KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/4837 E., 2011/3828 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Haziran 2011
Karar Metni
532 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Davacı tarafın temyizi, reddine karar verilen 259,36 TL’lik bedele yöneliktir.
HUMK’un 427.maddesi hükmünde açıklanan yargı denetimine ilişkin kesinlik sınırı, 5236 sayılı Yasayla 01.01.2010 tarihinden itibaren 1.430 TL’ye yükseltilmiştir.
Temyize konu karar 05.02.2010 tarihinde ve anılan Kanunun yürürlük gününden sonra verildiğinden incelenmesi istenilen hüküm 1.430 TL olarak belirlenen kesinlik sınırı içinde kalmaktadır. Niteliği itibariyle kesin olan kararların temyiz edilmeleri halinde, temyiz istemi hakkında yerel mahkemece bir karar verilmesi gerektiği gibi yerel mahkemenin bir karar vermemesi halinde 01.06.1990 gün, 3/4 sayılı İBK uyarınca Yargıtayca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alınarak davacı tarafın temyiz inceleme isteğinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği ile dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere göre, davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince, mahkemece benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.
Toplanan delillerden, davalının abone olmaksızın kaçak su kullandığının davacı idare görevlilerince tespit edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece zarar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, her bir tutanak için ayrı ayrı kaçak su bedeli hesabı yapılmadan, davacı kurum tarafından yapılan tahakkukun doğru olduğu kabul edilerek, sadece işlemiş faiz hesabının yapılmasıyla yetinilmiştir. Mahkemece alınan bu rapor benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiştir. Tutanak tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelik hükümlerine göre, her bir tutanak için ayrı ayrı kaçak su bedeli hesabı yapılması gerektiği kuşkusuzdur. Denetime elverişli olmayan yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilemez.
Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek öncelikle dosya; konusunda uzman başka bir bilirkişiye verilerek bilirkişiden davacı kurumun davalı taraftan isteyebileceği kaçak su bedelinin her bir tutanak için ayrı ayrı hesaplanması için rapor alınması, davalının sorumlu tutulabileceği kaçak su bedeli ile takip tarihi itibarıyla istenebilecek işlemiş faiz miktarının duraksamasız belirlenmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
4-HUMK'un 275. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerektiği kuşkusuzdur.
Dosya içeriğinden; yargılama sırasında bilgisine başvurulan emekli şef bilirkişinin raporu doğrultusunda karar verildiği anlaşılmaktadır. Rapor düzenleyen bilirkişinin davanın konusunu oluşturan kaçak su bedeli hesabı konusunda uzman olmadığı, bu nedenle bilirkişi olarak dinlenemeyeceği kuşkusuzdur.
O halde, mahkemece dava dosyasının kaçak su bedeli hesabı konusunda uzman olan mühendis bir bilirkişiye verilerek rapor düzenlettirilmesi gerekirken, konusunda uzman olmayan bilirkişiden alınan rapor doğrultusunda yazılı şekilde hüküm kurulması dâhi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/4837, K. 2011/3828, 7 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama