalanma maksadının" aranması gerektiğinin çok açık olarak gösterildiği, ayrıca birçok kararlarında bahse konu faydalanma maksadının son derece dar yorumlandığı, "mal edinme" veya "sahiplenme yani "kullanma" yada "ekonomik yarar sağlama" şartlarını aramış onun haricindeki saikleri "faydalanma olarak" kabul edilmediği anlaşılmıştır. (Faydalanma maksadının varlığının zorunluluğuna ilişkin örnek kararlar için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.02.20 13... /6-1290E. 2013/35K. Yargıtay 6.C.D. 2005/10644E. 2005/9164K. Yargıtay 6.C.D. 2015/8292E. 2017/4019K. sayılı ilamları) Bu bakımdan somut olayımızın incelenmesine gelince; Sanık ile mağdurun gayri resmi birlikteliği bulunduğu, olay günü mağdurun, sanığın kullanımındaki araca rızası ile bindiği, araç içerisinde sanığın, mağdurun bir başkası ile ilişkisi bulunduğundan şüphelenerek mağdurdan cep telefonunu istediği, mağdurun kollukça alınan beyanı içeriğine göre telefonu rızası ile sanığa verdiği, savcılık ve sonraki aşama beyanları içeriğine göre ise sanığın çekip almak suretiyle bahse konu cep telefonunu aldığı, sonrasında sanığın mağdurdan cep telefonun şifresini söylemesini istediği, mağdurun şifreyi vermek istememesi üzerine ise sanığın bu kez belindeki silahı eline alarak mağduru öldürmekle tehdit ettiği, bu sırada olay yerinden tesadüfen geçen mağdurun işyerinden arkadaşı servis şoförü tanık M.İ.'nin de sanığı elinde silah olduğu halde gördüğü fakat mağdur ile aralarında geçen konuşmaları duymadığı, sanığı eylemini sonlandırması için uyardığı fakat gerek sanığın gerekte mağdurun, tanığa olaya karışmamasını istemeleri sonrasında sanık ile mağdurun araç ile uzaklaştıkları, tanık M.İ.'nin ise bu sırada kendi aracı ile sanık ve mağduru takip ettiği nihayet bir süre sonra mağdurun sanığa ait araçtan inerek tanık M.İ.'ye ait araca bindiği, suça konu cep telefonun ise sanıkça soruşturma aşamasında teslim edildiğinin anlaşılması karşısında sanığın suça konu cep telefonunun aracında unutulduğuna yönelik inkar içerikli savunması, mağdurun kısmen çelişik beyanları ile tanık M.İ. anlatımı ve tüm tüm dosya kapsamı içeriğinden sanığın mal edinme amacı ile hareket etmediği kastının mağdurun cep telefonundaki mesajlara bakmaya yönelik olduğu, yağma suçuna konu cep telefonu bakımından sanığın faydalanma amacı ile suça konu telefonu zorla aldığının her türlü şüpheden uzak kesin delil ile ispatlanamadığı buna karşılık özellikle tanık M.İ. beyanlarından sanığın her türlü şüpheden uzak sabit görülebilen eyleminin mağdura yönelik silahla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Cizre 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 08.12.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.