KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/3754 E., 2012/1263 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Şubat 2012
Karar Metni
577 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacılar ..., ... ve ... ortaklığın giderilmesi davasına konu olan 244 ada 220 parsel üzerinde bulunan binanın kendilerine ait olduğunun tespitini talep ve dava etmişlerdir.
Dava, tapuda kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın davacılar tarafından meydana getirildiğinin tespitine ilişkindir.
Mahkemece taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın arzına tabi olduğu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de hükümde gösterilen gerekçe davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Mahkeme gerekçesinde gösterildiği gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların taşınmaz mülkiyetinin arzına tabi olduğu doğrudur. Ne var ki, dava mülkiyet tespitine yönelik açılmamış davacılar taşınmaz üzerindeki 244 ada 220 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhtesatın kendileri tarafından yaptırılmış olduğunun tespitini istemişlerdir. Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1086 Sayılı HUMK'un 567.
Maddesinde ortaklığın giderilmesi davasına bakan Sulh Hukuk hakiminin miktar itibariyle kendi görevini aşan uyuşmazlıkların çözümü için ilgili tarafa görevli mahkemede dava açmak üzere süre verileceği ilgilinin bu süre içerisinde davasını açmaya mecbur olduğu açıklanmıştır.
Ortaklığın giderilmesi davasına konu taşınmaz üzerinde muhtesat bulunması ve muhtesatın taşınmaz maliklerinden kime ait olduğu konusunda tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerh bulunmaması ya da dava da taraf olması gereken tapu maliklerinin oybirliği ile muhtesatın maliklerden bir veya bir kaçına ait olduğu şeklinde beyanda bulunmamaları halinde davaya bakan Sulh Hukuk hakiminin muhtesatın aidiyeti konusunda çıkan uyuşmazlığı miktar itibariyle kendi görevine girmesi halinde kendisinin çözeceği,
aksi halde az yukarıda açıklanan hüküm doğrultusunda tespit davası açmak üzere muhtesatın kendisine ait olduğunu öne süren malik veya maliklerin dava açmak için süre vereceği, açılacak böyle bir davayı bekletici sorun yapacağı, bu yolla muhtesatın kim tarafından meydana getirildiğinin ve bedelinin kime verileceği belirlendikten sonra taşınmazın arzının ve muhtesatın değerini belirleyip taşınmaz maliklerinden taşınmazın satışı sonucunda elde edilecek paranın taşınmaz malikleri arasındaki paylaştırma oranını saptayıp buna göre ortaklığın giderilmesi kararı vereceği,
böyle bir tespit davası açan taşınmaz maliklerinin de dava açmakta hukuksal yararlarının bulunacağı kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, dosya içeriğinde ortaklığın giderilmesi davasına konu 244 ada 220 parsel sayılı taşınmazın öncesinde tarafların babası ... adına kayıtlı olduğu, taşınmaz üzerindeki binanın 1978 tarihinde tarafların babası ... ...'in sağlığında ve taraflar ile birlikte otururken yapıldığı, aradan çok zaman geçtikten sonra 1985 yılında kat mülkiyetine geçildiği, bağımsız bölümlerin tapularının da babaları adına oluştuğu, tarafların babasının 2003 yılında öldüğü, ortaklığın giderilmesi davasının kat mülkiyeti kurulmasından 22 yıl sonra 2007 yılında açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacılar bina yapıldıktan ve kat mülkiyeti kurulduktan çok uzun bir süre geçmesinin ardından babalarının sağlığında babalarına karşı muhtesatın kendilerine ait olduğu yönünde iddiada bulunmamış uyuşmazlık çıkarmamışlardır.
Dosyada dinlenen davacı tanıkları davaya konu muhtesatın babaları ile birlikte meydana getirildiğini beyan ederek fiili olgudan söz etmişlerse de bina yapıldıktan sonra binanın tümünün veya bazı bağımsız bölümlerinin davacılara ait olacağına ilişkin davacılar ile babaları arasında yapılmış bir anlaşmadan söz etmemişlerdir.
Hal böyle olunca davaya konu muhtesatın tarafların babası ... ... adına ve hesabına babaları ve davacılar tarafından birlikte yapıldığı, davacıların harcadıkları emek ve yaptıkları masrafları babalarına karşı ahlaki bir görevin ifası olduğunun, sonuç olarak muhtesatın babalarına ait olduğunun kabulü gerekir. Davacıların babalarına emek ve mali yönden yardımda bulunmaları muhtesatın kendilerine ait olduğu sonucunu doğurmaz.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/3754, K. 2012/1263, 28 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama