KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/9090 E., 2010/14362 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
562 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, önalım hakkına konu edilen payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin 440 No’lu parselin paydaşı olup davalının aynı taşınmazda pay satın aldığını haricen tapu sicil müdürlüğünden öğrendiğini, satıştan haberdar olsa bu payı kendisinin alacağını, önalım hakkını kullanmak istediğini, ancak satış bedelinin tapuda önalım hakkının kullanılmasını engellemek için çok yüksek gösterildiğini, gerçekte taşınmazın m2 değerinin 4.-TL olduğunu, davacının keşfen belirlenecek değer üzerinden önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın haksız açıldığını, taşınmazın paydaşlarınca taksim edilerek kullanıldığını, bu hususun davacı tarafından bilinmesine karşın söz konusu davayı açarak var olan fiili durumu yok saymaya çalıştığını, diğer yandan dava konusu edilen payın satıştan önce öncelikle davacıya teklif edildiğini, tapuda da gerçek satış bedelinin gösterildiğini, bedelde muvazaanın söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunuştur.
Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması halinde,diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisini veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile de kullanılabilir hale gelir.
Önalım hakkının kullanılması ile bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım hakkını kullanan paydaş bu payı satın almak isterken tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masraflar toplamından ibaret önalım bedelini depo etmesi gerekir. Ancak davacı tapuda yapılan satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bedelde muvazaa iddiasında bulunabilir ve bu iddiasını her türlü delille kanıtlayabilir.
Olayımıza gelince; önalım hakkına konu edilen 440 No’lu parselin 1 / 5 payı taşınmazın paydaşlarından ... tarafından davalıya 8.2.2008 tarihinde 20.000 TL bedelle satılmıştır.Davacı ise tapuda satış bedelinin muvazaalı olarak yüksek gösterildiğini iddia etmiştir. Davacı bedelde muvazaa iddiasında bulunduğuna göre bu iddiasını kanıtlaması gerekir. Satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bu iddianın tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkündür.
Ancak bu konuda gösterdiği üç tanıktan sadece ..., satıcı paydaşın eşi ...’ün gayri resmi eşi olduğunu, dava konusu payı başlangıçta kendisinin almak istediğini ve 6.000 TL teklif ettiğini, ancak satıcı daha yüksek bedel istediğinden kendisine satmadığını, bir hafta sonra da 6.500 TL bedelle davalıya sattığını, tapuda ise önalım hakkının kullanılmasını engellemek için yüksek gösterildiğini, payın 6.500 TL’ye satıldığını bizzat ...’ün söylediğini beyan etmiştir.
Mahkemece yerinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda satış senedinde 20.000 TL olarak gösterilen dava konusu edilen payın değeri 6.480 TL olarak belirlenmiş ise de muvazaa iddiasının kanıtlanması için keşif tek başına yeterli delil değildir. Sadece davacının diğer delillerini doğrulamak bakımından önem arzeder. Davacı tanığı ise görgüye değil duyuma dayalı olarak ifade vermiştir. Var olan duruma göre davacı bedelde muvazaa iddiasını kanıtlayamamıştır.
Bu durumda mahkemece davacıdan tapuda gösterilen satış bedeli ve masrafları üzerinden önalım hakkını kullanıp kullanılmayacağının sorulması, kullanılacağının beyan edilmesi halinde önalım bedelinin depo edilmesi için süre ve olanak tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/9090, K. 2010/14362, 28 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama