KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/8308 E., 2010/1227 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Mart 2010
Karar Metni
618 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 02.03.2010 günü belirlenen saatte temyiz eden ... ve arkadaşları vekili Av.... ve aleyhine temyiz istenilen ... ve arkadaşları vekili Av.... geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik Hakiminin raporu okundu. Dosyadaki belgeler incelendi. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Dava, Borçlar Kanununun 105. maddesi hükmüne göre açılmış faizle karşılanamayan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, dosya kapsamında toplanan delillere uygun düşmemiştir.
Borçlar Kanunu’nun 103.maddesi hükmüne göre, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, ödemede geciktiği günler için gecikme (temerrüt) faizi ödemek zorunda olduğu gibi, gecikme nedeniyle alacaklının uğradığı zararın gecikme faizinden daha fazla olması halinde aynı Kanunun 105. maddesi hükmüne göre kusursuz olduğunu kanıtlamadıkça alacaklının temerrüt faizini aşan zararını dahi karşılamakla yükümlüdür.
Somut olaya gelince, toplanan delillerden davacı tarafın davalı taraf aleyhine açtığı tazminat davası sonucunda İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2000/297 esas, 571 karar sayılı 21.09.2001 tarihinde kesinleşen ilamı ile, 2.498.745.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline karar verildiği, davalı tarafın İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2002/4412 sayılı dosyasında icra takibine konu edilen tüm alacak için 29.03.2002 tarihinde 21.192.190.000 TL ödeme yaparak borcunu kapattığı anlaşılmaktadır.
Mahkeme tarafından bilgilerine başvurulan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor ve ek raporda, davacı tarafın munzam zararını kanıtlayamadığı, dava konusu alacağın geç tahsil edilmesinin yargılamanın uzamasından kaynaklandığı, bu nedenle de davalı tarafın kusurunun bulunmadığı belirtilmiş, mahkemece de benimsenen bu rapor doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Ülkemizde süregelen yüksek enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredilerinin yüzde ikiyüze kavuştuğu, paranın iç alım-satım değerinin büyük ölçüde azaldığı kuşkusuzdur.
Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur.
Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının az veya çok herkesçe bilindiği veya kolayca bilinebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir. HUMK’nun 238/2. maddesi hükmüne göre, bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak hüküm verilemez.
O halde, mahkemece yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgular ışığında dosya yeniden bilirkişi kuruluna verilmeli, davalı tarafın temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranları, bu oranların eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri göz önüne alınarak, muhtelif yatırım araçlarının ortalama getirisine göre davacı tarafından elde edilebilecek gelir belirlenmeli, gerektiğinde somut olayın özelliği de dikkate alınarak,
bulunacak miktar BK’nun 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde mahkemece de değerlendirmeye tabi tutulmalı, bulunacak bedelden davacının davalıdan tahsil ettiği gecikme faizi düşülerek dava kapsamında istenebilecek munzam zarar hesaplanmalı, daha sonra davacı ... ile davalılar arasında yapılan sulh anlaşması da gözetilerek, davacı ... tarafından açılan dava yönünden sulhun tasdiki ile sulh doğrultusunda hüküm oluşturulması, diğer davacılar yönünden ise yargılama sonucuna ve bilirkişi raporuna göre belirlenecek bedele hükmedilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/8308, K. 2010/1227, 9 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama