KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/262 E., 2010/309 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Ocak 2010
Karar Metni
406 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 156 ada 207 parsel sayılı 8.518,85 m² yüzölçümündeki taşınmaz miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı hazine dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu malı niteliğinde mera olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 156 ada 207 parsel sayılı taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olmadığı tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davalı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Gerçekten kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış yargılama sırasında taraflar bir kayıt ve belgeye de dayanmamışlardır. Dava ve temyize konu taşınmazın sınırındaki komşu 156 ada 277 parsel sayılı taşınmazın 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edildiği ve tespitin kesinleştiği dosya içeriği ile belirlenmiştir.
Dava konusu taşınmaz ile sınırındaki komşu 156 ada 277 parsel sayılı taşınmaz arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu nitelikteki taşınmazlar üzerindeki dere, tepe, hendek, çukur gibi doğal ve yapay sınır yerlerinin bulunması da mümkündür.
Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmazların sınırlarını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen ve tespiti kesinleşen komşu taşınmaza el atılarak kazanıldığının ve onun bir bölümünü oluşturduğunun kabulü gerekir.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Bu verilere göre hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraatçi bilirkişinin dava ve temyize konu taşınmazın mera olmadığı yolundaki raporunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/262, K. 2010/309, 25 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama