KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/4689 E., 2010/2596 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Nisan 2010
Karar Metni
541 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 212 ada 97 ve aynı ada 98 parsel sayılı sırası ile 8060,36 m² ve 6009,24 m² yüzölçümündeki taşınmazlar 4753 sayılı Yasa uyarınca oluşturulan tapu kaydına dayanılarak davalı hazine adına tespit edilmiştir. Davacı ... miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazların davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava ve temyiz konusu 212 ada 97 parsel sayılı taşınmazın davalı hazineye ait 7.4.1967 tarih 286 sayılı tapu kaydının kapsamı içinde kaldığı, ancak tapu kaydının oluşturulduğu güne kadar zilyet davacı ... yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği, mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 46/1 maddesi hükmü uyarınca koşullarının varlığı halinde bu nitelikteki taşınmazların zilyedi adına tespit ve tescil edileceği öngörülmüştür. Bu nedenler ve hükümde gösterilen diğer gerekçelere göre davalı hazinenin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile 121 ada 97 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki hükmün ONANMASINA, hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
2-Dava ve temyize konu 212 ada 98 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece toplanan ve doğru olarak değerlendirilen delillere, tespitte saptanan hukuksal olgulara, dosya içeriğine ve dava niteliğine göre davalı hazinenin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, temyiz konusu 212 ada 98 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti 26.7.1972 tarihinden sonra yapılmıştır. 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre bir kimse aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden zilyetlikle sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüm yüzölçümünde taşınmaz malı iktisap edebilir. Her ne kadar, mahkemece davanın dayanağını oluşturan 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmü uyarınca araştırma ve soruşturma yapılmış ise de bu doğrultuda yapılan araştırma ve soruşturma da yöntemine uygun olmadığı gibi ayrıca yetersizdir.
O halde bu konuda sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için adına tescile karar verilen zilyet davacı ...'in bağımsız zilyetliğinin 20 yılı doldurmamış olması nedeniyle bayii ...'ün onaylı nüfus kayıt örnekleri getirtilerek kimliği bu yolla sağlıklı biçimde belirlenmeli, bundan sonra aynı çalışma alanı içerisinde kendisi veya varsa mirasçıları adına kayıtsız ve belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla başkaca taşınmaz mal tespit yada tescil edilip edilmediği Kadastro Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanmalı,
tespit edilen taşınmazlar varsa sözü edilen taşınmazların tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar, davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, paylı tespit edilen taşınmazlar varsa taşınmazın yüzölçümü payda kabul edilerek ilgiliye o taşınmazda payı karşılığında kaç m² taşınmaz mal isabet edeceği duraksamasız belirlenmeli, davalı olan ve hükme bağlanmayan dava dışı taşınmazlar varsa etkili bir denetim ve kontrol için usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü ile 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmündeki kısıtlamalar dikkate alınarak birleştirilip birleştirilmeyeceği düşünülmeli,
hükme bağlanıp kesinleşen davalar var ise sonuçları göz önüne alınmalı, bu yolla sağlıklı biçimde bir kontrol ve denetim yapılmalı, bundan sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/4689, K. 2010/2596, 28 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama