KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2012/10723 E., 2012/13788 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Ekim 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Önalım
Karar Metni
591 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalı vekili Av. ... geldi. Hazır bulunanın sözlü beyanları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, önalım hakkına konu edilen payların iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin dava konusu edilen payın ilişkin bulunduğu 544 No’lu parselin paydaşlarından olduğunu, davalının ise taşınmazda ilk olarak ...'ın payını trampa yolu ile edindikten sonra, aynı gün diğer paydaşlar ... ve ...'in paylarını da satın alarak paydaş haline geldiğini, ancak davalının söz konusu ilk payını da satış yolu ile aldığını, bununla birlikte davacının önalım hakkını kullanmasını engellemek amacı ile tapuda yapılan temliki muvazaalı olarak trampa olarak gösterdiğini, gerek aynı tarihte peş peşe yapılan resmi işlemlerin, gerek trampaya konu edilenlerin bedellerinin iddialarını doğruladığını,
müvekkilinin önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı vekili, tapuda trampa olarak yapılan temlikte muvazaa olmadığını, trampaya konu edilen taşınmazlar arasındaki değer farkının tapuda yapılan resmi işlem sırasında ödendiğini, trampaya karşı önalım hakkının kullanılamayacağını, sonradan alınan payların ise paydaşa karşı yapılmış satışlar olduğundan yine davacının önalım hakkının bulunmadığını belirerek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması halinde,diğer paydaşa o payı öncelikle satın alma hakkını veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve o payın üçüncü kişiye satılması ile kullanılabilir hale gelir. Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibarettir.
Olayımıza gelince; önalım hakkına konu payın ilişkin bulunduğu tarla vasıflı 544 No’lu parselde dava dışı ...'ın aynı gün ...'dan aldığı 34.500 TL değerindeki 3 / 20 payını, davalıya ait 5.000 TL değer takdir edilen ...
Köyü 383 No’lu 9.150 m2 alanlı parsel ile aradaki 29.500 TL fark ödenmek suretiyle 2.2.2007 tarihinde trampa etmesi ve peşi sıra da diğer paydaşlar ... ve ...'nın paylarını satın alması üzerine durumdan haricen haberdar olduğunu belirten davacı önalım hakkının tanınmasını istemiştir. Satış dışındaki temliklerde önalım hakkının kullanılması mümkün değildir.
Davacı da, tapuda trampa şeklinde yapılan ilk temlikin aslında muvazaalı olduğunu iddia ederek gerçekte satış yapıldığı iddiasında bulunmuştur. Tapudaki işlemin tarafı olmayan davacının bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlaması mümkündür. Bu konuda dinlenen davacı tanıkları tapuda yapılan işlemin niteliği konusunda bir açıklamada bulunmamışlar, daha çok taşınmazın kullanım biçimi konusunda beyanda bulunmuşlardır.
Trampaya konu edilen taşınmazlar arasındaki değer farkı tapuda trampa olarak yapılan temlikin aslında satış olduğunu göstermeye yeterli değildir. Bu husus tanık beyanları ve toplanan diğer delillerle kesin olarak kanıtlanamamıştır.
Davalının sonradan satın aldığı dava konusu edilen paylar da trampa yolu ile taşınmazda paydaş hale gelen davalıya yapılan satışlar niteliğinde olduğundan ve paydaşa karşı önalım hakkı kulanılamayacağından davacının bu paylara yönelik olarak da önalım hakkı bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2012/10723, K. 2012/13788, 30 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama