KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2011/13281 E., 2012/2538 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Şubat 2012
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.285 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davacılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, kira alacağının tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatına ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili, dava dilekçesinde davalı şirketin müvekkillerinin miras bırakanı ... ile düzenlenen 01.09.2007 tarihli sözleşme ile kiralananda kiracı olup, sözleşmeyi diğer davalı ...’nın müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, davalılar hakkında yapılan icra takibinde davalıların kira borçlarını kabul etmediklerini,sözleşme hükümlerine aykırı olarak icra dairesinin yetkisine ve faize de itiraz ettiklerini, ancak sözleşmenin 17. maddesinde İstanbul mahkeme ve icra daireleri yetkili kılındığı gibi, sözleşmenin 20. maddesinde de kira paralarının ödenmesindeki gecikme durumunda % 8 gecikme cezası ödeneceğinin kararlaştırıldığını,
davalıların kira borçlarını ödemediklerini belirterek, itirazın iptalini, takibin devamını ve davalıların % 40’dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, dayanılan kira sözleşmesi gereğince müvekkillerinin davacılara herhangi bir borçlarının bulunmadığını, taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucu kira bedeline istinaden davacılara çek verildiğini, davacıların da bu çekin tahsili için gerekli işlemlere başladıklarını, taraflar arasında başkaca bir ticari ilişki bulunmadığından davacıların çekin kira bedeli dışında başka bir nedenle alındığını kanıtlayamadıklarını, çeki işleme koyarak alacağını tahsil etmek isteyen davacıların çekle ödenen kira bedellerini kötü niyetle yeniden davalılardan istediklerini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
İcra takibinde ve davada dayanılan ve hükme esas alınan 01.10.2007 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme davacıların miras bırakanı ... ile davalı şirket arasında düzenlenmiş, sözleşmeyi diğer davalı ... müteselsil kefil sıfatı ile imzalamıştır.
Sözleşmenin özel şartlar bölümü 6. maddesinde kira parasının sözleşme bitiminde yıllık TEFE-TÜFE ortalaması oranında artırılacağı, 16. maddesinde kiracının kiralananda kaldığı sürece kefilin kefaletinin aynen devam edeceği 17. maddesinde, sözleşmeden doğacak ihtilaflarda İstanbul mahkeme ve icra dairelerinin yetkili olacağı ve 20. maddesinde kira parasının en geç beş gün içinde ödenmemesi halinde % 8 gecikme cezası ödeneceği kararlaştırılmıştır.
Bu şartlar geçerli olup tarafları bağlar.
Davacılar, sözleşme gereğince ödenmeyen Şubat –Kasım 2008 arası aylar kirası 6.140 TL ve işlemiş faizi 434.36 TL olmak üzere toplam 6.594.36 TL’nin tahsili için İstanbul 14. İcra Müdürlüğü’nün 2008 / 28057 sayılı dosyası ile 02.12.2008 tarihinde icra takibine başlamış, takibe yasal süresi içinde itiraz eden davalılar kira borçlarının olmadığını iddia ederek aynı zamanda icra dairesinin yetkisine ve takipte istenilen faiz oranına karşı çıkmışlardır.
Bunun yanı sıra davacı ... kiracı şirketin verdiği 15.09.2008 keşide tarihli ve 12.800 TL bedelli çekin 18.09.2008 tarihinde karşılıksız çıkması üzerine 19.03.2009 tarihinde çek bedelinin fer’ileri ile birlikte tahsili için İstanbul İcra Müdürlüğü’nün 2009 / 10574 sayılı dosyası ile icra takibi yapmış, bu takibin takip talepnamesinde, yukarda belirtilen İstanbul 14. İcra Müdürlüğü’nün 2008 / 28057 sayılı dosyası ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile takip yapıldığı hususu belirtilmiştir.
Çekin tahsiline yönelik takibin kesinleşmesi üzerine haciz aşamasına geçilmiştir.
Davacıların ilk icra takibine itirazın iptali için 07.01.2010 tarihinde açtıkları işbu davada mahkeme, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda takip konusu yapılan çekin ifa yerine verilmesi, kambiyo taahhüdü ile borcun yenilenmiş ( tecdit edilmiş ) olması,bu durumda davacıların alacağın tahsili için kambiyo senedine dayalı olarak yaptıkları takibin sonuçlarına göre hareket etmeleri gerektiğini belirterek, davanın reddine karar vermiştir
Borçlar Kanunu’nun 114. maddesinde düzenlenen tecdit ( borcun yenilenmesi ) yeni bir borç meydana getirerek eski borcu düşürmektir. Eş söyleyişle, var olan bir borcu sona erdirip sözleşme ile yerine yeni bir borç ikame etmektir. Yenileme ile alacaklı eski alacağı yerine yeni bir alacak elde etmekte, borçlu ise eski borcunu düşürerek yeniden borç yüklenmektedir. Burada borcun tarafları değil konusu yenilenmektedir.
Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, var olan bir borç için kambiyo taahhüdü altına girmek kural olarak borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz. Bununla birlikte aksinin sözleşme ile düzenlenmesi mümkündür. Bu bağlamda davalılar kira borcunun çekle ödendiğini savunmuşlarsa da, kapsamı açıklanan Borçlar Kanunu’nun 114. maddesine göre çek verilmesi kira borcunu ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla çek verilmesi yalnızca ödemelerin ne şekilde yapılacağının belirlenmesi anlamını taşır.
Çek bedeli ödenmediğinde kira borcu da ödenmemiş sayılır. Kaldı ki olayımızda, kira karşılığı olarak verildiği tarafların kabulünde olan 15.09.2008 keşide tarihli çekin karşılıksız çıkması üzerine davacılar tarafından 02.12.2008 tarihinde kira paralarının tahsili için ilamsız icra takibi yapılmış,.davalıların takibe itiraz etmeleri üzerine de tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla çek bedelinin tahsili yoluna gidilmiştir.
Konulan bu çekince nedeniyle mükerrer bir takipten de söz edilemez. Bu durumda mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Borçlar Kanunu’nun 114. maddesi gereği borcun yenilendiği yanılgılı değerlendirmesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Dairemizin sayın çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık, kambiyo senedine bağlanan bir alacağın, kambiyo senedinden ayrı olarak istenip istenemeyeceği noktasındadır.
Davacı, Şubat-Kasım 2008 ayları kira parasının tahsili için, 2.12.2008 tarihinde İstanbul 14.İcra Müdürlüğü'nün 2008/28057 Esas sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla adi takip yapmıştır. Davalının 25.12.2008 tarihli borca itiraz dilekçesi üzerine takip durmuştur.
Bundan sonra, davacı az yukarıda açıklanan kira alacağını da içeren, 15.9.2009 keşide tarihli çek'e dayalı olarak 19.3.2009 tarihinde, İstanbul 11.İcra Müdürlüğü'nün 2009/10574 sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapılmıştır. 23.3.2009 tarihinde tebliğ edilen ödeme emrine karşı davalı-borçlunun itirazı bulunmadığından takip kesinleşmiş, haciz işlemlerine başlanmıştır.
Davacının alacağını, haciz aşamasına gelen bu dosya ile, kambiyo hukukunun kendisine tanıdığı haklarla alma imkanı varken, daha önce itirazla duran adi takip nedeniyle itirazın iptali davası açmasında, başka bir ifade ile çek'e bağlanan alacağını, bundan ayrı olarak istemesinde hukuki yararı bulunmadığı gibi kıymetli evrakın mahiyeti ile de bağdaşmamaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, adi takibe konu edilen kira alacağının kambiyo senedi niteliğindeki çek'e bağlandığı hususunda, taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 557.maddesine göre, kıymetli evrak, öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak, senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi, başkalarına da devredilemez. 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 645.maddesine göre de, kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi, başkalarına da devredilemez. Doktirine göre ise, kıymetli evrak, hakkın senete bağlı olduğu ve senetsiz dermeyanının ve devrinin mümkün olmadığı senetlerdir.
Buna göre; kıymetli evrakta hak senete bağlıdır, hak ile senet arasında sıkı bir bağlılık vardır. Başka bir deyişle hak, senette yer almıştır. Bu nedenle hakkın talep edilebilmesi için, mutlaka senetin ibraz edilmesi gerekir. Kıymetli evrakta hak ile senet arasındaki sıkı ilişki nedeniyle hak, ancak senetle birlikte istenebilir. Nitekim Yargıtay 11.Hukuk Dairesi senetin geçerliliğini koruduğu ve ona dayanma olanağı bulunduğu sürece temel borç ilişkisinin dava konusu yapılamayacağını çok yerinde bir şekilde içtihat etmiştir. Yüksek Daire'nin bu yoldaki içtihatları giderek kararlılık kazanmıştır. Çünkü Türk Ticaret Kanunu'nun 558.maddesine göre, borçlu ancak senetin teslimi halinde ödemeyle yükümlü olur.
Bu durumda yerel mahkemece, ortada çek'e dayalı kesinleşmiş ve haciz aşamasına gelmiş bir icra dosyası varken, aynı alacak için adi takip yoluyla takip yapılamayacağına ve buna bağlı olarak itirazın iptali istenemeyeceğine ilişkin olarak verilen red kararı sonucu itibariyle doğrudur. Ancak, Borçlar Kanunu'nun 114.maddesine göre, alacağın çek'e bağlanmış olması mevcut kira borcunun yenilenmesi sonucunu doğurmadığından, mahkemenin bu yöndeki gerekçesi yerinde değildir.
Gerçekten bir borcun kambiyo senedine bağlanması, taraflarca aksi kararlaştırılmış olmadıkça, borcun yenilendiği anlamına gelmez. Zira, herhangi bir nedenle kambiyo hukukuna dayalı hakkını alamayan alacaklı, temel hukuki ilişkiye dayalı olarak alacağını isteyebilir. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, kambiyo senetine bağlı talep hakkını yitirmeyen alacaklının, senetten ayrı olarak alacağını talep ve dava edemeyeceği gerçeğidir.
Bu bağlamda, Dairemizce, kira bedellerine karşılık bono veya çek verilmesi halinde, kira alacağının tahsilinde, ticari senetlerin tahsiline ilişkin hükümlerine uyulmasının zorunlu olduğu, aksi takdirde temerrüt ve iki haklı ihtar nedeniyle tahliye istenemeyeceği ilke olarak benimsenmiştir.
Tüm bu nedenlerle sonucu itibari ile doğru olan yerel mahkeme hükmünün az yukarıda anılan gerekçeye göre, gerekçesi düzeltilerek onanması gerekirken, aksine düşüncelerle bozulmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyorum. 21.02.2012
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/13281, K. 2012/2538, 21 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama