KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/6139 E., 2010/965 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2010
Karar Metni
594 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Davacı taraf, davalı tarafından alınan Bismil Sulh Hukuk Mahkemesinin 1952/123 E, 1952/137 K. sayılı 04.12.1952 günlü mirasçılık belgesinde 1338 tarihinde vefat eden miras bırakan ... Kızı ...'nin tek mirasçısı olarak davalı ... belirlenmiş ise de, miras bırakanın ... ve ... isimli kız kardeşlerinin bulunmadığını, verilen mirasçılık belgesinin bu nedenle hatalı olduğunu öne sürerek iptalini dava etmiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava mirasçılık belgesinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davalı ...'nin 20.11.1992 tarihinde öldüğü, bu nedenle davalı olarak gösterilemeyeceği, davanın mirasçılarına karşı dava açılması gerektiği, davacının kesin süreye rağmen mirasçıların kimler olduğunu tam olarak açıklamadığı ve mirasçılarını davaya dahil etmek için gerekli tebligat giderlerini mahkemeye vermediği gerekçe gösterilerek hüküm verilmiş ise de, hükmün gerekçesi toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Mirasçılık belgesinin iptali davalarında verilecek hüküm iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen ve kendilerine mirastan pay verilen kişilerin haklarını etkileyebileceğinden bu tür davalarda iptali istenilen mirasçılık belgesinde kendisine pay verilen mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Bu olgunun sonucu olarak mirasçılık belgesinin iptali davalarında iptali istenilen mirasçılık belgesinde kendisine pay verilen tüm mirasçılar hasım gösterilerek açılması gerekir.
Bunun yanında gerek Türk Medeni Kanununda ve gerekse usul kanunumuzda dava açıldığı tarihte sağ olan kişiler yönünden düzenleyici hükümler kabul edilmiş, dava tarihte ölü olan kişiler hakkında dava açılıp açılamayacağı konusunda düzenleme yapılmamıştır. Usul kanunumuz davada taraf ehliyetini tanımlamamış, bu konuda 38. maddede Türk Medeni Kanunu'na yollamada bulunmakla yetinmiştir.
Türk Medeni Kanunumuz ise davada taraf olma ehliyetini medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış, 8, 28, 47 ve 48. maddelerinde medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneği bulunduğunu, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini, ölümle birlikte medeni haklardan yararlanma ehliyetinin ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceğini açıklamıştır.
Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde ölen bir kişinin kişiliği ve dolayısıyla davada taraf olma ehliyeti sona ereceğinden, ayrık bir kanun hükmü bulunmadıkça dava tarihinden önce öldüğü belirlenen bir kişiye karşı dava açılamayacağı, açılmış ise davanın kural olarak ve husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Nitekim 4.5.1978 gün ve 1978/4-5 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da bu konuya değinilmiş, dava tarihinden önce ölen ve taraf ehliyetini yitiren kişi aleyhine dava açılamayacağı, bu halde ardıllık (halefiyet) kuralının uygulanması da söz konusu olamayacağından ölü kişinin mirasçılarına tebligat yapılarak veya ıslah yolu ile mirasçılar davaya dahil edilerek davaya devam edilemeyeceği kabul edilmiş, yargısal içtihatlar da bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince, davacı taraf 24.12.2008 havale tarihli dava dilekçesinde Bismil Sulh Hukuk Mahkemesinin 1952/123 E, 1952/137 K. sayılı 04.12.1952 günlü ilamında kendisine mirastan 1/2 pay verilen ...'yi hasım göstererek dava açmış, diğer mirasçıları hasım olarak göstermemiş, yargılama sırasında getirtilen nüfus kayıtlarından da davalı olarak gösterilen ...'nin dava tarihinden önce 20.11.1992 tarihinde öldüğü anlaşılmıştır. Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular ve zorunlu arkadaşların tümünün davada hasım gösterilmediği, hasım gösterilen davalı ...'nin de davadan önce öldüğü gözetildiğinde açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/6139, K. 2010/965, 26 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama