KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/7209 E., 2010/2678 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Mayıs 2010
Karar Metni
1.013 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 102 ada 19 parsel sayılı 2.299,33 m² yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına dayanılarak davalı hazine adına tespit edilmiştir. Davacı ... kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davalı hazineye ait 1963 yılında 4753 sayılı Yasa ile hazine adına oluşturulan 8.11.1963 tarih ve 471 sayılı tapu kaydının taşınmazı kapsadığı, tapunun tesisinden geriye doğru davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 46. maddesinde öngörülen 20 yıl süre ile malik sıfatıyla zilyetlik koşullarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Taşınmazın bulunduğu bölgede Toprak Komisyonunca 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalarda kadastro tespiti sırasında taşınmaza uygulanan ve uyduğu tespit edilen 8.11.1963 tarih ve 471 sayılı tapu kaydı ile taşınmaz davalı hazine adına tescil edilmiştir.
Davalı hazineye ait tapu kaydının dayanağını teşkil eden 20.7.1963 tarihli belirtmelik tutanağında 108 sayılı tevzi parselinin kanunları uyarınca hazineye intikal ettiği, 1937 tarih 18-20 tahrir sayılı vergi kayıtları ile hazine adına kayıtlı olduğu, 1951 yılında köye gelen şahısların Hazineye icar ödeyerek kullandığı belirtilmek suretiyle Hazine adına tapu kaydı oluşturulmuştur.
Mahkemece kadastro tespiti sırasında uygulanan 8.11.1963 tarih ve 471 sayılı tapu kaydının tevzi haritası getirtilmemiş, keşifte uygulanmamış, haritası yoksa kaydın “Hazine, mera, Tiloran yolu, Miçiçyolu” olan hudutları ile gayri sabit hudutlu olması nedeniyle miktarına göre kapsamı belirlenmemiştir.
Yine bu tapu kaydının kadastro tespiti sırasında revizyon gördüğü parseller bulunup bulunmadığı, Kadastro Müdürlüğünden de sorularak revizyon görmüş ise dıştan komşu parsellerin kadastro tespit tutanak örnekleri getirtilerek değerlendirilmemiştir.
Belirtmelik tutanağında uygulandığı vurgulanan 1937 tarih 18-20 tahrir numaralı vergi kayıtlarının hazine adına oluşma nedeni araştırılmamış ve buna ilişkin belgeler de getirtilmemiş, vergi kaydında gösterilen “dim”in ne anlam taşıdığı mahalli bilirkişilerden sorulmamış, dosyaya getirtilen nüfus kayıt örneğinden belirtmelik bilirkişilerinin ölü olduğu anlaşılmakta ise de belirtmelik tutanağında muhtar ve aza olarak imzası bulunan şahısların ölü olup olmadıkları araştırılmamış, sağ iseler belirtmelik tutanağının içeriği hakkında tanık olarak bilgilerine başvurulmamıştır.
3402 Sayılı Kadastro Kanununun 30/1. maddesi hükmüne göre tutanak bilirkişilerinin beyanları ile mahalli bilirkişi ve tanık beyanları çeliştiği takdirde tutanak bilirkişilerinin dinlenmesi gerekirken tüm tutanak bilirkişileri dinlenmemiştir. Yine belirtmelikte geçen ve taşınmaza zilyet olan şahısların kim olduğu ve icarcı olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Ayrıca dava konusu taşınmaza uygulanan hazineye ait tapu kaydının doğusu mera okuduğu halde yöntemince mera araştırması yapılmamıştır.
Yetersiz inceleme ile karar verilemez.
Mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle belirtmelik tutanağında uygulanan hazine adına tapuda kayıtlı 8.11.1963 tarih ve 471 sayılı tapu kaydının varsa haritası, tapu kaydı revizyon görmüş ise revizyon gördüğü parsellerin kadastro tespit tutanak örnekleri, 1937 tarih 18-20 tahrir sayılı vergi kayıtları ile hazine adına kayıt edilmesinin nedenini oluşturan oluşum belgeleri, belirtmelikte imzası bulunan tüm muhtar ve azaların nüfus kayıt örnekleri ile getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığı Özel İdare Müdürlüğünden,
4342 sayılı Yasa uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığı Mülki Amirlikten sorulup saptanmalı, yapılmış ve bu yönetimsel işlemler kesinleşmiş ise mera tahsis haritası ve eki belgeler yerinden getirtilerek dosyada tüm deliller toplandıktan sonra taşınmaz başında komşu köylerden seçilecek elverdiğince yaşlı, taraflarla akrabalığı olmayan yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, belirtmelik, tespit bilirkişileri ve teknik bilirkişi katılımı ile keşif yapılmalı, keşifte yerel bilirkişiler yardımı ile 8.11.1963 tarih ve 471 sıra numaralı tapu kaydı uygulanarak,
hudutları zeminde tek tek göstertilmeli, gösterilen hudutlar teknik bilirkişiye haritasında işaret ettirilmeli, kaydın haritası varsa kapsamı haritasına göre, haritası yoksa kayıt hudutları gayri sabit olduğundan miktarına göre kapsamı belirlenmeli, tapu kaydı kapsamı belirlenirken söz konusu kaydın revizyon gördüğü parseller nazara alınmalı, aynı şekilde belirtmelikte uygulanan vergi kayıtları da uygulanarak kapsamı belirlenmeli, bu kayıtların hazine adına oluşum nedeni üzerinde durulmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın geçmişte kim veya kimler tarafından ne suretle ve ne zamandan beri kullanıldığı,
icar ile kullanılıp kullanılmadığı, taşınmazın kanunları uyarınca devlete kalan taşınmazlardan olup olmadığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, belirtmelikte imzası bulunan muhtar ve azalar sağ ise belirtmeliğin içeriği hususunda dinlenilmeli, bölgede mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritasının ölçeği ile kadastro paftasının ölçeği eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi fen memuru eliyle yerine her iki harita çakıştırılmak suretiyle uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı,
bu yolla dava konusu taşınmazın mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde belirlenmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmamış ise belirtmelikte imzası bulunan muhtar ve azalar sağ ise, yerel bilirkişi, tanıklar, tespit tutanağı bilirkişilerden dava konusu taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılıp kullanılmadığı yolunda olaylara dayalı bilgi alınmalı, sağ ise belirtmelikte imzası bulunan muhtar ve azalar,
yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları çeliştiği takdirde tespit tutanağı bilirkişileri taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek belirtmelikte imzası bulunan muhtar ve azalar, yerel bilirkişi ve tanıkların anlatımları ile tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları arasındaki çelişki giderilmeli, öte yandan uzman ziraatçi bilirkişi aracılığıyla taşınmaz bizzat mahkemece görülüp gözlenmeli, taşınmazın fiziksel yapısı, meyil durumu, taş ve toprak unsurundan hangisinin galip olduğu ayrıntılı şekilde keşif tutanağına geçirilmeli,
komşu taşınmazların toprak yapısı ile dava konusu taşınmazın toprak yapısı mukayese edilmeli, bu fiziksel olgular da keşif tutanağına geçirilmeli, dava konusu taşınmaza komşu taşınmazların tespit tutanakları içeriğine göre tespitlerine esas alınan tespit ve belgelerin nizalı parsel yönünü ne biçimde ve kimin yeri olarak sınır gösterdiği incelenmeli, davalı olup olmadıkları tespitlerinin kesinleşip kesinleşmediği incelenip irdelenmeli, dava konusu taşınmazın tapu kaydının kapsamı dışında kaldığı ve mera olmadığı saptandığı takdirde zilyetlik hükümlerine göre inceleme yapılmalı, özellikle uzman bilirkişi fen memurundan keşfi izlemeye,
bilirkişi sözlerini denetlemeye, uzman ziraatçi bilirkişiden ise mahkemenin keşif tutanağına geçen gözlemini yansıtmaya elverişli, ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/7209, K. 2010/2678, 3 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama