KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/5462 E., 2011/6167 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2011
- Mahkemesi
- Yozgat Asliye 2.Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
672 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... ile davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı ... tarafından 1064 ada 25 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki beş katlı kargir binanın kendisine ait olduğunun tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh verilmesi talebi ile dava açılmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmaz üzerindeki binaların davacı tarafından yapıldığının tespitine karar verilmiş; hüküm davalı ... tarafından esasa, davacı ... tarafından esasa ve vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat niteliğindeki binanın mülkiyetinin tespiti ile tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır.
Sözü edilen özel koşulların İlki, tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkinin oluşturabileceğidir. Gerçekten, tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup, olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu yalnızca maddi vakıa yada vakıalar olan tespit davaların dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Kural olarak maddi vakıa yada vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler. Özel koşulların ikincisi ise hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davasını düzenleyen tüm yasalarda, öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır. Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için üç koşulun birlikte olması zorunludur.
Sözü edilen üç koşulu hemen açıklamak gerekirse;
a)Davacının bir ... veya hukuki durumunun halihazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen tehlikenin yakın ve tehdidin ciddi olması gerekir.
b)Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt yada belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
c)Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, davacının, hukuken korunma ihtiyacıda halihazırda bulunmalıdır. özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve hüküm verilenedeğin varlığını’da sürdürmesi zorunludur.Açıklanan nedenle davacının, hukuki korunma (himaye) ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin, mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tesbitinde, hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle tespit davası açamayacağı kuşkusuzdur.
Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “eda davası” açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Sözü edilen kuralın ayrık hali olarak “eda davası” ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamı tespit davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamından daha dar ise, “eda davası” açılması mümkün olmasına rağmen, eda davasından, bağımsız olarak ayrı bir tespit davası açılabileceği’de öğretide ve uygulamada kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; aidiyetin tespiti davasının açıldığı günde taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi bulunmadığı gibi, taşınmazda paydaş olmadığından ortaklığın giderilmesi davasına da konu olamayacağı gözetildiğinde, davacı tarafın dava açmakta hukuksal yararının bulunmadığının kabulü gerekir. Davacı tarafın bu halde eda nitelikli sebepsiz zenginleşme davası açabileceği kuşkusuzdur.
Genel dava şartlarından ayrık olmak üzere az yukarıda açıklanan tespit davasına özgü koşulların mahkemece resen gözetilmesi zorunludur. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
Diğer taraftan; davaya konu muhtesatın kadastro tespitinden sonra meydana getirildiği, kadastro tespiti sırasında mevcut olmadığı, bu nedenle somut olayda Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünün uygulanması imkanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Gerek yürürlükten kaldırılan 743 sayılı eski Medeni Kanun ve gerekse halen yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti arzın mülkiyetine tabi olduğundan muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin olması düşünülemez. Bu hukuksal olgu dikkate alındığında muhtesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerh ve tescil edilmesi de istenemez.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/5462, K. 2011/6167, 19 Ekim 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama