KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/7512 E., 2012/4986 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Haziran 2012
Karar Metni
575 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 145 ada 8, 146 ada 5, 7, 105 ada 20, 42, 106 ada 1 ve 157 ada 25 parsel sayılı sırasıyla 1490,62 m2, 606,69 m2, 956,41 m2, 1788,72 m2, 1282,12 m2, 686,20 m2, 5914,25 m2 yüzölçümündeki taşınmazlardan 145 ada 8, 146 ada 5 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve bağışlamaya dayanılarak davalılar ... ve ... adına paylı olarak,
105 ada 20, 42, 106 ada 1 ve 157 ada 25 parsel sayılı taşınmazlar ise miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak 105 ada 20 ve 106 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar davalı ..., 105 ada 42 ve 157 ada 45 parsel sayılı taşınmazlar ise davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacılar ... ve paydaşları miras yoluyla gelen hakka dayanarak dava açmıştır.
Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tapuya tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 36. maddesi hükmü gerekçe gösterilerek yazılı biçimde hüküm kurulmuş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Kadastro davalarında keşif giderleri yatırılmadığından bahisle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi öncelikle uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için taşınmaz başında keşif yapılmasının zorunlu olması, dava dosyasının keşfe hazır hale getirilmesi, ispat yükü kendi üzerinde olan tarafa keşif giderlerini mahkeme veznesine depo etmesi için makul ve yeterli uzunlukta kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içinde kabul edilebilir yasal bir mazeret olmaksızın keşif giderlerinin mahkeme veznesine yatırılmamış olması gerekir.
Somut olayda kanıtlama yükümlülüğünün davacı taraf üzerinde olduğu, dosyada keşif yapılmasının zorunlu bulunduğu kuşkusuzdur. Ne var ki, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için kesin önel verilmiş ise de, davacı tarafa verilen kesin önel gerekli koşulları içermemektedir.
Şöyle ki ; mahkemece 12.05.2010 tarihli celsede davacılar tarafına 257,50 TL keşif ücretlerini yatırmaları için süre verilmiş, davacı taraf ise 14.06.2010 tarihli makbuz ile belirlenen bu ücreti yatırmıştır.
Mahkemece 01.11.2010 tarihinde taşınmazlar başına keşif için gidilmesine rağmen yerel bilirkişi ve tutanak tanıklarının keşif mahallinde hazır bulunmadığından bahsedilerek esaslı işlem yapılmaksızın geri dönülmüş ve keşif zaptında uzman bilirkişi, araç sürücüsü ve mahkeme yolluğu konusunda ara kararlar kurulmuştur.
Akabinde mahkemenin keşif zaptında belirttiği ara kararına uygun olarak davacı tarafça yatırılan 97,50 TL mahkeme yolluğu davacıya 05.11.2010 tarihli makbuzla iade edilmiş, ancak aynı tarihli makbuz ile davacı tarafça bu kez keşif harcı adı altında dosyaya 120,00 TL daha depo edilmiştir. Yine uzman fen bilirkişi için davacının 14.06.2010 tarihli makbuz ile yatırdığı 80,00 TL'den fen bilirkişisine 35,00 TL ücret ödemesi yapılmış, bakiye kalan miktar dosyada bırakılmıştır.
Böylesine bir durumda davacının ödemelerden geriye kalan belli bir miktarda keşif ücretinin dosyada hazır olduğu açıktır. Hal böyle olunca mahkemece davacı tarafça dosyaya daha önce yatırılan ve kullanılmayan miktarın belirlenip bunun sonrasında belirlenecek keşif ücret ve giderleri toplamından düşülmesi gerekirken bu hususa riayet edilmeksizin davacılara ödenmesi gereken miktardan fazlaca yükümlülük yüklendiği açıktır.
Ayrıca mahkemece oluşturulan keşif ara kararında depo edilecek keşif harç ve giderlerinin yatırılması gereken son gününün “keşif gününden 25 gün öncesine kadar” şeklinde belirlendiği gözetildiğinde davacıların aleyhine sonuç doğuracak kesin sürenin son tarihi tereddüte yer bırakmayacak şekilde açık ve net olarak belirlenmemiştir.
Belirtilen bu hususlara göre mahkemece oluşturulan ara kararının kesin önel sonuçlarının uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/7512, K. 2012/4986, 26 Haziran 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama