KÜNYE
7. Ceza Dairesi 2008/5952 E., 2010/14684 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Suç
- 5271 sayılı kanuna göre tazminat
- Hüküm
- Davanın kısmen kabulü ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine
Karar Metni
480 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Davacı vekilinin temyiz dilekçesinde faize yönelik talebi olmadığından tebliğnamedeki bu yöne ilişkin düşünceye iştirak edilmemiştir. Yapılan duruşmaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 05.10.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Yasaya uygun olarak tutuklandıktan sonra yargılandığı suçtan beraat eden davacının açtığı maddi ve manevi tazminat davasında, 5271 sayılı CMK.nın 141/1-e maddesi uyarınca verilen kısmen kabul kısmen ret kararının davacı ve davalı tarafından temyizi üzerine yapılan incelemede verilen onama kararına, "isteme karşın faiz konusunda karar verilmemesinin bozma nedeni yapılması gerektiği" düşüncesiyle katılmıyorum.
Gerekçelerine gelince;
Sayın çoğunluk "davacı vekilinin temyiz dilekçesinde faize yönelik talebi olmadığı" gerekçesiyle isteme karşın faize hükmedilmemesi şeklindeki yasaya aykırılığı bozma nedeni yapmazken, davayı salt bir hukuk davası olarak görmüş ve HUMK.nın "istemde ve temyizde talebe bağlılık" ilkesinden hareketle sonuca varmış bulunmaktadır.
Oysa ki incelenen karar borçlar kanunu uyarınca açılıp görülen salt bir hukuk davası sonucunda değil, koşulları, bakacak mahkeme, yargılama yöntemi, temyiz süre ve koşulları 5271 sayılı CMK.nun 141 ve 142.maddelerinde gösterilmiş özel bir dava türü sonucunda verilmiş olup,
temyiz incelemesinin de anılan yasa kuralları uyarınca yapılması zorunludur.Önceleri 466 sayılı özel yasa ile düzenlenmiş bir dava iken ve Anayasa'nın 19.maddesinde 4709 sayılı yasa ile eklenen ve haksız tutuklananların uğradıkları zararı tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devletten isteyebileceğini ön gören son fıkradan sonra sözü edilen davaların hukuk davalarına benzetilmesi olanaklı iken,
özel yasanın yürürlükten kaldırılarak konunun tüm ayrıntılarıyla 5271 sayılı CMK ile düzenlenmesi ve 5320 sayılı yasanın 6.maddesiyle 1.6.2005 tarihinden sonraki işlemler hakkında CMK.nın 141 -142.maddelerinin uygulanması zorunluluğunun belirtilmesi de bu davaların tamamen CMK kuralları gereğince görülüp sonuçlandırılması, temyiz aşamasında da aynı yasa kurallarının gözetilmesi gerektiği yolundaki görüşümüzü pekiştirmektedir.
5271 sayılı CMK.na baktığımızda ise, 301.maddede temyizde istemle bağlılık kuralının getirildiği görülmekte ancak bilindiği gibi bu kuralın 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi uyarınca uygulanmasının henüz olanaklı olmadığı ve sorunun 1412 sayılı CMUK.nun 320.maddesinin gözetilmesi ile çözümlenmesi zorunluluğu doğmaktadır. Belirtilen 320.maddenin ". . (Yargıtay) hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder." şeklindeki kuralı ise temyiz davası kabul edildiğinde incelemenin, temyiz dilekçesinde belirtilsin veya belirtilmesin, tüm yasaya aykırılıkların giderilmesine yönelik olarak yapılmasını emretmektedir.
Bu durumda;
Davacının, dava dilekçesinde dava tarihinden itibaren yasal faiz istemesine karşın, mahkemenin faize hükmetmemesi; CGK kararları ile de kabul edildiği gibi hükme tesiri olacak derecede yasaya aykırılık olduğundan, verilen tazminat miktarının azlığından söz eden davacının temyiz isteminde açıkça yer almasa da gözetilmeli ve faizin asıl alacağın fer'i olup sonradan geriye dönük olarak tek başına dava edilemeyeceği de düşünülerek bu yasaya aykırılığın bozma nedeni yapılmak suretiyle giderilmesi gerekmektedir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2008/5952, K. 2010/14684, 5 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama