KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2011/11373 E., 2011/12630 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
864 kelime·4 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacı ... tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davacı vekili Av.... ile birleşen dosya davacı vekili Av. ... geldiler. Davalı ve vekili gelmedi. Hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, önalım hakkına konu edilen payların iptali ile asıl davada davacı ..., birleşen davada davacı ... adına tesciline ilişkindir. Mahkemece birleşen davanın kabulüne, asıl davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin 27 No’lu parselin paydaşlarından olup davalı ...’ın aynı taşınmazda paydaşlar ..., ..., ... ve ...’ın paylarını toplam 24.000 TL bedelle, ...’ın payını da 16.500 TL bedelle satın aldığını, yapılan pay satışlarının müvekkiline bildirilmediğini, satıştan 4.5.2010 tarihinde haberdar olan davacının önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Birleşen davada da, davacı ... vekili, davalı ...’ın satın aldığı paylarla birlikte asıl davanın davacısı ...’ün de 6.8.2010 tarihinde taşınmazın paydaşı ...’dan 30.000 TL bedelle satın aldığı paya ilişkin önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, ... ve ... adlarına kayıtlı payların iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddine karar verilmesini isterken, hakkında dava açılan davacı-davalı ... vekili, müvekkilinin dava konusu taşınmazda ...’ın 24 / 96 payını 6.8.2010 tarihinde 30.000 TL bedelle satın aldıktan sonra durumu 8.8.2010 tarihinde davacı ...’a bildirdiğini, ...’ın da aynı tarihte müvekkilinin aldığı paya ilişkin önalım hakkından feragat ettiğine dair belge düzenlediğini, buna göre dava üç aylık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gibi, davacı önalım hakkından feragat ettiğinden müvekkili hakkında açılan davanın hukuki bir sebebe dayanmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir şahsa satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.
Önalım hakkı alıcıya karşı ancak dava açmak suretiyle kullanılabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 733 / 3 maddesi hükmüyle yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığı ile bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.
Önalım hakkı satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.
Önalım hakkı kullanma yetkisi doğan paydaş, bu hakkı kullanıp kullanmamakta tamamen serbesttir. İsterse kullanır, istemezse kullanmaz ya da kullandıktan sonra bu haktan feragat edebilir. Bu hak özel hukuktan doğan bir hak olduğundan hak sahibinin iradesine tabidir. Haktan feragat, niteliği gereği hukuki sonuç doğuran tek taraflı bir hukuki muameledir. Medeni Kanun’un 733. maddesine göre önalım hakkından feragat belli bir şahsa karşı ya da herkese karşı olabileceği gibi dava açıldıktan sonra bu haktan feragat etmek de mümkündür.
Önalım hakkı sahibi paylı taşınmazdaki payın üçüncü şahsa satışından önce, satıştan sonra veya dava açıldıktan sonra bu hakkından vazgeçebilir. Belli bir şahsa karşı önalım hakkından feragat eden paydaş yeni bir satım yapılması halinde önalım hakkını kullanabilir. Medeni Yasa’nın 733. maddesi ve 16.5.1951 gün ve 19 / 6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereği belli bir şahsa karşı önalım hakkından feragatin adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir.
Olayımıza gelince ; dava konusu edilen payların ilişkin bulunduğu 27 No’lu parselde önce davacı ... taşınmazın paydaşlarından ...’ın 24 / 96 payını 6.8.2009 tarihinde 30.000 TL bedelle satın almış, sonrasında da davalı ... paydaşlardan ..., ..., ... ve ...’ın toplam 36 / 96 paylarını 28.4.2010 tarihinde 24.000 TL bedelle, ...’ın 24 / 96 payını da 30.4.2010 tarihinde 16.500 TL bedelle satın almıştır.
Taşınmazda daha önce paydaş haline gelen davacı ..., davalı ...’ın satın aldığı paylara yönelik önalım davası açarken, birleşen dava ile de davacı ..., hem ...’ın, hem de davacı ...’ün satın aldığı paylara ilişkin olarak önalım hakkının tanınmasını istemiştir.
Ne var ki davacı ..., diğer davacı ...’ün pay satın almasından sonra 8.8.2009 tarihinde düzenlediği adi yazılı feragatname ile davacı ...’ün ...’dan satın aldığı 24 / 96 paya yönelik olarak önalım hakkını kullanmaktan feragat ettiğini kabul ve taahhüt etmiştir. Her ne kadar belge adi yazılı olarak düzenlense de, belirli bir satışa ilişkin olduğundan geçerli olup, bilirkişi raporu ile de belgedeki imzanın davacı ...’a ait olduğu tespit edilmiştir.
Ortada belli bir şahsa karşı önalım hakkından feragat bulunduğundan Medeni Kanun’un 733 / 2 maddesi gereğince resmi şekilde yapılması ve tapu siciline şerh edilmesi gerekmemektedir. Bu durumda davacı ...’ın davacı ...’e karşı açtığı davanın önalım hakkından feragat nedeniyle reddi gerekir. Belirtilen feragat nedeniyle davacı-davalı ...’ün davacı ... yönünden taşınmazdaki paydaşlığı kesinleşmiştir.
Bu durumda ...’ün taşınmazda kendisinden sonra paydaş olan davalı ...’ın satın aldığı paylara ilişkin olarak önalım hakkını kullanmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu itibarla mahkemece ...’ün ...’ın satın aldığı paylar yönünden payına düşen
önalım bedelini depo etmesi için kendisine süre ve olanak tanınarak, depo kararının yerine getirilmesi halinde davalı ... adına kayıtlı payların iptali ile eşit şekilde davacılar ... ve ... adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/11373, K. 2011/12630, 22 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama