KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2011/13973 E., 2012/2501 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Şubat 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi(Aile Mahkemesi Sıfatı ile
Karar Metni
620 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı eşya alacağı davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde taraflardan gelen olmadı. Dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, dava konusu edilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün değilse bedelinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, tarafların Nisan 2010 tarihinde evlendiklerini, aralarında geçimsizlik bulunduğundan açılan boşanma davasının halen derdest olduğunu, dava konusu edilen yirmi adet yasemin tabir edilen bilezik ile yedi adet 2,5’luk keleli tabir edilen altınların davacıya verilmediğini, halen davalıda bulunduğunu, istenilmesine karşın iade edilmediğini belirterek, ziynetlerin aynen iadesini, mümkün değilse bedellerinin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, tarafların Nisan 2010 tarihinde evlendikten kısa bir süre sonra 02.08.2010 tarihinde davacının hiçbir haklı neden yokken davalının da evde bulunmadığı bir sırada ortak konutu terk ettiğini, bu terk sırasında ziynetlerini de beraberinde götürdüğünü, halen aralarında boşanma davası görüldüğünü, bu dava sona ermeden davacının evdeki eşyaları mahkeme aracılığı ile tespit ettirdiğini, bu tespit sonrasında düzenlenen 10.10.2010 tarihli tutanakla muhtarın huzurunda evdeki eşyaların kendisine teslim edildiğini,
daha boşanma davası sonuçlanmadan tespit yaptıran davacının ziynetlerini bırakmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davacının kötü niyetli olup haksız kazanç peşinde koştuğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı dava konusu edilen ziynet eşyasının elinden alındığını ileri sürmüş, davalı yan ise bu iddiayı kabul etmemiştir. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer.Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını, ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını,ispat yükü altındadır.
Olayda, taraflar 20.04.2010 tarihinde evlenmişlerdir. Üç-dört ay sonra da geçimsizlikleri nedeniyle boşanma davası açılmıştır. Davacı evden ayrıldığı sırada dava konusu edilen ziynet eşyalarını alamadığını, davalıda kaldığını iddia ederek işbu davayı açmış ise de, muhtar ve azaların huzurunda düzenlenen 05.04.2010 tarihli tutanakla bir kısım ev eşyalarını, 10.10.2010 tarihli tutanakla da çeyizlerini ve kendi aldığı ziynet eşyalarını eksiksiz şekilde teslim almıştır.
Dinlenen davacı tanıkları da davacının ailesinin taktığı ziynet eşyalarının kendisine teslim edildiğini beyan etmişlerdir. Ne var ki dava konusu edilen ziynet eşyaları düğünleri sırasında davalı ve ailesi tarafından takılan ziynet eşyalarıdır. 10.10.2010 tarihli tutanakta da davacı kendi aldığı ziynetleri teslim aldığını kabul ve ikrar etmiştir.
Bununla birlikte davacı tanıkları davalı tarafça takılan ziynetler konusunda davacının savlarını doğrulayacak şekilde net, açık ve ayrıntılı bilgi vermemişler, genel ve soyut beyanlarda bulunmuşlardır.
Davacı iddialarını tanık beyanlarıyla kanıtlayamamakla beraber 26.01.2011 tarihli delil listesinin 6. bendinde “her türlü kanuni ve takdiri deliller” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya evden ayrıldığı sırada ziynet eşyalarını alamadığı konusunda davalı yana yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/13973, K. 2012/2501, 21 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama