KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/6647 E., 2010/8781 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 31.7.2009
Karar Metni
420 kelime·2 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davalılardan ...-davacılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, önalım hakkı nedeniyle davalılara satılan payın iptali ve tescili istemine ilişkindir. Mahkemece fiili taksim nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından ve vekalet ücretine yönelik olarak ta davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması T.M.K.nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.2.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince. Davacılar vekili, müvekkillerinin paydaşı oldukları 2570 Ada 35 Parsel sayılı taşınmazda paydaşlardan ...’ın payının 16.1.2008 tarihinde davalılara satıldığını, önalım hakkı nedeniyle davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılar ise taşınmazın fiilen taksim edilmiş olduğunu, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece taşınmazın tapu malikleri arasında fiilen taksim edilmiş olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir.
Her ne kadar mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda taşınmazın fiilen taksim edilmiş olduğuna dair görüş beyan edilmiş ise de, bu konuda hiçbir tanık beyanı alınmadığı gibi taşınmazın tamamının krokiye bağlanarak diğer kısımların kimler tarafından kullanıldığı da açıklanmamıştır.
Bu durumda sadece bilirkişinin fiili taksim bulunduğuna dair görüş beyan etmesi taşınmazın paydaşlar arasında fiilen taksim edilerek taksim doğrultusunda kullanıldığını ispata yeterli değildir.
Mahkemece varsa tüm taraf tanıklarının katılımıyla taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak; eylemli kullanmaya ilişkin ayrıntılı beyanlarının alınması, tanık beyanları doğrultusunda kullanım biçimi açısından kroki düzenlettirilmesi, taşınmaz üzerindeki inşaatların tamamının ve varsa binaların kime ait olduğunun ve kim tarafından kullanıldığının saptanması, tüm bu hususlardan sonra tanık bayanları arasında çelişki varsa bunun giderilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırmayla hüküm kurulması doğru olmadığından hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/6647, K. 2010/8781, 8 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama