KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2011/11134 E., 2011/15836 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Önalım
Karar Metni
569 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar, davalı ve davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, önalım hakkı nedeniyle davalıya satılan payın iptali ve tescili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne, satılan payın iptaline, davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir
Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu Kayseri ili ...bölge ... Mah 1779 ada 3 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduğunu, diğer paydaş ...'in taşınmazdaki 173/312 oranındaki hissesini müvekkilinden habersiz ilk davalı ...'e 27.3.2008 tarihinde sattığını, satışın müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında yapıldığını belirterek davalıya ait payın önalım hakkı sebebiyle iptali ile kendi adına tescilini talep etmiştir.
Davanın devamı sırasında dava konusu pay önce 17.9.2008 tarihinde tekrar ...'e ardından 7.10.2008 tarihinde davalı ...'a satılmış davacı tarafından bu kişilere karşı davaya devam edilmiş ve son paydaşın iyiniyetli olmadığı iddia edilmiştir.
Davalı ... vekili taşınmazın fiilen taksim edildiğini davacının iyiniyetli olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuş, mahkemece fiili taksim bulunmadığı ve davalının kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığı kanaatiyle davaya konu payın iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline önalım bedeli olarak son satış bedelinin ödenmesine karar verilmiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.2.1951 gün ve 17 / 1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince. 3 No’lu parselde bulunan ve dava konusu edilen 173/312 pay taşınmazın paydaşlarından ... tarafından 27.3.2008 tarihinde 1.500 TL bedelle davalı ...'e 27.3.2008 tarihinde 35.000 TL bedelle davalı ...'e 7.10.2008 tarihinde 35.200 TL bedelle davalı ...'a satılmıştır. Söz konusu taşınmaz 8.5.1987 tarihinde yapılan imar uygulaması sonucu oluşmuştur.
Öncesinde 148 hektar 2782 metrekare alanlı 594 ada 118 No’lu parselden geldiği tapu sicil müdürlüğünden bildirilmiştir.Davalı taşınmazın paydaşları arasında taksim edilerek kullanıldığını savunmaktadır.
Yerinde yapılan tespit ve keşifte taşınmazın B harfi ile gösterilen 131.33 metrekrelik kısmının terzi dükkanı yapılıp bahçe duvarı çevrilmek ve kiraya verilmek suretiyle tapunun imarla oluştuğu tarihten itibaren davacının kullanımında olduğu kalan kısmın ise dava dışı tapu paydaşı olmayan üçüncü kişi ... tarafından kullanıldığı davalının taşınmazda kullandığı bir kısmın bulunmadığı anlaşılmıştır.
Savunma doğrultusunda dinlenen davalı tanıkları da gerek keşif gerek duruşmada alınan beyanları ile keşfen belirlenen hususları doğrulamışlardır. Dosyada bulunan delillere göre, davacının taşınmazda dükkan yerini imar parseli üzerinde ayırarak kullandığı ve kullanım biçimini uzun süredir devam ettirdiği anlaşılmaktadır.
Davacının taşınmazda bir kısım yeri kiralamak ,duvar çevirmek suretiyle kullanıp imar uygulaması ile oluşan kalan bölümde zamanında hak iddia etmemesi ve davacının taşınmazda bir kısım yeri fiilen kullanmaya devam etmesi karşısında davalının taşınmazın taksim edildiği savunmasını kanıtladığının kabulü gerekir. Bu duruma göre mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/11134, K. 2011/15836, 27 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama