KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/1164 E., 2012/1708 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Mart 2012
Karar Metni
630 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, kararda gösterilen gerekçelere, Dairemizin bozma kararı çerçevesinde işlem yapıldığının ve karar verilirken bozma kararı dışında kalarak kesinleşen yönlerin de göz önünde bulundurulduğunun anlaşılmasına göre, mahkemece oluşturulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı ve davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacının hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, oluşturulan hükmün davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuştur. Kural olarak; bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan bozma dışında kalan yönler ise kesinleşir. Mahkemece bozma kararına uyulduğu halde gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.
Bozma ilamında, haksız fiil tarihi olan 12.08.1999 tarihi ile 01.02.2000 ödeme tarihi arasındaki dönem için davacı tarafın avans faizi oranı üzerinden işlemiş temerrüt (gecikme)faizi alacağı mahkemece uzman bilirkişiye hesaplattırılması, davalı tarafından yapılan kısmi ödemenin işlemiş faiz borcundan fazla olduğunun anlaşılması halinde Borçlar Kanununun 84.madde hükmü gereğince işlemiş faiz borcu kısmi ödemeden düşülerek yapılan kısmi ödeme öncelikle faiz borcuna mahsup edilmesi,
daha sonra kalan ödeme miktarı asıl borçtan düşülerek davacı tarafın icra takibi ve takip sırasında yaptığı ödeme tarihi itibarı ile alacaklı olduğu miktar duraksamasız belirlenmesi, bu yönde bilirkişiden yeterli ve denetime açık ek rapor alınması gerektiği, açıklanmış, mahkemece de bozma kararına uyularak bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi tarafından düzenlenen 20.01.2010 tarihli raporda, bozma ilamında belirtilen yönteme uygun hesaplama yapılmıştır.
Davacı vekilinin, davalı tarafından ödenen 5.417,78 TL’nin asıl alacaktan sayılması gerektiğine ilişkin bozmadan sonraki beyanı üzerine alınan 17.06.2010 tarihli ek raporda ise, davalı tarafından ödenen 5.417,78 TL bozma ilamında vurgulanan hesap tarzına aykırı olarak, asıl alacaktan mahsup edilerek yeniden hesaplama yapılmıştır. Mahkemece alınan bu ek rapor benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiştir.
Bilirkişinin düzenlediği 20.01.2010 tarihli rapordaki hesap şekli, bozma ilamına uygundur. Bozma ilamında da vurgulandığı üzere, B.K'nun 84.maddesi resen gözetilir. Mahkemece bozmaya uyularak, bozma yapılan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu aşamadan sonra, B.K'nun 84. maddesinin uygulanmasından vazgeçilmesine ilişkin davacının bu haktan feragat etmesi gerekir.
Davacı vekili yukarıda açıklanan şekilde imzasız beyanda bulunmuş ise de, vekaletnamede feragat yetkisi de olmadığından bu beyan haktan feragat olarak değerlendirilemez. Gerçekleşen usuli kazanılmış hakkın gözetilerek karar verilmesi gerekir. Bozma kararına uyulduğu halde gerekleri tümü ile yerine getirilmeden bozma kararına aykırı biçimde hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan olgular ve hükmüne uyulan bozma kararı gözönüne alırarak, bilirkişinin düzenlediği 20.01.2010 tarihli raporda belirlenen bedel esas alınarak hüküm kurulması gerekirken, yersiz gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3-Davalının sair temyiz itirazına gelince. İcra İflas Kanunu’nun 67.maddesi hükmüne göre itirazın iptaline karar verilmesi halinde alacaklı taraf yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklı tarafın haklılığının tespit edilmiş olması yeterli olmayıp alacağın da likit ve muayyen, bir başka deyişle taraflarca önceden belirlenmiş veya basit bir işlemle hesaplanabilecek nitelikte olması, miktarının belirlenebilmesi için yargılamanın gerekmemesi zorunludur.
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarında hükmedilecek miktarın belirlenmesi Borçlar Kanunu’nun 42.maddesi hükmüne göre hakimin takdirinde olduğundan öğreti ve uygulamada bu tür alacakların likit ve muayyen olmadığı kabul edilmektedir.
Bu nedenle, davacının icra inkâr tazminatına ilişkin isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, davacı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmiş olması dâhi doğru görülmemiş, davalının temyiz itirazının bu yönden kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/1164, K. 2012/1708, 13 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama