KÜNYE
(Kapatılan) 6. Hukuk Dairesi 2009/13554 E., 2010/4872 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.085 kelime·5 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık akde aykırılık nedeniyle tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece kiralananın tahliyesine karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde taraflar arasında düzenlenmiş bulunan 1.9.1998 tarihli ve on yıl süreli protokolün 3.2. maddesinde “söz konusu arsa üzerine en az 1000 m2 alana zihinsel engelli çocuklar eğitim ve bakım evi ile en az 5000 m2 alana spor eğitim okulu yapılacağının” kararlaştırıldığını, davalı tarafından belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle ihtarname keşide edilmesine rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmediğini ve protokolün kendiliğinden hükümsüz hale geldiğini, 14.8.2006 tarihli ihtar ile verilen bir aylık sürenin de 18.9.2006 tarihinde dolduğu halde taşınmazın tahliye edilmeyerek işgal edildiğini,
işgal nedeniyle her türlü haklar saklı tutularak akde aykırılık nedeniyle taşınmazın tahliyesine karar verilmesi istemiştir. Davalı davanın reddini savunmuştur. Mahkemece kiralananın tahliyesine karar verilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 256. maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı kira süresi boyunca tam bir ihtimam dairesinde kullanmak zorundadır. Anılan madde hükmü gereğince akde aykırılıktan dolayı kiracının tahliyesine karar verilebilmesi için kiracıya akde aykırı davranışına son vermesi hususunda kiralayan tarafından süreli bir ihtar tebliğ ettirilmesi ve tanınan bu süre içerisinde de akde aykırılığın giderilmemiş olması gerekir. Kiralananın açıktan fena kullanılması durumunda akde aykırılığın giderilmesi amacıyla kiracıya ihtar gönderilmesine gerek yoktur.
Olayımıza gelince. Davada dayanılan ve hükme esas alınan 1.9.1998 tarihli ve on yıl süreli protokol konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Anılan protokolün 3.2. maddesinde belirtilen işlerin yapılmasının kiracı tarafından taahhüt edilmiş olduğu tartışmasızdır. Borçlar Kanununun 256.maddesinin uygulanabilmesi için bizatihi kiralananın ya kötü kullanılması, gereken özenin gösterilmemesi ya da amacı dışında kullanılması gerekir.
Dava dilekçesindeki anlatımlardan davanın sözleşme ile yapılması üstlenilen işlerin yapılmaması nedeniyle genel anlamda bir fesih davası olduğunun kabulü gerekir. Zira iddia olunan olgular kiralananın kullanılması ile ilgili olmayıp doğrudan doğruya sözleşmenin bir maddesinin yerine getirilmemesine ilişkindir. Fesih ve akde aykırılığın birbirine karıştırılmaması gerekir. Açıklanan
bu nedenle sözleşme ile kiracıya yüklenen edimlerin yerine getirilmemesi Borçlar Kanununun 256.maddesinde tanımlanan akde aykırılık olarak kabul edilemez. Ancak akdin feshine neden olabilir. Ne var ki davacı dava dilekçesinde akdin feshini istememiştir.
On nolu boş alana moloz döktürülüğü ve bu halin Borçlar Kanununun 256/2.maddesinde düzenlenen açıktan fena kullanma olduğu yolundaki iddiaya gelince; fena kullanma ile akde aykırılık arasındaki ayırıcı özellik ileri sürülen eylemin ihtarla giderilebilecek nitelikte olup olmadığıdır. Moloz döktürülmesi eyleminin ihtarda verilecek uygun sürede kaldırılabileceği, bunun içinde kiracıya eylemine son vermesi için süreli ihtar gönderilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Davalı kiracıya bu konuda süreli ihtar gönderilmediğine göre bu hususta tahliye nedeni sayılmaz. Baştan beri açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile tahliyeye karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2009/13554, K. 2010/4872, 22 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama