KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2011/9893 E., 2011/15703 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
- Dava türü
- Eşya alacağı
Karar Metni
535 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı eşya alacağı davasına dair karar, davalı ve davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, ziynetlerin aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm davalı ve davacı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, kararın dayandığı gerekçeye göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalının bozdurulduğu iddia edilen bileziklere yönelik temyizine gelince:
Davacı vekili, dava dilekçesinde; düğünde takılan 59 adet küçük 1 adet büyük altının düğün sırasında davalının annesi tarafından alındığı ve davalı ile ailesi tarafından takılan 8 adet bileziğin tarafların evliliğinden kısa bir süre sonra borçların ödenmesi için geri verilmek üzere kendisinden alınarak bozdurulduğu ve iade edilmediğinden bahisle takıların aynen iadesini, bunun mümkün olmaması halinde bedelinin tahsilini istemiştir. Davalı ise davacının evden ayrılırken sözü edilen ziynet eşyalarını beraberinde götürdüğünü savunmuştur. Mahkemece ziynetler yönünden satılıp harcandığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının evlilik birliği içinde davalı koca tarafından alınıp bozdurulduğunu ileri sürmüş, davalı koca ise altınları almadığını, davacı tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evlilik birliği içinde elinden alınıp bozdurulduğunu veya evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır.
Olayımızda; davacı vekili dava dilekçesinde davalının ailesi tarafından takılan 8 adet bileziğin evlilikten kısa bir süre sonra davalı tarafından bozdurulduğunu bir daha geri verilmediğini iddia etmişse de bu konuda dinlettiği tanıklarının görgüye dayalı net ve kesin beyanları bulunmadığı gibi davacı tanığı ... “davacının kaç bileziğinin alındığını bilmediğini 6-7 olabileceğini” diğer davacı tanığı ... ise “davacının kendisine bileziklerin bir kısmının kayınvalidesi tarafından alındığını söylediğini” beyan etmişlerdir.
Bu durumda davacı sözü edilen ziynet eşyalarının elinden alındığını veya götürmesine engel olunduğunu, veya bunların müşterek konutta kaldığını da kanıtlayamamıştır. Mahkemece soyut ve duyuma dayalı tanık beyanlarına değer verilerek davanın kabulü doğru değil ise de davacı dava dilekçesinin deliller bölümünde yemin deliline de dayandığından davalıya yemin teklif edip etmeyeceği sorularak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Bu nedenle hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/9893, K. 2011/15703, 27 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama