KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/2502 E., 2012/398 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ocak 2012
Karar Metni
824 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 102 ada 2 parsel sayılı 210226.37 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ham toprak niteliği ile davalı ... adına, 103 ada 27 parsel sayılı 922052.42 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kadim kullanıma dayanılarak yaylak niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiş, tutanakların beyanlar hanesinde davacılar ve dava dışı kişilerin işgalinde olduğu belirtilmiştir.
Davacılar ... ve ... miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır.
Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne,103 ada 27 parsel sayılı taşınmazın yaylak vasfı ile orta malı olarak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi gereğince tescil harici olarak sınırlandırılmak suretiyle özel siciline kaydına, 102 ada 2 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 27.7.2010 tarihli rapor ve haritada (A) harfi ile gösterilen 126578.69 m2 yüzölçümünde olan bölümünün eşit paylarla davacılar adlarına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar ve davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava konusu 103 ada 27 parsel sayılı taşınmazın kamu malı niteliğinde yaylak olduğu mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Kural olarak bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Bu nedenler ve hüküm yerinde gösterilen diğer gerekçelere göre mahkemece oluşturulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından davacıların tüm, davalı ...'nin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki Kadastro Hakimi infazı mümkün doğru sicil oluşturmak zorundadır. Dava konusu 103 ada 27 parsel sayılı taşınmazın
2011/2502-2012/398 S.2
sınırlandırılmak suretiyle özel siciline kaydına karar verilmesi gerekirken infazda tereddüte yol açacak şekilde tescil harici olarak sınırlandırılmasına karar verilmesi isabetsiz davalı ...'nin temyiz itirazları yerinde ise de yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğimden hükmün 2.bendinin 3.paragrafında yazılı "tescil harici olarak" ifadesinin hüküm yerinden çıkartılmasına, 103 ada 27 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA,
2-102 ada 2 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece dava konusu taşınmazın bir bölümünde zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm verilmiş ise de mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli değildir.
Mahallinde yapılan keşifte dinlenilen yerel bilirkişi ve tespit tutanağı bilirkişler dava konusu taşınmazın davacılar ve dava dışı başka kişilere ait olduğunu beyan ettikleri gibi, davacılar da dava dilekçelerinde taşınmazın kendileri ve müşterekleri adlarına tesciline karar verilmesini talep ettikleri halde mahkemece taşınmazın bir bölümünün davacılar adına tapuya tesciline karar verilmiştir.Öte yandan ziraatçi bilirkişi raporunda taşınmaz içinde zilyetlikle edinilemeyecek nitelikte bölümlerin var olduğu açıklandığı halde bu kısımlar tespit edilmemiş,yaylak niteliği ile tespit edilen komşu 102 ada 111 parsel sayılı taşınmaz ile dava konusu
taşınmaz arasında ayırıcı unsur olup olmadığı belirlenmemiştir. Davacıların vergi ve tapu kaydına dayanmaksızın belgesizden iktisap ettiği taşınmazlar hakkında yapılan araştırma da yetersizdir.
Mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için dava konusu taşınmazda yararı olmayan komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi, tespit bilirkişileri ve tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıkların beyanlarına başvurularak taşınmazın geleneksel biçimde kullanılagelen yaylak niteliğinde olup olmadığı,
taşınmaz başında yapılacak keşifte sorulup saptanmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin değerlendirilmesinde komşu parsellerin tutanak örneği ve belgelerden yararlanılmalı, gerektiğinde uzman bilirkişiye başvurulmalı ve tutanak bilirkişilerinin de dinlenilmeli, arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden yararlanılarak komşu 102 ada 111 parsel ile davaya konu taşınmaz arasında ayırıcı unsur olarak tarif edilen doğal ya da yapay sınır yerlerinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, dava konusu taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, kimden kime kaldığı,
taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı, tespitte saptanan hukuksal olgu ile
2011/2502-2012/398 S.3
hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık ile yapılması muhtemel keşifte dinlenecek olan yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında aykırılık varsa duraksamasız giderilmeli, daha sonra uzman ziraatçi bilirkişi ve mahkeme heyeti hazır olduğu halde, taşınmaz bizzat mahkemece görülüp, gözlenmeli, gözlem keşif tutanağına aynen yansıtılmalı, özellikle taşınmazın meyil durumu, fiziksel yapısı, dıştan komşu taşınmazlarla toprak mukayesesi yapılmalı, zilyetlikle edinilecek ve edinilemeyecek yerler ayrı ayrı belirlenmeli, uzman bilirkişi fen elemanından keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye,
uzman ziraatçi bilirkişiden ise mahkeme gözlemini yansıtmaya elverişli ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, daha sonra davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre davacılar ile gerektiği taktirde ortak miras bırakanı ölmüş ise ortak miras bırakanın varsa, dava dışı mirasçılarının onaylı nüfus kayıt örnekleri ilgili Nüfus Müdürlüğünden getirtilerek kimlikleri bu yolla sağlıklı biçimde belirlenip ilgililer adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden salt kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği,
Kadastro, Tapu Sicil ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/2502, K. 2012/398, 26 Ocak 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama