KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/9364 E., 2010/11510 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
681 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalı vekili Av.... ile davacı vekili Av.... geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık önalım hakkına konu edilen payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalı vekilinin taşınmazın fiilen taksim edilerek kullanıldığına yönelik temyiz itirazlarına gelince ;
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davacının 38 parsel No’lu taşınmazın paydaşlarından olup taşınmazın diğer paydaşı ...’nin payını 6.8.2009 tarihinde 30.000 TL bedelle davalıya sattığını, ancak tapuda önalım hakkının kullanılmasını engellemek için satış bedelinin muvazaalı olarak yüksek gösterildiğini, davacının önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, aynı taşınmazda müteahhit ...’ın almış olduğu paya ilişkin davacının önalım hakkını kullanmadığını, davanın sadece davalıya karşı açılmasının iyi niyetle bağdaşmadığını, payın satılacağından ve satıştan çok önceden haberinin olduğunu, daha sonra satış bedelinin tapuda düşük gösterilmesinden yararlanmak amacı ile işbu davayı açtığını, bunun yanı sıra taşınmazın fiilen taksim edilerek kullanılması nedeniyle önalım hakkının şartlarının oluşmadığını, taşınmazda davacının yerinin belli ve ayrı olduğunu, payın değerinin tapuda gösterilenden çok daha yüksek olduğunu,
payın dava tarihindeki gerçek değerinin belirlenmesini istediklerini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken, bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış sebebiyle önalım hakkını kullanması TMK’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz.Kötü niyet iddiası 14.2.1951 gün ve 17 /1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi hallerde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince; davacının paydaşı olduğu 38 No’lu parselde bulunan ve dava konusu edilen pay taşınmazın paydaşı ... tarafından 30.000 TL bedelle 6.8.2009 tarihinde davalıya satılmıştır. Davacının süresinde açtığı önalım davasına karşı davalı yan diğer savunmalarının yanı sıra taşınmazın fiilen taksim edildiğini, bu durumda önalım hakkının kullanılamayacağını savunmuştur.
Taşınmaz tapuda 181 m2 alanlı iki kerpiç ev vasfıyla kayıtlı olup tapunun muhtesat bilgileri bölümüne göre “krokide ( N) ile işaretli ev ...’a, ( O ) ile işaretli ev davacı ... ( ...)’ya aittir.
Mahkemece yapılan keşif sonrasında inşaat bilirkişisi ... tarafından 12.4.2010 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporunda arsa üzerinde iki adet tek katlı bina ile müştemilatlarının yer aldığı beyan edilerek binaların teknik özelliklerinin tanımlanmasından sonra bunlardan birinin dava dışı ...’a ait olduğu belirtilmiş, diğer binanın aidiyeti konusunda bir açıklamada bulunulmamıştır.
Savunma doğrultusunda dinlenen davalı tanıkları da taşınmazın fiilen taksim edildiği konusunda bir beyanda bulunmamışlar, daha çok taşınmazın değeri konusunda ifade vermişlerdir.
Yukarıda açıklandığı üzere önalım davalarında taşınmazın fiilen taksim edilerek kullanıldığı savunması, davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden göz önünde tutulması gerekir. Ne var ki mahkemece bu savunmaya karşılık yeterli inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Bu durumda öncelikle dava konusu payın tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm tedavül kayıtları ile birlikte celp edilerek tapunun muhtesat bilgileri bölümünde adı geçen ...’un taşınmazla ilgisinin ve daha önce paydaş olup olmadığının,paydaş ise payını kime, ne zaman devrettiğinin saptanması, gerekirse yerinde yeniden keşif yapılarak ve tarafların tanıkları bu yönde dinlenerek taşınmaz üzerindeki binaların kimler tarafından, ne zamandan beri, ne şekilde kullanıldığının araştırılması,
toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/9364, K. 2010/11510, 26 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama