KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/3559 E., 2012/1810 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Mart 2012
Karar Metni
566 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu.Gereği görüşüldü: Dava, terditli olarak açılmış inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tapuda kayıtlı bağımsız bölümün mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davacının tapu iptal ve tescil isteminin reddine, mülkiyet tespiti isteminin kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.
Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan HUMK’nun 76 ncı maddesine göre bir davada olayları açıklamak taraflara, davanın hukuki nitelendirmesini yapmak hakime aittir. Aynı kanunun 288 inci maddesine göre de bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri kanunla belirlenen belirli bir miktarı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.
Senetle ispat zorunluluğunun bulunduğu hallerde karşı tarafın açık muvaffakatı olmadan tanık dinlenemez ve tanık beyanlarına dayanılarak karar verilemez. Yine aynı kanunun 344 ve devam eden maddeleri hükmüne göre de ispat yükü üzerinde olan ancak iddiasını kanıtlayamayan tarafın diğer tarafa kesin yemin teklif etme hakkı bulunmaktadır. Bu maddeye göre teklif edilecek yemin kesin delil olduğundan davanın bu yeminin sonucuna göre hükme bağlanması gerekir.
Somut olaya gelince toplanan delillerden 5733 parsel sayılı taşınmazın “Tek Katlı Oniki Dükkanlı Kargir İş Çarşısı” niteliği ile tapuda kayıtlı olduğu, üzerinde kat mülkiyetinin kurulduğu, taşınmaz üzerindeki binanın davaya konu edilen 160/1920 arsa paylı, dükkan nitelikli 8 numaralı bağımsız bölümünün 04.04.1990 tarihinde tarafların ortak miras bırakanı Yılmaz Avcıoğlu adına kayıt edildiği, miras bırakanın 06.02.2009 tarihinde ölümü ile bağımsız bölümün mülkiyetinin taraflara intikal ettiği, bağımsız bölümün ortaklığın giderilmesi istemiyle açılan davanın derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Muhtesat aidiyetinin tespiti davalarında davacı taraf muhtesatın kendisi veya kendi adına ve hesabına başkaları tarafından meydana meydana getirildiğini öne sürerek fiili bir olaya dayandığından bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabileceği kuşkusuzdur.
Ne var ki davacı taraf davasını böyle bir iddia ile açmamış, ortak miras bırakan ile 1962 yılında evlendikten sonra birlikte çalışarak gelir elde ettiklerini, 1970 yıllarında kooperatife girdiklerini, aidatları birlikte ödediklerini, ancak kooperatifçe adına tescil yapılacak kişinin esnaf ve sanatkar odasına kayıtlı olması zorunluluğu arandığından yapılan dükkanın bu zorunluluk nedeniyle miras bırakan adına tescil ettirildiğini öne sürerek, dükkanın 1/2 sinin tapusunun iptali ile adına tescilini, olmadığı taktirde mülkiyetinin 1/2 sinin kendisine ait olduğunun tespitini istemiştir.
Dava dilekçesindeki bu anlatım dikkate alındığında davacının fiili bir olgunun tespitini istemediği, aksine miras bırakan ile arasındaki inanç sözleşmesine dayanarak mülkiyet iddiasında bulunduğu ve mülkiyetin tespitini istediği anlaşılmaktadır.
Davaya konu edilen dükkan payının değeri dikkate alındığında davacının dükkanın 1/2 payının kendisine ait olacağına ilişkin inanç sözleşmesini 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı'na göre yazılı delille kanıtlanmak zorunda olduğu kuşkusuzdur. Ne var ki davacı taraf yazılı delil ibraz edemediği ve davalı tarafın tanık dinletilmesine açık muvafakati olmadığı halde mahkemece tanık dinlenmiş ve dinlenen tanık beyanlarına göre hüküm verilmiştir.
Usul hükümleri gözardı edilerek hüküm verilemez.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/3559, K. 2012/1810, 15 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama