KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/12507 E., 2011/7153 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Haziran 2011
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
Karar Metni
473 kelime·2 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarının iadesi davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, ziynet ve çeyiz eşyalarının iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın çeyiz eşyaları yönünden kısmen kabulüne ziynet eşyaları yönünden reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından ziynet eşyalarına yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, tarafların 26.09.2004 tarihinde evlendiklerini, davacının kaynı tarafından bıçak ve sopalarla evden kovulduğunu ve evden pijaması ile kaçmak zorunda kaldığını, çeyiz eşyaları ile ziynet eşyalarının tamamının davalıda kaldığını belirterek, ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesini, mümkün olmaması halinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15000 TL olan bedelinin tahsilini istemiştir. Davalı vekili, ziynet eşyalarının davalıda olmadığını, davacının bu eşyaları müvekkilinden gizli olarak müşterek haneden çıkarttığını ve büyük ihtimalle ailesinin götürdüğünü bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını, ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır.
Olayımıza gelince. Taraflar nüfus kaydına göre 26.9.2004 tarihinde evlenmiş olup düğün sırasında davacı tarafa dava konusu edilen ziynet eşyalarının takıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, dava konusu ziynetlerin davalı tarafta kaldığını iddia etmiş, davalı ise davacı tarafından beraberinde götürüldüğünü savunmuştur.
Ne var ki bu konuda dinlenen davalı tanıkları, görgüye dayalı olmayan soyut beyanlarda bulunmuşlar, sadece davalının kendilerine aktardıklarını söylemişlerdir. Sincan Cumhuriyet Başsavcılığının 2006 / 3200 esas sayılı iddianamesi ve tanık beyanları ile 28.12.2005 tarihinde meydana gelen kavga sonucu davacının pijamaları ile eşyalarını almadan evden ayrıldığı kanıtlanmıştır.
Bu durumda davacının meydana gelen kavga sonucunda ziynet eşyalarının götürülmesine engel olunduğu, göz ardı edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken görgüye dayalı bilgileri olmayan soyut iddiadan ibaret davalı tanıklarının beyanlarına itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Karar bu nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/12507, K. 2011/7153, 28 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama