KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2024/3712 E., 2025/2523 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Haziran 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2024/54 E., 2024/21 K.
Karar Metni
2.274 kelime·11 dk okuma·9 bölüm
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davalı vekilince duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davalı vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ...’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Tuzlu Su Pompa İstasyonundan gelen 1800 mm. çapındaki tuzlu su boru hattının boydan boya polietilen plastik malzeme ve özel graud malzeme ile kaplanması işini 650.000,00 TL karşılığında davalı şirkete ihale ettiklerini, ancak sözleşmeye uygun olarak yapılmamasından dolayı hattın teslim tarihinden yaklaşık 3 yıl sonra arızalandığını ve davacı şirketin hattı yeniden 726.488,33 TL bedel ile inşa ettirdiğini, davalı tarafa ödenmiş olan 650.000,00 TL’nin şimdilik 500,00 TL’si ile,
3. kişiye yeniden yapım bedeli arasındaki fark olan bedelin şimdilik 500,00 TL olmak üzere toplam 1.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 01.02.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile davalı tarafa ödenmiş olan 650.000,00 TL yönünden talebini 585.000,00 TL’ye, 3. kişiye yeniden yapım bedeli arasındaki fark olan bedel yönünden talebini 33.022,19 TL’ye çıkarmıştır
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin 03.03.2004 tarih ve muhtelif numaralı belgeler ile su hatlarının yenilenmesi işi ile ilgili olarak müvekkili şirketten teklif istediğini, teklif isteme mektubunda dava konusu tuzlu su hattının yenilenmesi işi ile ilgili götürü bedel teklif formunda belirtildiği üzere 3 alternatif teklif verileceğini, hangi alternatifin uygulanacağına sipariş öncesinde ...’in karar vereceğini, ihaleye 5-6 firma girdiğini, ihaleyi kazanarak işi 22.04.2004 tarihinde bitirip devreye alındığını 03.02.2005 tarihinde geçici kabulün, 03.02.2006 tarihinde ise kesin kabulün yapılıp teslim edildiğini,
davacının noterliğin 19.07.2007 tarih ve 9834 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle hasardan haberdar olduğunu ve tespit yaptırdığını, bilirkişi raporlarının kendilerine tebliğ edildiğini, raporlara itiraz ettiklerini, ayrıca hattın davacı tarafından sökülerek delilleri ortadan kaldırdığını, söküm faaliyetlerini durdurmalarını ihtar etmelerine rağmen söküm yapıldığını, davacı tarafın sözleşme bedelini istemesinin mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 17.05.2012 tarih ve 2007/428 E., 2012/350 K. sayılı kararı ile davalının kusurlu bulunmadığı bu nedenle sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemelerin 17.05.20212 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2019 tarih ve 2017/1825 Esas, 2019/701 Karar sayılı bozma ilamı ile sözleşmenin 29. maddesinde şartnamenin ekleri sayılmış olup, 29.6. maddesinde "teklif eki ve Yazışmalar"da şartname eklerinden olduğu,
teklif ekinde sunulan ve teknik açıklama başlıklı davalı şirketin imza ve kaşesini taşıyan ve delil tespiti dosyası içerisinde bulunan belgenin 2. sayfasında, “dışarıdaki çelik boru çok uzun zaman içinde korozyon neticesinde incelse bile mevcut graut ve kaplama malzemesi iç basınca karşı gerekli dayanımı sağlıyacaktır.” düzenlemesinin bulunduğu gibi, imzalanan sözleşmenin 11. maddesinin 2. paragrafında yüklenicinin kesin kabul tarihinden itibaren beş (5) yıl süreyle meydana gelen zarar ve ziyandan sorumlu olduğu açıklanmış olup,
HMK'nın 193. maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olduğundan hakim tarafından re’sen gözetilmesi ve yüklenicinin sorumlu olduğunun kabul edilmesi ve davacının istek kalemleriyle ilgili olarak araştırma ve inceleme yapılması ve bilirkişilerden rapor alınıp, hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile eserin ayıplı olduğu, onarımının mümkün olmadığı, davacı şirketin sözleşmeden dönme ve eseri reddetme şartlarının oluştuğu, ayıplı eserden dolayı ücretten indirim gerektiği, davacı şirketin talep edebileceği toplam maddi zararının 618.022,20 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacının ıslah ile dava ettiği 617.022,19 TL talebinin, ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğramış olduğunu,
b. BK'nın 128. maddesine göre zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihte başladığı dikkate alındığında, davacının bilirkişi raporuyla zararı öğrendiği ve zamanaşımı süresi içerisinde davayı ıslah ettiği iddiasının hukuken dayanaksız olduğunu,
c. Davacı şirket, dava tarihinde iddia ettiği zarar miktarını ve zarara ilişkin detayları bildiğinden, 31.01.2022 tarihli ıslah dilekçesinde bilirkişi raporuyla zararı öğrendiğine ilişkin iddiasının dayanaksız olduğunu,
d. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu,
e. Müvekkilinin sözleşme ve şartnameye uygun olarak edimini yerine getirdiğini,
f. Davacı şirketin, mevcut boruyu 40 yıl gibi uzun süre kullanmış olup, 13 mm’lik orijinal kalınlığı yer yer 1,35 mm’ye düşmüş bir borunun yüzeyine kaplama malzemesi yaptırarak, bu konuda müvekkil şirkete bilgi vermeyerek kusurlu davrandığını,
g. Kısmen hasarlanan borunun tamiri mümkünken, davacının kusurlu olarak boruyu sökerek zarar talebinde bulunduğuna yönelik ısrarlı itirazlarının değerlendirilmediğini,
h. 690 metrelik çelik borunun hurda bedeli hesaplamada dikkate alınmadığını,
ı. Davacı ayıp ihbarı yapmadığından, müvekkilin iddia olunan zarardan sorumluluğunun da ortadan kalktığını beyan etmektedir.
2. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Toplam 618.022,20 TL tutarındaki zarar kalemlerinin faiz başlangıç tarihlerinin farklılık arz etmekte olup, karşı tarafın tacir olduğu da dikkate alınarak faiz talepleri yönünden de ticari avans faizi olmasına rağmen yasal faize hükmedildiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıp sebebiyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Eser sözleşmesinden doğan alacaklar için taraflar arasındaki sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın 126/4 maddesindeki beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Eldeki davada ayıp sebebiyle uğranılan zararın tazmini istenmekte olup; bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamayacaktır. Nitekim, yine BK'nın 128. maddesi kapsamında, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten itibaren başlayacağı açık bir şekilde belirtilmiştir.
Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı yalnızca dava açılmış olan kısım için kesildiğinden bu davanın açıldığı tarih ıslahla artırılan miktar için zamanaşımı başlangıcına esas alınamaz. Bu nedenle ıslahla artırılan miktar için zamanaşımının dolup dolmadığı dava tarihine göre değil, ıslah tarihine göre hesaplanacaktır. Bunun sonucu olarak, alacağın zamanaşımına uğramaması için kısmi davada istenmemiş olan miktar bakımından ıslahın zamanaşımı süresinde yapılması gerekecektir.
Somut olayda, davaya konu alacak davacı iş sahibinin KDZ.Ereğli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/46 D. İş sayılı dosyasında delil tespiti yaptırdığı 17.05.2007 tarihinde istenebilir hale geldiğinden aynı tarihte başlayan ve 818 sayılı BK'nın 126/4 maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin, ıslah tarihi olan 01.02.2022 günü itibariyle dolmuş olduğu, davalı tarafın süresi içerisinde ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def’inde bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda mahkemece, ıslah ile artırılan miktar bakımından davacı talebinin zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA,
Dairemizdeki duruşmada vekille temsil olunan davalı yararına takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıp nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkin olup, kısmi dava olarak açılmış ve ıslah yoluyla yargılama aşamasında talep artırılmıştır.
Dairemizin sayın çoğunluğu kısmi davada alacağın dava açılan kısmı bakımından zamanaşımı süresinin kesileceğini, ıslah yapılmışsa ıslah tarihi itibarıyla eser sözleşmelerinden kaynaklanan beş yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu görüşündedir.
Öncelikle kısmi dava açılması halinde ilk açılan davanın alacağın tümü yönünden zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı konusunun değerlendirilmesi gerekir. 818 sayılı BK'nın 133. (TBK 154) maddede dava yoluyla mahkemeye başvurulmuş ise yani dava açılmışsa zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir. Bu maddenin de yorumunun sonucu olarak yerleşik yargısal uygulamalarda dava açılmakla ancak dava dilekçesindeki miktar için zamanaşımının kesileceği ve sadece dava açılan miktar için dava tarihinde temerrüt olgusunun gerçekleşeceği kabul edilmektedir.
Yargısal uygulamalar bu yönde süregelmiş ise de 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararı çıkmış olup yerleşik uygulamadan dönülmesi gerekip gerekmediğinin bu karar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sözünü ettiğimiz 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında "kısmi davada, dava konusu miktarın kısmi ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin artırılması halinde, artırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceği belirtilmiştir.
Bu karar zamanaşımı ile ilgili değilse de İçtihadı Bileştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol gösterici olduğu unutulmamalıdır. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesinde de geçerli olacaktır.
Yol göstericilik konusunda kararın tüm gerekçeleri değil; ana sonuçla bağlantılı ve bu sonuca hangi hukuksal nedenlerle varıldığını gösteren temel gerekçeler esas alınmak suretiyle bir sınırlama getirilmesi de içtihadı birleştirme kararlarının mahiyetine uygun bir sonuç olacaktır. Kaldı ki Yargıtay Kanunu 45/5. maddede içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayacağı düzenlenmiş olduğundan benzer konular için de bu içtihadı birleştirme kararının uygulanması bir zorunluluktur.
24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesi; ıslahla miktar artırımının ek dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi olduğudur.
Bu temel gerekçenin varlığı; kararda yer verilen "...Ek dava ile kısmi dava arasında paralellik mevcut ise de ıslahla ilgili sorunların yine ıslah müessesi kapsamında sonuçlandırılarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle dava değerinin artırılması kısmi ıslah kapsamında olduğundan süregelen davanın devamıdır ki yeni bir dava ve ek dava olarak kabul edilemez.
Artırılan tutar için harç yatırılması bir usul işlemidir; yeni bir dava açıldığı şeklinde yorumlanamaz..." biçimindeki açıklamalarda ve "...bu amaçla verilen bir ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki istem ve ferilerini ortadan kaldırmayacak, sadece istenilen alacak rakamını değiştirecektir.
Hal böyle olunca ıslahla artırılan tutar, yeni bir dava olmadığından, ilk dava dilekçesinde yer alan bütün unsurlar faiz istemi de dahil olmak üzere, ıslahla artırılan kısım için de uygulanabilir olmalıdır..." şeklinde yapılan açıklamalarda açıkça görülmektedir. Bu ifadeler kararın; sonuç kısmıyla da uyumlu ana ve en temel gerekçeleridir.
Bu karar temel gerekçesinden soyutlanarak yorumlanıp uygulanamayacağına göre, ıslahla miktarın artırılması halinde, bu miktar değişikliğinin, zamanaşımının kesilmesine neden olup olmadığı, zamanaşımını kesecek bir işlem ise hangi tarihte zamanaşımının kesileceği konusunda da kararın bu ana gerekçesinden yararlanılmalıdır.
Bu yararlanmanın gerekliliği uygulama ve öğretide de kabul edilmekte ve şöyle açıklanmaktadır: İçtihadı birleştirme kararları bakımından her ne kadar sadece sonuç kısmı bağlayıcı olsa da sonuç kısmı ile gerekçenin sıkı irtibatı nedeni ile kararda varılan bağlayıcı sonucun anlamlandırılabilmesi, bağlayıcılığın gerekçeye genişletilmesi ile mümkündür. (Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi (Sevinç 1977), s. 33-34. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü (Demir 2001) C. V, s. 4961.
Aynı yönde Yargıtay HGK, 24.11.1965 T., 685/428, Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi, s. 34. Benzer şekilde Yargıtay 4. HD, 06.02.1973 T., 1972/5259 E., 1973/1036 K., Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku (Nesil 2000) s. 65.. Nurbanu Erzurumlu Işık, Mahkeme İçtihatları Yoluyla Medenî Usûl Hukukunun İnşası, Doktora Tezi sf: 216). İçtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcılığının kapsamının belirlenmesinde de karara etki eden gerekçenin dikkate alınması gerekir.
Zira, içtihadı birleştirme kararları somut bir olayın çözümü bakımından değil; hukuk dünyasında anlamlandırılması ya da uygulanması bakımından soruna yol açan kurala yönelik soyut bir ilkenin ortaya konulmasına hizmet eder (Nurbanu Erzurumlu Işık, Mahkeme İçtihatları Yoluyla Medenî Usûl Hukukunun İnşası, Doktora Tezi sf: 216).
Bu içtihadı birleştirme kararı ile ıslahla miktar artırımı ek dava olarak görülmemiş ve sadece dava dilekçesinde yazan miktarın değiştirilmesi, diğer bir ifadeyle bu miktarın düzeltilmesi olarak görülmüştür. Bu kararın sonucu olarak miktar artırımına ilişkin yapılan ıslahın da artık ek dava olarak görülmesi mümkün olmayıp dava dilekçesindeki miktar kısmının düzeltilmesi olarak kabul edilmesi gerekir. Düzeltilen dava dilekçesi olduğuna göre davacı tarafından ıslahın teşmil edildiği tarih de ilk dava tarihi olacaktır.
Dava tarihine teşmil edilecek şekilde bir ıslah gerçekleştiğine göre, ıslahla artırılan miktar için de dava tarihinin artık ilk dava tarihi kabul edilmesi ve dava açılmakla zamanaşımının kesileceğine dair BK'nın 133/1 bent 2 (TBK 154/1-bent 2) hükmünün ıslah edilen miktar için de ilk dava tarihi esas alınarak uygulanması gerekir.
Islahla miktar artırımı dava veya ek dava sayılmadığı için BK'nın 133/1 bent 2. madde gereğince zamanaşımı kesilmez ise de yukarıda da belirttiğimiz üzere bu ıslah dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi ve düzeltilmesi olduğundan ıslahla artırılan yeni istem için de zamanaşımının ilk dava tarihinde kesilmiş sayılması gerektiği sonucuna varılmalıdır.
Dava konusunun tümüyle değiştiği tam ıslahta zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplananacağı doktrin ve uygulamada tümüyle kabul edilir iken dava konusunun dahi değişmediği ek dava dahi sayılmadığı konusunda açık gerekçe içeren ve bu gerekçeyle sonuca giden içtihadı birleştirme kararına rağmen, ıslahla miktar artırımında zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplanmaması da çelişkili bir uygulama ve yorum olacaktır.
Diğer yandan aynı usul işlemi olan ıslahla miktar artırımı temerrüt faizi yönünden ek dava sayılmaz iken diğer yandan zamanaşımı için ek dava sayılmış olacaktır. Bu ise aynı usul kurallarının değişik maddi hukuk taleplerinde farklı uygulanması, farklı yorumlara tabi tutularak farklı sonuçlara varılması anlamını taşıyacak ve başka bir boyutta olmak üzere ayrı bir çelişki oluşturacaktır.
Açıkladığımız nedenlerle ıslahla artırılan kısım için zamanaşımının ıslah tarihine göre hesaplanması gerektiği şeklindeki yerleşik uygulamadan 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesini oluşturan medeni usul yorumları karşısında artık dönülmesi ve zamanaşımının dava veya ek dava sayılmayan ıslahla miktar artırım tarihine göre değil, davanın açıldığı ilk tarihe göre hesaplanması gerekir.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; dairenizin sayın çoğunluğu tarafından da benimsendiği üzere davacı alacağının delil tespitinin yapıldığı 17.05.2007 tarihinde istenebilir hale geldiği davanın kısmi dava olarak 20.09.2007 tarihinde açıldığı, ıslahın ise 01.02.2022 tarihinde yapıldığı, ilk dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresi kesilmiş olduğundan, eser sözleşmelerinden kaynaklanan beş yıllık zamanaşımı süresinin ıslah tarihi itibarıyla dolmadığı,
bu durumda yukarıda açıklandığı üzere 24.05.2019 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı karşısında ıslahla miktar artırımı ek dava sayılmadığı ve dava dilekçesindeki miktarın düzeltilmesi niteliğinde olduğu kabul edildiği için, artırılan kısım için dahi zamanaşımının ilk dava tarihine göre belirlenmesi gerekirken, ıslah tarihinin zamanaşımı başlangıcına esas alınması yerinde değildir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/3712, K. 2025/2523, 24 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama