KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/5087 E., 2010/9208 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
- Karar tarihi
- 16.2.2010
Karar Metni
633 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalı vekili Av.... ... ile davacı vekili Av.... geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık, ziynet ve ev ve çeyiz eşyalarının iadesine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 74.009.44 TL değerindeki ziynet ve diğer eşyaların aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde değerinin tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davalı vekilinin ziynet eşyalarına ilişkin temyiz itirazlarına gelince ;
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilesinin davalı eşinden şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmalarını talep ederken, davacıya ait yaklaşık 90.000 TL değerindeki ziynet eşyasının davalı tarafından kendisinden alındığını, davacının evlendikten sonra tüm şahsi eşyaları ile ailesinin almış olduğu eşyaları Erzurum’da bulunan ortak konutta bıraktığını belirterek, ziynet ev ve çeyiz eşyalarının aynen iadesini, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davanın yetkili Erzurum Aile Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini, davacının evi terk ederek ayrıldığını, aralarında yaşanan bir tartışma sonrasında davacının Elazığ’da bulunan ailesine haber verdiğini, aynı günün gecesi davacının ailesi geldiğinde evdeki maddi değer taşıyan tüm eşyaları ve ziynet eşyalarını, hatta davalıya ait bir kısım özel eşyaları da alarak evden ayrıldıklarını, davacının evden ayrıldıktan birkaç ay sonra katıldığı bir düğünde ziynet eşyalarının bir çoğunu taktığını bizzat davalıya kendisinin söylediğini, şimdi ise kötü niyetle istemde bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı dava konusu edilen ziynet eşyasının elinden alındığını ileri sürmüş, davalı yan ise bu iddiayı kabul etmemiştir. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını, ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını,ispat yükü altındadır.
Olayda, taraflar 5.8.2006 tarihinde evlenmişlerdir. Evlilikleri sırasında Ocak 2007 tarihinde aralarında yaşanan bir tartışma ve davalının davacıya şiddet uygulaması sonucu davacı Elazığ’da bulunan ailesine durumu haber vermiş, Erzurum’a gelen davacının ailesi davacıyı da alarak Elazığ’a dönmüşlerdir.
Davacı kadın evi son terk ettiği tarih itibariyle evden darp edilerek ayrılması nedeniyle düğünde kendisine takılan ve evde bulunan ziynet eşyalarını ve diğer eşyalarını alamadığını ileri sürmüştür. Bu konuda dinlenen tanıkların beyanına göre söz konusu ziynetlerin evde muhafaza edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte tanıklar davacının savlarını doğrulayacak şekilde net, açık ve ayrıntılı bilgi vermemişler, genel, soyut ve çelişkili beyanlarda bulunmuşlardır.
Davacı iddialarını tanık beyanlarıyla kanıtlayamamakla birlikte dava dilekçesinde “her türlü delil” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya evden ayrıldığı sırada ziynet eşyalarını alamadığı konusunda davalı yana yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/5087, K. 2010/9208, 20 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama