KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/6489 E., 2010/14378 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.332 kelime·7 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, önalım hakkına konu edilen payların iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, dava dilekçesinde, davacının paydaşı olduğu 26.10.1987 tarih ve 4,5,6, 7 sırada ve 3.8.2005 tarih 2. sırada kayıtlı taşınmazların paydaşı ...’ın paylarını 20.3.2007 tarihinde 5000 TL bedelle davalıya sattığını belirterek önalım hakkı nedeniyle davalı adına kayıtlı payların iptali ile davacı adına tescilini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu payların davalının amcasının eşi olan satıcı paydaş tarafından davalıya hibe edildiğini, davalının annesinin ölümü üzerine altı yaşından itibaren davalıya yengesi ...’ın bakıp büyüttüğünü, bu sebeple davalının babasının vefa borcunu ödemek amacıyla davaya konu edilen payları çok düşük bir bedelle ...’a sattığını, ...’ın da sözkonusu payları eşinin vasiyeti üzerine tekrar davalıya bağışladığını önalım hakkının kullanılamayacağını, tapuda satış görünse de yapılan temlikin aslında bağış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Önalım hakkına konu edilen taşınmazlardaki paylarını satan ... davalının amcası ...’ın eşi yani yengesi olup üçüncü derecede kayın hısımıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalının 27.3.1957 tarih 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında kalıp kalmadığı, buna bağlı olarak davacının önalım hakkını kullanıp kullanamayacağı noktasındadır.
Anılan İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre ortak mülkiyetin paydaşının payını karı ve kocaya, evlada yahut akrabaya temlik etmesi halinde şeklen satış akdi bulunsa bile gerçekte miras hukuku ile ilgili amaçların yada hibe gibi düşüncelerin hakim olduğu durumlarda önalım hakkı kullanılamaz. İçtihadı Birleştirme Kararın’da sözü edilen akrabadan kasdedilenin miras hukuku anlamında mirasçı sıfatını taşıyan akraba olduğunu anlamak gerekir.
Çünkü mirasçı sıfatını taşımayan diğer akrabalara yapılan satışlar miras endişesi yaşamamaktadır. (Feyzi N. Feyzioğlu sh.270, ... mirasçıya satışlarda şufa cereyan eder mi SBFD.C.12, No 4, 1957 Sh.214) Miras Hukuku’nun ancak mirasçı olan akrabayı ilgilendireceği kuşkusuzdur. Her akraba mirasçı olmayabilir. Miras hukukunda yasal mirasçıların kimler olduğu Medeni Kanunu’nun 495 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Paylı mülkiyetin paydaşı miras hissesini ileride kendisine mirasçı olacak kimseye veya akrabasına sattığında sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulanabilmesi için tapudaki işlem tarihinde satan ile alan kişi arasında birbirine mirasçı olacak bir ilişkinin bulunması gerekir. Zira gücünü ve kaynağını doğrudan doğruya kanundan alan, taşınmaz mülkiyetinin kısıtlamalarından olan önalım hakkı gerçek satışlar için söz konusudur.
Gerek doktrinde gerekse uygulamada satış sözleşmesinin tarafı olan kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağı tartışmasızdır. Sözleşmenin tarafı yaptığı sözleşme ile bağlıdır. Bu halin tek istisnası olan miras hukukuna ilişkin olarak yapılan temlik veya hibenin satış şeklinde gösterilmesinde uzaktan yakından akraba olan herkesin tarafı olduğu işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürmesi kaynağını kanundan olan önalım hakkının engellenmesine ve kanunun dolanılmasına yol açar.
Akrabalık kavramının geniş tutulmasının yol açacağı bu durum ve 27.3.1957 tarih 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın temel amacı esas alındığında ancak mirasçı durumunda bulunan akrabalar arasında yapılan satışlarda önalım hakkının kullanılamayacağı kabul edilmelidir. Tüm bu açıklamalar karşısında payını satan kişinin kayın hısımı olan davalı İçtihadı Birleştirme Kararında bahsedilen akraba kapsamı dışında kalmaktadır.
Bunun sonucu olarak üçüncü şahıs durumunda olan davalı aktin tarafı olduğundan hibe savunmasında bulunamaz. O halde tapuda yapılan işlem gerçek bir satış olduğundan davacının önalım hakkını kullanmasında bir engel bulunmamaktadır. Mahkemece davacıya önalım bedelini depo etmesi için uygun süre verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/6489, K. 2010/14378, 28 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama