KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/1012 E., 2011/7320 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Kasım 2011
Karar Metni
491 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 190 ada 65 parsel sayılı 9325 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ... Tarihi Sit alanı içinde kaldığından söz edilerek bahçe niteliği ile davalı Hazine adına tespit edilmiştir. İtirazı kadastro komisyonunca reddedilen davacı ... kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davacının davasının kabulune, dava konusu taşınmazın davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
23.7.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11. maddesinin 1. fıkrası “Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının malikleri bu varlıkların bakım ve onarımlarını Kültür ve Turizm Bakanlığının bu kanun uyarınca bakım ve onarım hususunda vereceği emir ve talimata uygun olarak yerine getirdikleri sürece bu kanunun bu konuda maliklere tanıdığı hak ve muafiyetlerden yararlanırlar. Ancak korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları zilyetlik yoluyla iktisap edilemez.” hükmünü içermektedir. Açıklanan bu hüküm nedeniyle 2863 sayılı Kanunun değişiklikten önceki ilk haline göre korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilmiştir.
Daha sonra 14.7.2004 tarihli 5226 sayılı Kanununun 5. maddesi ile 2863 sayılı Kanunun 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi değiştirilmiş, maddeye koruma alanlarından sonra gelmek üzere sit alanları sözcüğü ilave edilmiştir. Böylelikle sit alanlarının da olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlikle kazanılması yasaklanmıştır.
Ne var ki, 22.5.2007 tarihinde kabul edilen ve 30.5.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5663 sayılı Kanunla 2863 sayılı Kanunun 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi değiştirilmiş “ Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca Birinci Grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez” hükmüne yer verilmiş, zilyetlikle kazanma bakımından hüküm değiştirilerek zilyetler lehine yeni bir düzenleme getirilmiştir.
Bu yeni düzenlemeye göre, üzerinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca Birinci Grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunmaması koşuluyla, doğal sit alanları ile 3. derece arkeolojik sit alanlarında bulunan taşınmazların diğer koşullar da oluştuğu takdirde zilyetlikle kazanılmaları mümkün hale gelmiştir.
Öte yandan 5663 sayılı Kanunun 2. maddesi ile 2863 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddeye göre de, bu değişikliğin devam eden davalarda da uygulanacağı açıklanmış olmakla halen görülmekte olan davalarda da uyuşmazlığın değişik bu hüküm çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; İddia ve savunmaya mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere ve dava dosyasına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava ve temyize konu 190 ada 65 parsel sayılı taşınmazın ... Tarihi Sit Alanı olarak koruma altına alınmış tescilli alan içerisinde kaldığı, üzerinde birinci grup kültür varlığı bulunmadığı ve birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlardan olmadığı, davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği belirlenmiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/1012, K. 2011/7320, 25 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama