İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2025/2345 Karar: 2025/6092 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2025/2345 K.2025/6092

6. Ceza Dairesi 2025/2345 E. , 2025/6092 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2395 E., 2022/3269 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Yargtay 6. Ceza Dairesinin 16.04.2025 tarihli ve 2023/18308 Esas, 2025/4126 Karar

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2025/2345 E. , 2025/6092 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2395 E., 2022/3269 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Yargtay 6. Ceza Dairesinin 16.04.2025 tarihli ve 2023/18308 Esas, 2025/4126 Karar

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2025/2345 E. , 2025/6092 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2395 E., 2022/3269 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Yargtay 6. Ceza Dairesinin 16.04.2025 tarihli ve 2023/18308 Esas, 2025/4126 Karar sayılı kararı İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargtay 6. Ceza Dairesinin 16.04.2025 tarihli ve 2023/18308 Esas, 2025/4126 Karar sayılı kararı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.05.2025 tarihli ve 6-2023/22460 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, "... Yüksek Daire ile aramızda oluşan uyuşmazlık; yağma suçunun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı hususuna ilişkindir. ...Konunun açıklığa kavuşması bakımından yağma ve teşebbüs kavramlarına değinmekte yarar vardır. TCK'nın 148. maddesinde yağma suçu; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Madde gerekçesinde; "Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir." açıklamasına yer verilmiştir. TCK'nın suç tarihi itibarıyla yürürlükteki 149. maddesinde de yağma suçunun; "Silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla” işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir. Bu aşamada konumuza ilişkin olarak suça teşebbüs hükümleri üzerinde de kısaca durulmalıdır. 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinin birinci fıkrası; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur." şeklindedir. Suça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3-Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Öğretide; teşebbüs açısından "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Koca–Üzülmez; s. 401.) Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet ...-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315.) Bu açıklamalardan sonra yağma suçunda teşebbüs hükümlerinin uygulanabilme koşullarına değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Neticesi hareket ile bitişik bir suç olan yağma teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı alamadığı hâllerde, yağma suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılır. Yağma suçunda almanın gerçekleşmesi hırsızlık suçunun aksine, failin malı egemenlik alanına sokmasına bağlı değildir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması ise, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp giderken yakalanması halinde suça teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir. (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Kişilere karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, 4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406.) Yargıtay uygulamasına da baktığımızda malın alınmasıyla yağma suçunun tamamlandığı kabul edilmektedir. Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 14.03.2016 gün ve 2013/31901 Esas, 2016//2207 Karar sayılı kararı; "Yakınanın çiftliğinde bulanan hayvanları aracına yükleyip ayrılacağı sırada, olay yerine gelen tanıkların müdahalesi ile araçta bulunan silahı alıp gelen tanıklara doğrultarak ''gelmeyin hayvanları vermeyeceğim'' şeklinde sözler sarf eden sanığın eylemi hırsızlık olarak başlayıp, dönüşen haliyle tamamlanmış yağma suçunu oluşturduğu düşünülmeden, eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle yazılı şekilde uygulama yapılması,", Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 11.02.2016 gün ve 2015/5884 Esas, 2016//580 Karar sayılı kararı; "Oluş ve dosya kapsamına göre; sanıkların birlikte katılanı darp ederek, üzerindeki cep telefonunu zorla aldıktan sonra katılanın bağırması üzerine olay yerine gelen çevredeki vatandaşların olaya müdahale ederek, sanıklardan aldıkları telefonu katılana iade ettikleri gözetildiğinde, sanıkların üzerine atılı nitelikli yağma suçu tamamlandığı halde eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle hüküm kurulması,", Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 05.07.2017 gün ve 2015/3311 Esas, 2017//2625 Karar sayılı kararı; "Sanık ... 'ın mağduru darp ederek boynundaki kolyeyi ve çantasını yağmaladığı, olay yerinde güvenlik görevlisi olan tanık ... 'ın mağdurun çığlığını duyarak olay yerine gelip sanığa müdahale ettiği ve çanta ile kolyeyi sanıktan alarak mağdura iade ettiği olayda; sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği yağma eyleminin tamamlanmış olduğu gözetilmeden, teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesi ile yazılı şekilde eksik ceza tayini" gerekçeleriyle hükümleri bozmaktadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın bıçak kullanma bıçak kullanmak suretiyle katılanı yaralayıp, cep telefonunu aldığı iddia ve kabul edilen eylemde telefonun alınmasıyla suçun tamamlandığı anlaşılmakla, eylemin teşebbüs aşamanda kaldığından bahisle bozma ilamına karşı itiraz edilmesi düşünülmüştür. Nitekim Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.11.2024 gün ve 2024/354 Esas, 2024/357 Karar, 04.12.2024 gün ve 2023/284 Esas, 2024/396 Karar, 01.03.2016 gün ve 2014/263 Esas, 2016/107 Karar ve 05.04.2023 gün ve 2022/64 Esas, 2023/204 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir... Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 16.04.2025 gün ve 2023/18308 Esas, 2025/4126 Karar "Bozma" kararının kaldırılması, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 10.11.2022 gün ve 2022/2395 Esas, 2022/3269 Karar sayılı hükmünün "CMK'nun 302/1 maddesi uyarınca esastan reddiyle onanmasına" karar verilmesi, " talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Sanık ile katılanın trafikte yaşadıkları tartışma üzerine araçlarını durdurarak indikleri, karşılıklı kavga etmeye başladıkları, sanığın aracına giderek bıçak aldığı, katılanın üzerine gitmeye çalıştığı akabinde katılanın aracına giderek araç içerisinde bulunan katılana ait cep telefonunu aldığı ve cebine koyduğu, katılanın telefonunu almak için sanığın üzerine gittiği, bıçak bulunan elini tutarak sanığın cebinden telefonunu geri aldığı, bu sırada katılanın elinin bıçakla yaralandığı olayda eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı tartışılmıştır. Bu fiil ve benzer sıkça rastlanan fiillerde, uygulamanın isabet ve istikrarı bakımından, yağma suçu hakkında öğretideki görüşler ve suç hakkındaki uygulamalar gözden geçirilmeli ve değerlendirilmelidir. Suç, öğretide genel kabul görmüş tarif ile icra hareketlerinin başlayıp tamamlanması, kanuni tarifinde neticeye yer verilen suçlarda ise icranın tamamlanıp neticenin gerçekleşmesi ile işlenmiş sayılacak, aksi hallerde teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilecektir. Suç tamamlanmasına rağmen, kesintisiz veya kısa aralıklarla kesintili (Teselsül ve temadi), işlenmeye devam edebilir ve daha sonra sonuçlanabilir. Bu sebeple öğretide suçun “tamamlanması” ve “son bulması” ayrımı da yapılmaktadır. Teşebbüste önemli olan suçun tamamlanmamasıdır, suç tamamlandıktan sonra bulmasına gerek yoktur. Suçun teşebbüs aşamasında kalmasına rağmen failin cezalandırılmasının sebebi fail suç işleme kararı ile hazırlık hareketlerini yapıp icra hareketlerine başlamak veya icrayı tamamlayıp neticeye ulaşamamış olmakla suçla korunan hukuki yarar bakımından ciddi bir tehlike yaratmasındandır. Teşebbüs tamamlayıcı ve cezalandırmayı genişletici bir düzenlemedir. Maddenin belirlediği kritere göre doğrudan doğruya suçun icrasına başlamış olmalıdır. (H.Zafer, Ceza Huk. G.Hükümler, sf. 409). Suç icrasında katedilen mesafe ve doğan tehlikenin ağırlığa göre oran belirlenerek uygulama yapılacaktır. TCK'mız teşebbüste objektif teoriyi benimsemiştir. Bu teoriye göre failin icra hareketi ile suçla korunan değeri tehlikeye attığı, büyük ihtimal ile failin ihlali gerçekleştirecek olmasıdır. Yoksa subjektif olarak failin iradesi dikkate alınmaz. (M.E.Artuk, A.Gökçen, Cez.Huk.G.Hükümler, 15.B sf:686) Uygulamada suçun tamamlanıp tamamlanmadığının tespiti; yağmalanan malın ne olduğu belirlendikten sonra değeri bakımından cezada arttırım veya indirim yapılıp yapılmayacağına, gönüllü vazgeçme veya etkinlik pişmanlık hükümlerinden hangisinin uygulanacağına, gönüllü vazgeçme varsa o zamana kadar ki hareketlerin başka bir suç oluşturup oluşturmadığına, suç tamamlanmış ise devamı hareketlerin yeni bir suç oluşturup oluşturmadığına dair devamı uygulamalarımızı da doğrudan etkileyecektir. Bu hukuki kavramların tüm olaylarda amacına uygun, birbirleri ile uyumlu ve olaya göre prensiplerinde farklılık yaratmadan uygulanması gerekir. 5237 sayılı Kanun'da da teşebbüsün ortak bir hüküm olduğu hep dikkate alınmalıdır. Sadece suçların kanunda tarif edilen icra hareketlerindeki veya neticesindeki farklılıklar teşebbüs uygulamamızı da farklılaştırabilecektir. Bu nedenle hırsızlık ve yağma suçunun gerek birbirleri ile gerekse başka suçlarla hukuki benzerlik ve farklılıkları ve her iki suçta kanun koyucunun amacı isabetli yorumlanmalıdır. Bu bakımdan öğretideki kavramlar, yağma ve hırsızlık suçunun ihlal ettiği hukuki değerler, maddi unsurları, maddi unsurları olarak maddede tarif edilen hukuki fiil, fiilin; tekliği veya çokluğu yani tek veya çok hareketli, bağlı hareketli, seçimlik hareketli, sırf hareketli veya neticeli suç olup olmadığı, suçun icrasının ne zaman tamamlandığı, neticeli suç kabul edersek neticesinin ne zaman gerçekleştiği ve nihayet zilyetlik ve zilyetliğin sona erdirilmesi kavramının hukuken neyi ifade ettiğidir. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki uygulamada en önemli ve tartışmalı sorun yağmada alma icra hareketinin ne zaman tamamlandığı veya neticeli suç kabul edersek neticenin ne zaman gerçekleştiğidir. Bu noktada hukuki tespit ve kriterin belirlenmesi için, suçun maddi unsurları ve suça teşebbüs hakkında öğretinin ve 5237 sayılı Kanun'un benimsediği sistem, 5237 sayılı Kanun ve medeni Kanun’a göre zilyetlik ve yağma suçunda zilyetliğin son bulması ile ilgili kanun ve gerekçelerinin, başlıklar altında ve ayrıntılı değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜMÜNE ETKİ EDEN KONULAR 1. SUÇUN MADDİ UNSURLARI VE TEŞEBBÜS Yağma suçu öğretide genel kabul gördüğü üzere bileşik, seçimlik hareketli, bağlı hareketli, çok hareketli, “neticeli” bir suçtur. Ancak yağma suçu “sırf hareketli suç” (neticesi harekete bitişik suç) olarak da nitelendirilmektedir. Örneğin ...,..., ...., .... ve ....yağma ve hırsızlık suçunun “sırf hareketli suç” olduğu ve... ise “neticeli suç” olduğu görüşündedirler. Doktrinde sırf hareket ve neticeli suç ayrımı yapılmakta ve bir suçun neticeli bir suç olarak tanımlanabilmesi için suçun kanuni tanımında mutlaka neticeye yer verilmelidir ve neticenin de gerçekleşmesi ile suç tamamlanır. Sırf hareket suçlarında ise fiilin icrası ile suç tamamlanır görüşü genel kabul görmektedir. Yeni TCK sisteminde netice suçun maddi unsurlarından fiilin bir alt unsuru olarak değil fiilden sonra netice olarak ayrı bir bir unsur olduğunu ifade eden ...: "her suçta mutlaka bir netice vardır şeklindeki klasik anlayış terk edilmiştir. Bunun sonucu olarak, benimsenen sistemde, klasik suç teorisinde olduğu gibi "neticesi harekete bitişik" veya "neticesi hareketten ayrı suç" kavramından söz edilemeyeceğini" belirtmiştir. (İ...., TCK Gn.Hkmlr, 18.Bs, sf:190) ...'te neticeli suç ve sırf hareketli suç ayrımı yapmakta, doktrinde “neticeli suç” kavramı ile ilgili olarak bazı akademisyenlere atıfta bulunarak (S.Dönmezer/S.Erman, Naz. ve Tat. Türk. Cez. Hukuku, I, no: 516, 611, İçel/Sokullu/Akıncı/.../Sözüer/ Mahmutoğlu/Ünver, Suç Teorisi, sf.67, Toroslu, Ceza Hukuku 4.bs. Sf 55) sırf hareket suçlarına hakaret ve iftira suçlarını, neticeli suçlara ise kasten öldürme, mala zarar verme, hırsızlık, dolandırıcılık ve yağma suçlarını örnek göstermektedir. Yağma ve hırsızlığı sırf hareket suçu olarak kabul eden akademisyenler kanun metninde neticeye yer verilmemiş olsa bile her suçta mutlaka bir netice vardır görüşünde oldukları için sırf hareket suçları için “neticesi harekete bitişik suç” kavramını da kullanmaktadırlar. Bunun sebebi soyut da olsa doğan bir tehlikenin netice olduğu yaklaşımıdır. "..tehlike kuramı, sonuçsuz suç kuramını reddeder ve ceza hukukunda iki çeşit netice olduğunu kabul eder: zarar neticesi ve tehlike neticesi. Böylece sırf hareket suçları denilen tehlike suçlarında esasen doğal bir neticenin varlığını kabul etmiş olur." (M.E.Artuk ve A.Gökçen, C.Huk. G.Hükümler, 15.B. sf.338, Not: Metinde N.Kunter, Suçun maddi unsurları nazariyesi,sf.80. adlı esere atıf ardır.) Öğretide “Doğal olarak her suçta bir netice vardır, yağma ve hırsızlık gibi kanunda açıkça neticeye yer verilmeyen bu nedenle sırf hareketli sayılan suçlarda suçun tamamlanması bakımından failin malı kendi egemenlik alanına sokması, neticenin gerçekleşmesi zorunlu değildir” görüşünde olanlar ise görüşlerine gerekçe olarak, yağmanın tamamlanması için mağdurun malın tesliminin ya da alınmasına karşı konulmamasının sağlanmasıyla tamamlandığının madde de açıkça düzenlendiğini göstermektedirler. (N.Centel, H.Zafer, Ö.Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yay.2011, s. 348; ), ( Ar. Gör.Y.M. DİNÇ, Doç. Dr. M.E.RUHİ Erzincan Ü.Sos. B.Enst.Dergisi (ERZSOSDE) XI-II: 86-100, 2018) Bizce bu nitelendirme hırsızlık ve yağma suçlarının madde metinlerinin gerekçesi ile paralel değerlendirildiği bir nitelendirme değildir. Bizce, yağma ve hırsızlık “Sırf hareketli” veya “neticesi harekete bitişik” bir suç değil “neticeli suçtur." Hırsızılık ve yağma suçlarının öğretide hep aynı nitelendirilmeye tabi tutulduğu, madde metinleri gerekçeleri dikkate alınarak ve iki suçun bakımından karşılaştırılarak yorumlandığında ve TCK'nın suçun maddi unsuru bakımından kabul ettiği sistem dikkate alındığında, maddede icra hareketi ile suçun tamamlanmasına esas alacağımız netice de tanımlanmıştır. Şöyle ki yağma esasen araç suç olan etkili eylem veya tehdit ile amaç suç olan hırsızlık suçunun birleştirilmesi ile tesis edilen çok hareketli bir suçtur. Yağma, bileşen suçlarının icra hareketlerinin tamamlanması ve maddede tarif edilen neticenin gerçekleşmesi ile tamamlanmış aksi halde teşebbüs aşamasında kalmış olacaktır. Fail yağmanın bileşen ve araç suçu olan tehdit veya etkili eylem ile zilyedin irade hürriyetini veya vücut dokunulmazlığı hakkını ihlal edecek, birlikte ve devamında ise amaç suçu olan faydalanma (hırsızlık) kastı ile mağdurun mülkiyet ve zilyetlik hakkını ihlal etmeyle sonuçlanacak olan malı bizzat alma veya kendisine teslim ettirme icra hareketini tamamlayacaktır. Görüldüğü üzere burada soyut değil kanunda ve gerekçesinde tarif edilen somut bir netice vardır. Fail maddede almak şeklinde ifade edilen icra hareketini yapıp mal üzerinde tasarruf edebilme neticesine ulaşacaktır. Aksi halde fail mal üzerinde hakimiyet sağlayamadığından ve başka bir deyişle zilyedin zilyetlik hakkı ciddi bir tehlikeye girmiş ise de bu hakkının ihlali ve zarar sonucu doğmadığından suç teşebbüs aşamasında kalmış sayılacaktır. "...Malikin veya meşru zilyedin suçun konusunu oluşturan mal değeri üzerindeki zilyetliğinin sona erdirilmesi ve bu mal varlığı değeri üzerinde failin zilyetlik tesis etmesi gerekir." (Bknz : ..., a.g.e. sf:191) Kaldi ki aksine “sırf hareket suçu” kabul edersek de bizce sonuç değişmeyecektir, zira aşağıda kanun gerekçesi ve zilyetlik bahsinde ayrıntılı açıklandığı üzere, kanunda belirtilen “alma” icra hareketi, gerekçesinde belirtilen almanın gerçekleştiği yani falin mal üzerinde hakimiyet tesis etmesi ile tamamlanacaktır. 2. MADDENİN GEREKÇESİ Bu süreçte malın teslim edilmesi veya alınması fiilinin sözlük anlamı dışında hukuki anlamının (terim- ıstılah anlamı) neyi ifade ettiği maddenin ruhuna ve gerekçesine uygun şekilde belirlenmelidir. Madde gerekçelerinde bu hukuki fiiller şu şekilde tanımlanmıştır. TCK 141. madde gerekçesinde: Gerekçenin 3. fıkrasında: “Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.” denilmiştir. TCK 148. madde gerekçesinde ise: Gerekçenin 1. fıkrasında yağma suçu tanımlanmıştır. Gerekçenin 2. fıkrasında "Yağma suçunun tamamlanabilmesi için , kullanılan cebir ve tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamamılıdır." denildikten sonra cebir ve tehdidin mahiyeti açıklanmıştır. Cebir veya tehdit ile "..bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya.." şeklinde hukuki fiiller ortaya konmuş ve tanımı yapılmıştır. Bu hukuki fiilerinin yani almanın icra hareketlerinin gerçekleşmesi ile suçun tamamlanacağı belirtilmiştir. Bu fıkrada suçun tamamlanma anı değil tamamlanma şartı açıklanmıştır. Gerekçenin 3. fıkrasında “Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder.” denilmiştir. Bu 3. fıkraki gerekçe ise, 2. fıkrada "..bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya.." şeklinde ortaya konulan hukuki fiillerin (icra hareketlerinin) kapsamının, zilyetlik kavramındaki karşılığının tanıımlanarak yağma suçunda genel anlamda suçun ne zaman tamamlandığını belirleyen bir gerekçedir. Kullanılan ifadeler kısmen farklı da olsa, hırsızlık ve yağma suçunun gerekçelerinin 3. maddelerindeki zilyetlik ve suçun tamamlanma anı ile ilgili tanımlamalar aynı anlamdadır. Gerekçelerde, dikkat edilmesi gerekirse, suçun tamamlanması için önceki fıkralarda ortaya konulan hukuki anlamda alma şartının, ne zaman gerçekleşeceği yani suçun tamamlanma anı zilyetliğe son verme ve zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmanın olanaksız hale gelmesi şartına bağlanmıştır. Gerekçenin 4. fıkrasında ise "Mal zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir ve tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur." denilmiştir. Gerekçenin 4. fıkrasında: "Mal zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, ...." şeklinde başlayan ifade; gerekçenin 3. fıkrasında da belirtilen, malın ne zaman alınmış sayılacağını, dolayası ile suçun ne zaman tamamlandığını hatırlatan, tekrar niteliğinde olan ve failin suç yoluna kriter koyan, bu kritere göre, suç tamamlanmadan hırsızlık failinin cebir ve şiddet kullanması halinde suçun yağmaya dönüşeceğini, hırsızlık tamamlanırsa suçun yağmaya dönüşmeyeceğini açıklamak için kullanılan bir ifadedir. Nitekim suçun tamamlanma anı bu ifade ile anlatıldıktan sonra doğal olarak cümle "...bu ana kadar kadar yapılan cebir ve tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür" ifadesi ile tamamlanmıştır. Bu fıkra hırsızlık suçunun yağmaya dönüşme şartlarını açıklayan bir fıkradır. Suçun ne zaman tamamlandığını belirlemede bu fıkra değil üçüncü fıkra dikkate alınmalıdır. Ancak uygulamada yağma suçunun tamamlanma anı bakımından bazen gerekçenin 2. ve 4. fıkraları da dikkate alınmakta ve uygulamada suçun tamamlanma anına da gerekçe olarak gösterilmektedir. Hatta bazen hırsızlığın söz konusu olmadığı doğrudan cebir ve tehdidin yapılması hallerinde de 4. fıkra gerekçesine de dayanılmaktadır. Suç elbette, 3. fıkrada anlatılanın tekrar başka bir ifadeyle 4. fıkrada anlatıldığı gibi “mal üzerinde zilyedin tasarruf olanağı kalktığı anda alınmış ...” ve tamamlanmış olacaktır. Yoksa 2. ve 4.fıkradaki bu ifadeden suçun tamamlandığı zaman belirlenemez. Ancak bu yorumdaki yanılgı biraz da maddenin kaleme alınış şeklinden kaynaklandığı söylenebilir. Gerek hırsızlık gerekse yağma suçunun gerekçelerinin tamamı birlikte değerlendirilerek maddelerin gerekçeleri incelendiğinde "alma; suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesi ile tamamlanır" ve "Zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalkıncaya kadar yapılan cebir ve tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür” şeklinde bu gerekçelerin anlaşılması gerektiği ve kanun koyucunun amacının da bu olduğu tesbit edilecektir. Kanun koyucu 4. fıkrada hırsızlık suçunun yağmaya dönüşmesini açıkladıktan sonra gerekçenin 5. fıkrasında ise, doğal olarak, suçun tamlanmasından sonra failin kullandığı cebir ve tehdidin hırsızlık suçunu yağmaya dönüştürmeyeceğini açıklamıştır. Bu konuda "... Nitekim suç failin eşya üzerinde hakimiyet sağlayıp zilyetlik tesis etmesi ile tamamlanır." (Bknz: ..., a.g.e., Sf.191) açıklaması da yapılmıştır. Sonuç olarak, fail zilyedin malını rızası dışında alıp tasarruf olanağını ortadan kaldırdıktan yani hırsızlık suçunu işleyip tamamladıktan sonra malı götürmek veya yakalandığında vermemek için cebir ve tehdit kullanırsa, bu fiiline göre, başka yeni suçların konusu olacaktır. Failin hırsızlık suçu ile başlayan icra hareketlerine sonradan cebir ve tehdidi eklemesi suçu yağmaya dönüştürecek yada fail doğrudan zorla malı alacak, bu aşamadan sonra malda zilyedin tasarruf olanağı ortadan kaldırılıncaya kadar suç teşebbüs aşamasında kalacak, zilyedin tasarruf olanağının ortadan kaldırılması ile gelinen aşamada yağma suçu tamamlanmış olacak ve son olarak yağma suçunun tamamlanması aşamasından sonraki aşamalarda failin eylemi artık fiiline göre yeni suçların konusu olacaktır. Kanunun açıklamaya çalıştığımız gerekçesine göre yağma suçlarında da suçun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı, gerek doğrudan doğruya işlenmeye başlayan yağma gerekse hırsızlığın yağmaya dönüşmesiyle ile işlenen yağma suçlarında, mal üzerinde zilyedin tasarruf olanağının ortadan kalkıp kalmadığına ve sanığın mal üzerinde hakimiyet sağlayıp sağlamadığına göre belirlenmelidir. Hırsızlık suçunda da suçun tamalanma anı aynı şarta göre belirlenmelidir, nitekim öğreti ve uygulama bu yöndedir. 3. ZİLYETLİK Zilyetlik kavramının hukuken neyi ifade ettiği maddenin gerekçesi ve teşebbüs hükümleri açısından değerlendirilmelidir. Bu sebeple zilyetlik ile ilgili temel olarak Medeni Kanun ve TCK’nın zilyetliği atıf yapan hükümlerinin dikkate alınması gerekecektir. Medeni Kanununun Geçici Olarak Kesilme başlıklı 976. maddesinde ”Fiilî hakimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez” ve Savunma Hakkı başlıklı 981. maddenin ilk fıkrasında ise “Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir” hükümlerine yer verilmiştir. Zilyetlik, kişinin malı üzerinde, serbestçe tasarruf edebilecek durumda olması, malını, muhafaza edebilmesi, başkasına satabilmesi, ödünç verebilmesi, faydalanabilmesi, dolaylı zilyede verebilmesi ve malına yapılan saldırıyı defetmek hakkını içerir. Yağmada suçun tamamlanması malın zilyedinin mal üzerinde hakimiyetini kaybetmesi ile bu bahsedilen serbestçe tasarruf olanağının ortadan kalkıp bu imkanın kanunsuz olarak failin eline geçmesi gerekir. Başka bir ifadeyle failin hukuken alma fiilini neticelendirmesinden söz edebilmek için mal üzerinde failin hakimiyet tesis etmesini gerektirir. Zilyedin etkili eylemle etkisiz hale getirilmesi veya tehdit edilerek korkutulması ve malının failce alınmış olması halinde, zilyedin malını koruma direncinin kırıldığından bahsedilebilecek ise de, bu durumda henüz zilyedin hakimiyetinin sonlandırıldığı sonucuna varılamaz. Zilyet fiziki engeli bertaraf ederek veya korkusunu yenerek faile müdahale edebileceği gibi, etrafında olan olayı gören bir tanık veya resmî görevli de malı failden geri alabilir. Hatta fail hiç bir dış etkenden etkilenmeden hür iradesi ile gönüllü olarak eylemini sonlandırıp aldığı malı geri verebilir. Burada eylemin tamamlandığını kabul edersek etkin pişmanlıktan değil gönüllü vazgeçmeden söz edilebilir. Mağdurun zilyetliğine henüz son verilmediğinin kabul edildiği hallerde, tam bu aşamada, üçüncü kişiler, kolluk veya sivil şahısların zilyedin malını koruma hak ve görevleri çerçevesinde, faili yakalama ve malı geri alma hakları vardır. Hatta failce malı vermemek için bu kişilere karşı da zor veya tehdit kullanılması halinde, bu kişiler de yağma suçunun mağduru olacaktır. Kolluk veya sivil şahısların zilyedin malını onun adına koruma, geri alma ve faili yakalama hakları "kanunun emrini yerine getirme" ve “kanunun verdiği hakkı kullanmak” ile ilgili hukuki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Bu hukuka uygunluk nedenidir. Bu yüzden yağma suçunun mağduru olarak kabul edilmektedirler. Mağdurun zilyetliğine son verilmesinden sonraki failin bu kişilere karşı eylemi, yeni suç veya suçların konusu olacaktır. Bir suçun; suç tipi öğreti ve uygulamada ister “sırf hareketli suç” isterse “neticeli suç” olarak kabul edilsin, somut olayda işlenmesi kastedilen suçun icra hareketlerinin tamamlanıp tamamlanmadığının objektif ölçütten hareketle belirlenmesi gerekir. Failin kastettiği suçu işlemek için gerçekleştirmiş olduğu hareketlerin suç tipi bakımından gösterdiği özellikler göz önünde bulundurmak suretiyle gerekli ve yeterli olup olmadığı değerlendirilmelidir” (TCK Genel Hükümler, M.Koca, İ. Üzülmez, 12 B. , sf,432). GEREKÇELERİMİZ 1. Yağmada suçun tamamlanması için o suçla ilgili korunan tüm hakların ihlal edilmesi neticesinin gerçekleşmesi gerekir. Bu hakların sadece tehlikeye girmesi suçun teşebbüste kaldığının hukuki gerekçesidir. Amaç suç bakımından yağmada korunan hak mülkiyet ve zilyetlik hakkıdır. Yağma suçu ister “sırf hareketli” isterse bizim de katıldığımız gibi “neticeli suç" olarak nitelendirilsin, madde gerekçesinde belirtilen zilyetliğinin sona erdirilmiş ve zilyetlikten doğan doğan tasarruf haklarının kullanmanın olanaksız hale gelmesi neticesinin gerçekleşmesi gerekir. 2. Suçun tamamlanıp tamamlanmadığı, zilyet veya zilyede yardım edenlere göre veya suçun yağma kastı ile başlamasına veya hırsızlıktan yağmaya dönüşmesine göre farklı belirlenemez. Bu ayrımlar yapılmadan tüm hallerde, genelde TCK’mızın teşebbüs düzenlemesine, öğreti ve TCK’mız da teşebbüsün ortak bir hüküm olmasına, özelde ise suçta tarif edilen fiil ve neticeye, bu doğrultuda suçla korunan hakkın kesin olarak ihlal edilip edilmediğine, genel olarak kabul gören her suçta bir netice vardır görüşüne de uygun olarak neticenin gerçekleşip gerçekleşmediğine göre suçun tamamlanıp tamamlanmadığına karar verilmesi gerekir. Zilyedin hakkını kendisi dışında dolaylı zilyedin koruma hakkı olduğu gibi, failin suçu icra ettiğini gören kolluğun veya sivil olan şahısların da zilyetliği koruma hakları vardır. Bu hak kanundan doğan hukuka uygunluk, kanunun verdiği yetki veya kanunun emri gereğidir. Malın sahibi veya zilyedi bazen mağdur olmayıp sadece suçtan zarar gören olabilir. Zilyede yardım eden kişiler suç tamamlanıncaya kadar kendilerine karşı cebir ve tehdit kullanılması şartıyla suçun mağdurudurlar. Zilyedin malı çalındıktan sonra failin hakimiyetine geçinceye kadar ister zilyede isterse başka kişilere tehdit veya zor kullanılsın suçun teşebbüste kaldığı kabul edilmelidir. 3. Zilyedin direncinin kırılmış olması suçun tamamlanması bakımından tek başına bir kriter olamaz. Yağmanın sırf hareket veya neticesi harekete bitişik suç olduğu, malın alınmasıyla suçun tamamlandığı, tehdit veya müessir fiil suçunun işlenmesinin etkisi ile mağdurun direncinin kırılması ve eşyanın fiili anlamda elinden çıkması ile suçun tamamladığına dair görüşlere katılmıyoruz. Zira olay mahallinden uzaklaşmamış veya kaçamamış failin malı fiilen almış olmasından dolayı bu aşamada artık mağdurun zorla etkisiz hale getirilmiş veya korkutulmuştur gerekçesi ile ve soyut bir kabul ile mağdurun malını savunmayacak hale geldiği ve tasarruf olanağının ortadan kalktığı sonucuna varılamaz. Bu aşamada kanunun tarif ettiği hukuki anlamda bir alma gerçekleşmemiştir. Hukuki anlamda almanın kapsamı gerekçede açıklanmıştır. Bu aşamada örneğin zilyedin bizzat veya başkalarının müdahalesi ile mal geri alınabilir. Bu halde zilyetlik hukuku ve hukuken almak ve teslim etmek kavramına göre zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalkmamıştır. Zilyet kısa bir süre bu hakkını kullanamamıştır. Fail mal üzerinde hakimiyet sağlamamıştır. Bu nedenle suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. 4. Hırsızlık ve Yağma Suçunda teşebbüs bakımından farklı kriter benimsemez. Öğretide teşebbüs tüm suçlar bakımından ortak tarif edilmiş ve teşebbüs hükümleri teşebbüsün mümkün olduğu suçlar bakımından ortak hükümle düzenlenmiş, suçlar bakımından farklılık yaratacak bir düzenlemeye gidilmemiştir. Elbet te her bir suçta tarif edilen fiile göre neticenin gerçekleşmesindeki farklılıktan dolayı teşebbüs uygulamasında da bir farklılık doğabilir. Hırsızlık ve yağma öğretiye, TCK ve madde gerekçelerine göre aynı kategoride, her ikisi de amaç suç bakımından mülkiyet ve zilyetlik hakkını ihlal eden, neticeli bir suç olarak tanımlanmaktadır. Her iki suçun ortak gerekçesi almak fiili ve zilyetlik bakımından aynıdır. Bu bakımdan yağmanın ihlal ettiği hakkın ve neticesinin daha ağır olduğu gerekçesi ile ortak hüküm olan teşebbüs iki suç bakımından farklı uygulanamaz. Zira Yargıtayımızın yerleşen uygulamasına göre hırsızlıkta almak yeterli görülmeyip fail suça konu mal ile kesintisiz takip ile yakalanıncaya kadar suçun teşebbüste kaldığı kabul edilmektedir. Bizce bu uygulama hırsızlık, yağma ve teşebbüs ile ilgili norma ve ruhuna daha uygun bir uygulamadır. Bu nedenle yağma suçu için de bu kriter ile uygulama yapılmalıdır. Hırsızlığı ve yağmayı, katılmadığımız, sırf hareket suçu olarak kabul eden görüş bakımından, uygulamada hırsızlıkta da yağma gibi malın alınması ile suç tamamlanır görüşünde olmak en azından iki suç arasında teşebbüs bakımından farklı kriterlerle uygulamayı engelleyecektir. Kanun koyucu yağma suçunun doğurduğu zarar ve ihlal edilen hak ve suç siyaseti bakımından cezanın hadlerini hırsızlığa göre zaten yüksek belirlemiştir. Olaya göre fiilin işleniş şekli ve doğan zararın ağırlığındaki vahametten dolayı TCK’nın 61. maddesi ile aşağı hadden ayrılmak, teşebbüste ve etkin pişmanlıkta daha az oranda indirim yapılarak faile daha fazla ceza verilmesi hukuken zaten mümkündür. Yağma suçunun vahametinden dolayı, subjektif bir yaklaşım ile, yağma suçunda hırsızlık suçuna nazaran fazla ceza verilmesini temin için iki suç arasında aynı kavramlar için farklı kriterler kabul edilip uygulanamaz. Kanun koyucu gerektiğinde suç siyasetine göre yağmanın ceza haddini arttırabilir ve yağmaya teşebbüsün suç yolunu kısaltabilir. Şunu belirtmek gerekir ki, malın alınması ile suçun tamamlandığı görüşünde olan akademisyenler ve uygulamacılar suçun sırf hareket suçu olduğu, netice aranmayacağı gerekçesini göstermişler, hırsızlığı da sırf hareket suçu kabul etmelerine rağmen hırsızlıkta suçun almakla tamamlanmadığı görüşünü savunmuşlardır. Almak fiilini iki suç açısından farklı kabul etme nedenini izah eden ikna edici bir görüşe, yapabildiğimiz araştırmada ulaşılamamıştır. 5. Yağmanın malın failce alınması ile hemen tamamlandığını kabul edilerek uygulama yapılması failin yarattığı tehlike veya meydana getirdiği ihlal ve zarar bakımından farklı suçun failleri arasında ceza miktarı yönünden hakkaniyete uygun sonuçlar doğurmayabilir. Halbuki malın alınması ile değil ayrıca zilyedin tasarruf olanağının ortadan kaldırılması suç tamamlanır görüşü ile uygulama yapılması, gönüllü vazgeçme, gönüllü vazgeçme varsa bundan önceki fiillerin suç oluşturup oluşturmayacağı, suça konu olan mal veya mallarının neden ibaret olduğu, değeri, suçun işleniş şekline göre temel cezanın belirlenmesi, teşebbüste kalması halinde suç yolunda katedilen mesafe, değer indirimi yapılıp yapılmayacağı, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanıp faydalanamayacağı, suç tamamlanmış ise bu aşamadan sonraki fiillerin suç olup olmadığı gibi hukuki düzenlemelerin birbirleri ile uyumlu, kanun koyucunun amacını gerçekleştiren ve benzer olaylarda failler arasında hakkaniyete uygun sonuçlar doğuracağı görülecektir. Bu sonuçta suçun tamamlanma anı ile ilgili görüşümüzün kanun koyucunun amacına ve maddenin ruhuna uygun bir görüş olduğunu ortaya koyacaktır. Malın alınmasıyla suçun tamamlandığı görüşüne göre örneğin; 1. F1 malı mağdurdan zorla alıp kaçamadan yakalanır ve mal elinden alınır, F2 ise malı zorla alıp kaçar ve sattıktan sonra yakalanır. Bu halde her ikisine de tamamlanmış suçtan ceza verilecektir. Görüşümüze göre F1'in suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır. Bu örnekte F2 malı satmayıp pişmanlıkla malı sakladığı yerden çıkarıp iade ederse suçu yine tamamlanmış kabul edilecek pişmanlıktan faydalanacaktır. F1 yakalandığında mal elinden alındığı için pişmanlıktan faydalanamayacaktır. F1’in suçu teşebbüste kaldığı kabul edilirse onun da cezasında indirim yapılacaktır. 2. Malı tehdit veya zorla alan faillerden, F1 malı pişmanlık duyarak iade ettikten, F2 gelenleri görüp mağdurun yanında malı atıp kaçarken, F3 malı alıp kaçarken zilyed veya olayı görenlerin peşinden koşması sebebi ile malı atıp kaçarken, F4 kaçarken mal üzerindeyken yakalanır ve mal cebinden bulunup alınır. F5 ise kaçtıktan sonra kolluğun araştırması ile yakalanması üzerine malı sakladığı yerden getirip teslim eder. Her halde suçun tamamlandığını kabul ettiğimizde, F1, F2, F3 ve F5 etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanacak ve aynı cezayı alacak ancak F4 etkin pişmanlıktan faydalanamayacaktır. Halbuki F5 hariç diğer F’lerin eyleminin teşebbüste kaldığı kabul edilirse F1 gönüllü vazgeçmeden faydalanacak sadece tehdit veya etkili eylem suçundan cezalandırılacak, F2, F3 ve F4’ün suç yolunda katettikleri mesafe ve meydana getirdikleri tehlikenin ağırlığına uygun ve farklı oranda cezalarında teşebbüsten indirimler yapılacaktır. 3-a) F1 küçük mağdurun 100,00 lira değerindeki kalemini ve 4.000,00 lira değerindeki cep telefonunu tehdit ederek alır, mağdurun yeni aldım, babam çok kızacak demesi üzerine kendi iradesi ile cep telefonunu verir ve aldığı kalemle kaçar ve üç gün sonra yakalandığında da kalemin parasına öderse, almakla suç tamamlanır gerekçesi tüm malların yağmanın konusu olduğu kabul edilirse, cep telefonu bakımından kısmı iadede bulunulduğundan ve alınan para da geri ödendiğinden F1 etkin pişmanlıktan faydalanacak ancak değer azlığından cezasında indirim yapılmayacaktır. Halbuki hukuki anlamda alma gerçekleşmediği gerekçesi ile cep telefonunun yağmanın konusu olmadığı, sadece kalemin yağmanın konusu olduğu kabul edildiği takdirde F1 hem değer azlığından hem de etkin pişmanlıktan faydalanacaktır. b) Başka bir benzer olayda F1 küçük mağdurun 100,00 lira değerindeki kalemini ve 4.000,00 lira değerindeki cep telefonunu tehdit ederek alır, mağdurun yeni aldım, babam çok kızacak demesi üzerine kendi iradesi ile cep telefonunu verir ve aldığı kalemle kaçar, üç gün sonra yakalandığında da kalemin parasına öderse, almakla suç tamamlanır gerekçesi tüm malların yağmanın konusu olduğu kabul edilirse, cep telefonu bakımından kısmı iadede bulunulduğundan ve alınan para da geri ödendiğinden F1 etkin pişmanlıktan faydalanacak ancak değer azlığından cezasında indirim yapılmayacaktır. F2'de aynı mağdurun yine kalemini ve cep telefonunu alıp F1'in aksine tüm malları alıp kaçar, üç gün sonra yakalandığında aldıklarının tamamını gizlediği yerden getirip teslim ederse F2 de F1 gibi etkin pişmanlıktan faydalanacak, F1’in cep telefonunu almaktan vazgeçmesi kendine bir avantaj sağlamayacaktır. Halbuki F1’in yağmalandığının sadece kalem olduğunu kabul edersek değer bakımından cezasında indirim yapılacak F2 hakkında yapılmayacaktır. 4- F1, M'nin dairesine girip rızası hilafına malı alır, evdeki M'nin farketmesi üzerine kaçar ancak peşine düşen M'nin kendisini yakalamasını engellemek için apartmandan çıktıktan sonra yolda bıçak çekmesine rağmen M tarafından yakalanır ve M malını geri alır. F2, aynı M'nin rızası hilafına malını alır, M'nin görüp bağırması üzerine kaçar, apartmandan çıkıp kaçmaya çalışırken apartman önünde bulunan ve M'nin bağırmasını duyan T tarafından bıçak çekmesine rağmen mal ile beraber yakalanır. Her iki F'nin de suçu teşebbüste kalmıştır. Mağdur ve tanığa göre suçun tamamlanma anı belirlenirse, F1'in suçunun teşebbüste kaldığı, F2'nin suçunun tamamlandığı ve bıçakla tehdit tehdit suçunu işlediği kabul edilecektir. Her iki F'nin icra hareketi aynı olmasına rağmen F2 hakkında daha fazla ceza verilmiş olacaktır. 5. F1, M'nin dairesine girip bıçak tehdidiyle malı alır, evdeki M'nin silahını çektiğini görüp kaçar ancak peşine düşen M'nin kendisini yakalamasını engellemek için apartmanın çıktıktan sonra yolda tekrar bıçak çekmesine rağmen M tarafından silahla ateş edilerek yakalanır ve M malını geri alır. F2, M'nin dairesine girip bıçak tehdidiyle malı alır, evdeki M'nin yardım için bağırması üzerine kaçar, apartmandan çıkıp kaçarken yolda apartman önünde bulunan ve M'nin bağırmasını duyan P'ler tarafından bıçak çekmesine rağmen mal ile beraber yakalanır. Her F'nin suçu teşebbüste kalmıştır. F1'in suçunun teşebbüste kaldığı ve F2'in suçunun ise tamamlandığı kabul edilirse, F2 yağmadan ve görevli polis memurlarına karşı işlediği suçtan da cezalandırılacaktır. Her iki F'nin icra hareketleri aynı aşamada kalmasına rağmen sadece mağdurlar değiştiğinden F2 icra hareketleri tamamlandığı gerekçesi ile yağmadan daha fazla ceza alacak ve ayrıca devamı suçundan da cezalandırılacaktır. Görüldüğü gibi görüşümüz doğrultusunda karar verilmesinin failin lehine veya aleyhine fiilinin özelleştirilmesi suretiyle hakkaniyete daha uygun sonuçlar doğurduğu ve kanun koyucunun amacının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır. YAĞMADA TEŞEBBÜS BAKIMINDAN BAZI ÖRNEK KARARLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ 1. Yargıtay CGK'muz 2017/6-161 Esas ve 2018/18 karar sayılı kararı: Dosyamızdaki olay ile benzerlik arz eden CGK’mızın kararına konu dosyadaki olayda: S’nin cebir kullanarak kendisine karşı koyan M’nin mücadele sırasında yere düşürdüğü cep telefonunu alıp kaçmaya başladığı, kendisini M’nin kovaladığını ve etraftan bağırarak yardım istediğini fark edince, cebirle aldığı telefonu atıp kaçmaya çalıştığı sırada olayı görenlerce kaçıp kurtulamadan yakalandığı, ilk derece mahkemesince S’nin tamamlanmış yağma suçundan cezalandırıldığı ve hakkında etkin pişmanlık hükümlerininin uygulandığı, Yargıtay 6. Ceza Dairemizce kararın etkin pişmanlık uygulanamayacağı ve maddelerin uygulama sırasındaki hata nedeniyle bozulduğu, ilk derece mahkemesince aynı hükmün verilerek direnildiği, CGK’mızın ön mesele olarak S’nin eyleminin tamamlandığına oy çokluğu ve bir Üyemizin suçun teşebbüste kaldığı yönündeki muhalefeti ile karar verdiği anlaşılmıştır. Kararda yapılan değerlendirmede TCK’nın 148. maddesinin gerekçesine aynen değil aradaki bazı ifadeler atlanarak yer verilmiş ve özetle yağmanın neticesi harekete bitişik suç olduğu, failin elinde olmayan nedenlerle malı alamaması halinde suçun teşebbüste kalacağı, hırsızlık suçundan farklı olarak yağmada failin malı egemenlik alanına sokmasına gerek bulunmadığı, gerekçede açıklandığı hususu da hatırlatılarak, malın alınması ile mağdurun zilyetliğine son verilmiş ve mağdurun eşya üzerindeki zilyetlik haklarını kullanması olanaksız hale gelmiş, cebir ve tehdit ile mal alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır gerekçelerine yer verilmiş ve bu hususta akademisyenlerin eserlerine atıf yapılmıştır. (N.Centel, H.Zafer, Ö.Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, C:1, 4.Baskı) Yukarıda yağma suçunun gerekçesi ve bu gerekçenin suçun tamamlandığı anın belirlenmesi bakımından ve zilyetlik kavramının nasıl anlaşılıp yorumlanması gerektiği hususundaki ayrıntılı görüşümüz ve gerekçelerimiz dikkate alındığında;CGK’mızın kararındaki suçun tamamlanma anı ile ilgili değerlendirmelere katılmıyoruz. Değerlendirme de yine yukarıda açıkladığımız gerekçelerle katılamadığımız akademisyen görüşlerinin dayanak gösterildiği, ancak farklı görüşteki akademisyenlerin görüşlerine yer verilerek aralarında bir değerlendirme yapılmasının daha uygun olacağı ifade edilebilirse de kararda bu hususun eksik bırakılmıştır. Sonuç olarak bu olayda S’nin, kanun gerekçesinde zilyetlikten yola çıkılarak kapsamı belirlenen, “hukuki anlamda alma” hareketini tamamlayamadığı ve zilyetlik hakkının ihlal edilmediği, bunun tehlikeye girdiği, S’nin mal üzerinde hakimiyet tesis etmediği, mülkiyet ve zilyetlik hakkının ihlal edildiği neticenin failin mal üzerinde hakimiyet tesis edememesinden dolayı gerçekleşmediği anlaşılmış ve suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır. 2. Yargıtay CGK’muzun 2022/64 Esas ve 2023/204 Karar sayılı Kararı: Dairemiz 6. Ceza Dairesinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazının reddine dair kararda suçun tamamlandığı kabul edilmiştir. Bu olayda, bu dosyada yargılanan suça sürüklenen çocuk ile kimliği tespit edilemeyen S1 ve dosyası tefrik edilen S2’nin birlikte mağduru takip edip cebirle yere düşürüp etkisiz hale getirdikleri ve içinde para olan cüzdanını aldıkları, olay yerinde olup failleri olaydan önce fark eden ve mağduru yağmaladıklarını gören polis memurlarının suça sürüklenen çocuk ve S2’yi yakalamayı başardığı, cüzdanı alan S1’in cüzdanı atıp kaçmayı başardığı ve kimliğinin tespit edilemediği, mağdurun cüzdanını ve içindeki tüm parasını geri aldığı, başka bir malının alınıp götürülmediği anlaşılmıştır. Suça sürüklenen çocuğun ilk derece mahkemesince tamamlanmış yağma suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, kararın 6. Ceza Dairemizce onandığı, karara suçun teşebbüs aşamasında kaldığına dair itirazın reddedilerek CGK’mıza gönderildiği belirlenmiştir. CGK’mızca itiraz reddedilmiş ise de henüz gerekçeli karar yazılmamıştır. Bu nedenle kararın gerekçesi ile ilgili tarafımızca bir değerlendirme yapılmamıştır. Karara konu olay ile muhalefetimize konu dosyamızdaki olay ve yukarıda CGK’mızın 1. maddeye konu edilen olayın benzer olduğu, her üçünde de faillerin mağdurlardan aldıkları malları olay mahallinden alıp kaçarak hakimiyetlerine geçiremedikleri, malların olay mahallinde alınıp mağdurlara teslim edildiği açıkça anlaşılmaktadır. Yukarıda 1. olayda belirttiğimiz aynı gerekçelerle suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. 3. Dairemizin 17.03.2021 tarihli ve E. 2020/3872, K. 2021/5077 sayılı Kararı: Fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden C ve S, toplu taşıma aracında yolculuk yaparken, kalabalıktan yararlanarak, ÖF’nin cebinden cüzdanını çalarlar. Bu sırada araçta bulunan kolluk görevlileri T ve Y’nin olaya müdahale ederler. Araçtan inerek kaçmaya çalışan kişilerden C, Y tarafından yakalanır. Cüzdan yanında bulunan S ise, T tarafından takip edilir. Bunun üzerine S, üzerindeki bıçağı çıkararak, “yaklaşmayın, keserim” diye bağırır ve T’yi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde yaralar. İlk derece mahkemesi tarafından, C ve S hakkında teşebbüs aşamasında kalmış yağma suçundan ve S hakkında ayrıca kamu görevlisine karşı “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan dolayı mahkumiyet hükümleri kurulmuştur. Dairemiz ise, S hakkında teşebbüs aşamasında kalmış yağma suçundan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulduktan sonra, memura görevini yaptırmamak için direnme şeklindeki eyleminin bileşik suç olan yağmanın unsuru olduğu gerekçesi ile, ayrıca görevi yaptırmamak için direnme suçundan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı, C hakkında ise, teşebbüs aşamasında kalmış yağma suçundan dolayı değil, teşebbüs aşamasında kalmış hırsızlık suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. İ. ... kararımız ile ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bu değerlendirmelerine aynen katılmaktayız. Ayrıca belirtmek gerekir ki, hırsızlık veya yağma suçunun konusunu oluşturan eşya her ne kadar ÖF’nin hakimiyet alanından çıkmış ise de, takip edildikleri için henüz C ve S’nin hakimiyet alanına girmemiştir. Başka bir ifadeyle, C ve S ele geçirdikleri cüzdandaki malvarlığı değerleri üzerinde tasarrufta bulunma imkanına henüz kavuşmamıştır. Bu nedenle, söz konusu olayda, C yönünden hırsızlık, S yönünden yağma suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır.” (Ceza Huk. Sitesi, izzetozgenç.com 8.3.2022.) Burada her iki suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabulüne katılıyoruz. Yağma ve hırsızlık suçlarında suçun ne zaman tamamlandığı noktasında öğreti ve uygulamada iki farklı görüş varsa da, 5237 sayılı Kanunu'muzun benimsediği sistem, bu sistem ile ilgili öğretinin görüşleri, bunlar ışığında kanun metninin gerekçesi dikkate alınarak kanunun ruhuna ve kanun koyucunun amacına uygun yorumlanması sonucu, her iki suçta da mağdurun hakimiyetinden malın çıkması ve mal üzerinde sanığın hakimiyet sağlaması ile suç tamamlanmış olacaktır görüşündeyiz bu nedenle sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi sebebiyle karar hukuka aykırı görülmüştür. Bu açıklamalar doğrultusunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2023/18308 Esas, 2025/4126 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 11.06.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla