KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/4613 E., 2010/6345 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Kasım 2010
Karar Metni
389 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespiti ile tapu kaydına şerh verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne, taşınmaz üzerinde bulunan dükkanlardan üst (ikinci) kattaki dükkanın davacıya ait olduğunun tespitine ve tapu siciline şerh verilmesine karar verilmiş ise de varılan sonuç ve kurulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Toplanan delillerden davacı tarafın iştirak halinde paydaş olduğu taşınmazlar üzerinde yer alan binanın üst katındaki dükkanın kendisi tarafından yapıldığını, diğer paydaşlardan davalı ... ve Mehmet’in dava konusu dükkandan yararlanmasına engel olduklarını öne sürerek görülen davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Aidiyet tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası açılabilmesine imkan tanıyan HUMK 567 ve Kamulaştırma Kanunun 19.maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkan olmadığı gözetildiğinde, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı kuşkusuzdur. Yargılama sırasında davalılardan bir kısmının davayı kabulü de dava şartının yokluğunu ortadan kaldırmaz.
Öte yandan; davaya konu muhtesatın kadastro tespitinden sonra meydana getirildiği, kadastro tespiti sırasında mevcut olmadığı, bu nedenle somut olayda Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünün uygulanması imkanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Gerek yürürlükten kaldırılan 743 sayılı eski Medeni Kanun ve gerekse halen yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti arzın mülkiyetine tabi olduğundan muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin olması düşünülemez. Bu hukuksal olgu dikkate alındığında muhtesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerh ve tescil edilmesine karar verilemeyeceği gibi, mülkiyet olgusunu doğuracak şekilde hüküm de kurulamaz.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/4613, K. 2010/6345, 2 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama