İçeriğe geç
AC
7. Ceza Dairesi Esas: 2023/18268 Karar: 2026/6672 Tarih: 2026

Yargıtay 7. Ceza Dairesi E.2023/18268 K.2026/6672

7. Ceza Dairesi 2023/18268 E. , 2026/6672 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/171 E., 2022/119 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet SUÇ TARİHLERİ : 07.01.2016, 19.01.2016 HÜKÜM : Mahkûmiyet, suça konu eşyanın müsaderesi, TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında Ka

Karar Özeti

7. Ceza Dairesi 2023/18268 E. , 2026/6672 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/171 E., 2022/119 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet SUÇ TARİHLERİ : 07.01.2016, 19.01.2016 HÜKÜM : Mahkûmiyet, suça konu eşyanın müsaderesi, TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında Ka

Karar Detayı

7. Ceza Dairesi 2023/18268 E. , 2026/6672 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/171 E., 2022/119 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet SUÇ TARİHLERİ : 07.01.2016, 19.01.2016 HÜKÜM : Mahkûmiyet, suça konu eşyanın müsaderesi, TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında Kanun iadesi üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: Katılan ... İdaresi vekilinin temyizinin münhasıra tüm eşyanın müsaderesine karar verilmesine yönelik olduğu gözetilerek sınırlı inceleme yapılmıştır. Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; 1. Sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun ( 5607 sayılı Kanun) 3/5. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve 400 gün adli para cezasında aynı Kanun'un 3/10. maddesi uyarınca 1/2 oranında artırım yapılmak suretiyle 3 yıl hapis ve 600 gün adli para cezasına hükmedildiği halde aynı Kanun'un 3/10- son cümlesi uyarınca belirlenen cezanın 3 yıldan az olamayacağı belirtilmek suretiyle 3 yıl hapi ve 300 gün adli para cezasına hükmedilmesi, 2. Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz" hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi gereği kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde, ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır" düzenlemesinin getirildiği; Soruşturma evresinde sanığa etkin pişmanlık ihtaratı yapıldığı sırada dosyada kaçak eşyaya mahsus tespit varakası bulunmadığından gümrüklenmiş değerin iki katı tutarı hakkında bilgi sahibi olmayan sanığa yapılan ihtarın usulsüz olduğu cihetle; Soruşturma aşamasında usulüne uygun etkin pişmanlık ihtaratı yapılmamış bulunan sanığa, kovuşturma aşamasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 43. maddesi kapsamındaki suçlar yönünden suça konu eşyaların toplam gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarını hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödemesi halinde cezasında 1/2 oranında indirim yapılacağının belirtilmesi gerekirken, her dosya yönünden ayrı ayrı gümrüklenmiş değerin iki katının bildirilmesi ile ana dosyada gelecek celseye kadar süre verilmesi, birleşen dosya yönünden ise indirim oranının 1/3 olarak bildirilmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi, 3. Dairemizce de kabul gören Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.04.2014 tarihli ve 2013/7-591 Esas, 2014/171 Karar ve 16.05.2017 tarih ve 2015/398 Esas, 2017/272 Karar sayılı ilamlarında ayrıntıları belirtildiği gibi; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işleniş yer ve zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler birlikte değerlendirilip, sanığın eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususlarının tartışılarak belirlenmesi bakımından; İncelemeye konu bu dosyaya ilişkin suç tarihlerinin 07.01.20 16... .01.2016 olduğu, iddianame düzenleme tarihlerinin de 03.02.20 16... .01.2016 olduğu, Sanık hakkında Konya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/1620 Esas sayılı derdest dosyasında suç tarihinin 16.10.2015, iddianame düzenleme tarihinin ise 03.02.2016 olduğu gözetilerek, Sanığın bu dosyalardaki eylemlerin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre adı geçen sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi kapsamında zincirleme biçimde kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi, gerektiğinde birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi, 4. Başkale Asliye Ceza Mahkemesinin 05.05.2009 tarihli ve 2008/305 Esas, 2009/262 Karar sayılı ilamı ile sanığın mahkum olduğu önceki hükümlülüğünün tazmini nitelikte para cezası olduğu ve tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeksizin 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesi gereğince sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına hükmolunması, 5. Ele geçen tüm eşyanın müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 6. Soruşturma aşamasında şerh konulan ve sanığa ek savunma hakkı verilen suçta kullanılan 77... plaka sayılı araç yönünde olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, katılan ... İdaresi vekili ve sanığın temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, 09.06.2026 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sayın daire çoğunluğuyla uyuşmazlığımız, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının lehe kanun değerlendirmesi için dosyayı mahalline iade etmesi üzerine ilk derece mahkemesince kurulan yeni hükmün, hangi kanun yoluna tabi olacağına ilişkindir. 7242 sayılı Kanun'un 63. maddesi ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na eklenen geçici 12. maddeye göre "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanun'un kapsamına giren suçlardan dolayı kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 3 üncü ve 5 inci maddede bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir." hükmü bulunmaktadır. Anılan düzenleme ile ilk derece mahkemelerince verilip temyiz edilen hükümlerde, lehe hükümlerin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılmasının gerektiği açıkça anlaşılması halinde, dosyanın doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilme yetkisi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmış olup, bu hüküm uyarınca gönderilen dosyalarda, iade kararının mahkemesince benimsenmesi halinde yeniden duruşma açılarak hüküm verme ödevi doğmuştur. Kuşkusuz, başlamış olan temyiz sürecini sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlem, yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu nedeniyle bozma etkisi doğurması bakımından, usul yasamızdaki sisteme aykırı ise de, yerel mahkemelere önceki hükmü ıslah veya değiştirme yetkisi veren söz konusu istisnai düzenleme, pozitif bir hukuk normu olarak yasalardaki yerini almıştır. Kuralın yerindeliği ve sisteme uyumluluğu tartışılabilirse de, yargı mercilerinin yasalara uygun olarak karar vermek hak ve ödevine sahip oldukları hususu tartışılmaz bir gerçektir. Bu sebeple, Mahkemece iade kararı benimsenerek duruşma açılması halinde, artık önceki hüküm varlığını yitirmiş olacak ve yeniden hüküm verme zorunluluğu doğacaktır. Verilen yeni hükmün önceki ile aynı olması veya değişik olması da, “yeni hüküm” olduğu gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır. Artık; duruşma açılmakla, mahkeme için öncekinden bağımsız ve yeni bir hüküm verme olanağı doğmuş olacaktır. Kendine özgü ve geçiş dönemine ilişkin bir düzenleme olan bu hükmün, bir takım adaletsizliklere neden olacağı veya başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmesi nedeniyle mevcut yasalarla çatıştığı ve genel ilkelere aykırı olduğu ileri sürülebilirse de, açık olan yasal düzenleme karşısında başka türlü bir uygulama yapma olanağı bulunmamaktadır. Diğer yönden; bu hüküm, başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmekte ise de, ilgililerin yasa yoluna başvuru haklarını ortadan kaldırmamakta, yeniden hüküm verilmekle ilgililer bu haklara yeniden sahip olmakta ve yeni bir süreç başlatabilmektedirler. Dosyanın doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilme yetkisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmış olması, başlamış olan temyiz sürecini sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlemin, bozma etkisini doğuran ve mahkemeye yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu yükleyen bir niteliğinin bulunması; bu aşamadan sonra kurulan hükmün hangi kanun yoluna gideceği sorununu ortaya çıkarmaktadır. 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (22) numaralı fıkrasına 7242 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle “Eşyanın değerinin hafif olması hâlinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması hâlinde ise üçte birine kadar indirilir.” cümlesi eklenmiş ve anılan Kanun’un 62. maddesiyle 5607 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasında değişiklik yapılarak kaçakçılık suçları yönünden etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma alanı kovuşturma evresini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Dava konusu kuralla da sanıklar lehine yapılan bu düzenlemelerin değerlendirilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderileceği öngörülmüştür. Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderileceğini öngören kuralın usul hukukuna ilişkin bir düzenleme olduğu hususunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. Söz konusu düzenleme ile 5607 sayılı Kanun’da 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler sonrasında lehe kanun hükümlerinin uygulanması sırasında, yargılamada ortaya çıkacak gecikmelerin asgari düzeye çekilmesi ve usul ekonomisi yönünden yargılamayı hızlandırıcı bir yöntemin getirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderileceğini öngören kuralla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 5607 sayılı Kanun kapsamında lehe kanun değerlendirilmesi yapılması gereken dosyalar ile ilgili ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı ortadan kaldırma yetkisinin verilmesi söz konusu olmayıp ilk derece mahkemesi kararının ortadan kalkması 5607 sayılı Kanun’un geçici 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yapılan düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Bu düzenleme ile mahkemelerin sahip olduğu yargılama veya lehe kanun değerlendirme yapma yetkisine ve ilgili Yargıtay dairelerinin dosyanın esası yönünden karar verme yetkilerine müdahalede bulunulmamakta, sadece lehe kanun hükümlerinin uygulaması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gereken dava dosyaları yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına süreci kısaltıcı bir inceleme yapma yetkisi tanınmaktadır. Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 5607 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan 3. ve 5. maddede yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyaları ilk derece mahkemesine iade edebilecektir. 5607 sayılı Kanun kapsamında bulunmayan suçlarla ilgili veya bu Kanun kapsamında kalan suçlarla ilgili olmasına rağmen Kanun’un 3. ve 5. maddelerinin değerlendirilmesi gerekmeyen dosyaları tebliğname düzenleyerek ilgili ceza dairesine gönderecektir. Bir başka ifadeyle kuralın mahkûmiyet hükmü dışında aynı zamanda beraat ve düşme gibi kararlar için uygulanması söz konusu değildir. Kanunla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan yetki, sadece Kanun’un 3. ve 5. maddesinde yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalarla sınırlı olup burada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan kural kapsamında dosyalarla ilgili olarak bir takdirde bulunulması söz konusu değildir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun uyarınca bu kapsamdaki tüm dosyaları geliş usulüne göre ilk derece mahkemelerine göndermesi gerekmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan bu yetki, prosedürü ve süreci kısaltıcı inceleme ve aracılık yapma görevi olup, yargı yetkisi değildir. O halde 5607 sayılı Kanun'un geçici 12. maddesiyle gelen usul düzenlemesi Kanundan doğan Yargıtay'ın esas denetimine istisna getiren bir düzenleme olmuştur. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğname düzenlemeden 5607 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddeleri kapsamına giren dosyaları iade etmesi kararı kısıtlı bir inceleme kararı olup, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'un 307/3. maddesi kapsamında Yargıtay'dan verilen bir bozma kararı değildir. Bu kapsamda bir bozma kararı verilebilmesi için Ceza dairesinin dosyayı incelemesi gerekmektedir. Kanundan doğan istisnai bozma kararı ile Yargıtay dairesinin inceleme sonucu vermiş olduğu bozma kararı aynı nitelikte değildir. Kanuni bozmada davanın usuli ve esası incelenmemiştir. Yargıtay Ceza dairesinin vermiş olduğu karar sonucunda kazanılmış hak gibi hususlar söz konusu olabilecektir. Fakat kanuni bozmada; dava yeniden görüleceğinden hak kaybı da veya kazanılmış hak söz konusu olmayacaktır. Öte yandan 5235 sayılı Adli Yargı İlk derece mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı bu tarihten sonra verilen kararların istinaf kanun yoluna tabi olduğu gözetildiğinde artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının lehe kanun değerlendirmesi için dosyayı mahallinde iade etmesi durumunda mahalli mahkemenin verdiği yeni karar eğer 20.07.2016 tarihinden sonra ise istinaf kanun yoluna tabi olacaktır. Bu husus sanığın kanun yolu incelemesi bakımından lehine bir durumdur. Çünkü tek aşamalı kanun yolu iki aşamaya yükselmiş sanığa daha etraflı bir hukuki korunma getirilmiştir. Bu sebeple yargılamaya konu dosyanın karar tarihi gözetilerek istinaf kanun yoluna tabi olduğundan incelenmeksizin iadesi düşüncesiyle sayın çoğunluğun kararına iştirak edilmemiştir.

Özgün Analiz

Olay Özeti: Sanık, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefetten mahkum edilmiş ve suça konu eşyanın müsaderesine karar verilmiştir. Katılan Gümrük İdaresi vekili tüm eşyanın müsaderesi yönünden, sanık ise mahkumiyet yönünden temyiz etmiş; ceza hesabı, etkin pişmanlık ihtaratı, zincirleme suç, tekerrür ve müsadere bakımından birden çok hukuka aykırılık saptanmıştır.

Hukuki İlke: 5607 sayılı Kanun'un 3/5 ve 3/10. maddeleri uyarınca artırım yapılırken hüküm fıkrasında çelişkili ceza miktarı belirlenmesi hatalıdır. 7242 sayılı Kanunla değişik 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi kovuşturmada da etkin pişmanlığa imkan tanıdığından, birleşen dosyalarda toplam gümrüklenmiş değerin iki katı üzerinden 1/2 oranında doğru ihtar yapılmalıdır. Benzer vasıflı dosyalarla TCK 43 zincirleme değerlendirmesi yapılmalı; tazmini nitelikteki önceki para cezası tekerrüre esas alınamayacağından TCK 58 uygulaması hatalıdır; ele geçen tüm eşyanın müsaderesi ve şerh konulan araç yönünden karar verilmelidir. Hüküm 1412 sayılı CMUK 321 uyarınca oy çokluğuyla bozulmuştur.

Uygulama Sonucu: Birden çok hukuka aykırılık nedeniyle hükmün oy çokluğuyla bozulması; bir üyenin dosyanın istinaf yoluna tabi olduğu ve incelenmeksizin iadesi gerektiği yönünde karşı oyu (bozma).

Dava Strateji Notu: Kaçakçılık dosyalarında ceza hesabı, etkin pişmanlık ihtarı, zincirleme suç ve tekerrür gibi birden çok kalem birlikte temyiz konusu yapıldığında bozma olasılığı belirgin biçimde artar. Özellikle tazmini nitelikteki (para cezası) önceki mahkumiyetin tekerrüre esas alınamayacağı ve etkin pişmanlık ihtaratının doğru oran ve toplam değer üzerinden yapılması gerektiği vurgulanmalı; karşı oydaki istinaf/temyiz yolu tartışması da kanun yolu stratejisinde gözetilmelidir.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla