KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/7937 E., 2012/7612 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Kasım 2012
Karar Metni
555 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı mirasçılarından ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 276 parsel sayılı 1669,00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz zilyetlikle kazanılamayacak yerlerden olduğundan söz edilerek kavaklık niteliği ile davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Zöhre Sağlam miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece dava ve temyize konu 276 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davanın kesin süre nedeniyle reddine taşınmazın tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı mirasçılarından ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava ve temyize konu 276 parsel sayılı taşınmaz hakkında 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 36. maddesi hükmü gerekçe gösterilerek yazılı biçimde hüküm kurulmuş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Kadastro davalarında keşif giderleri yatırılmadığından bahisle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi için öncelikle uyuşmazlığın çözümlenebilmesinde taşınmaz başında keşif yapılmasının zorunlu olması, dava dosyasının keşfe hazır hale getirilmesi, ispat yükü kendi üzerinde olan tarafa keşif giderlerini mahkeme veznesine depo etmesi için makul ve yeterli uzunlukta kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içinde kabul edilebilir yasal bir mazeret olmaksızın keşif giderlerinin mahkeme veznesine yatırılmamış olması gerekir.
Somut olayda kanıtlama yükümlülüğünün davacı taraf üzerinde olduğu, dosyada keşif yapılmasının zorunlu bulunduğu kuşkusuzdur. Ne var ki, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için kesin önel verilmiş ise de, davacı tarafa verilen kesin önel gerekli koşulları içermemektedir.
Şöyle ki; mahkemece yargılamanın devamı sırasında 15.03.2005 tarihli celsede 303,20 TL keşif ücretinin yatırılması için davacıya kesin süre verilmiş, belirlenen iş bu miktar davacı mirasçılarından bir kısmı tarafından 03.05.2005 tarih 11 sıra nolu tahsilat makbuzu ile yatırılmış, ancak akabindeki celse tutanağındaki açıklamaya göre müracaat yokluğundan bu keşif icra edilememiştir.
Böylesi bir durumda davacı tarafın yatırdığı bu keşif avansına ilişkin bir reddiyat makbuzu da dosyada olmadığına göre 03.05.2005 tarihli avansın dosyada hazır olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece tekrar 10.12.2010 tarihli celsede davacı mirasçıları tarafına toplam 520,00 TL keşif ücretini yatırmaları için kesin süre verilmiştir.
Hal böyle olunca mahkemece davacı tarafça dosyaya daha önce yatırılan ve kullanılmayan miktarın belirlenmesi, akabinde bu miktarın belirlenecek keşif ücret ve giderleri toplamından düşülmesi gerekirken bu hususa riayet edilmeksizin davacılara ödenmesi gereken miktardan fazlaca yükümlülük yüklendiği açıktır.
Bu husustan ayrı olarak mahkemece dava ve temyize konu taşınmaz başında 14.10.1990 tarihinde keşif yapıldığı, yapılan keşif sırasında dinlenilen yerel bilirkişi ,tespit bilirkişileri ve tanığın beyanlarının alındığı,ziraat bilirkişinin taşınmazın tarla niteliğinde olduğunu rapor ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Her ne kadar mahkemenin gerekçesinde de belirttiği üzere fen bilirkişi rapor ve haritası dosyada bulunamamış ise de mahkemenin görevinde olan dosya ve evrak muhafazası işleminden ... bir eksikliğin sonucunun davacı tarafa yüklenmesi de doğru olmamıştır.
Kaldı ki mahkemece 14.10.1990 tarihli keşif ve tüm dosya kapsamı gözetildiğinde davacının davasını ispat etmeye yarayacak bir kısım delillerin dosyada bulunmasına rağmen mahkemece değerlendirilmediği, başka bir anlatımla mahkemece taşınmaz başında keşif yapılmakla davacılar yararına bir kısım ispat vasıtalarının ele geçirilmesi halinde artık bundan sonra yapılacak diğer keşiflerin gerektiğinde resmi ödenekten karşılanmak suretiyle somut olayın tamamen aydınlığa kavuşturulması zorunlu olup ikinci bir keşif için ücretler yönüyle kesin süre verilmesi de doğru değildir.
Belirtilen bu hususlara göre mahkemece oluşturulan ara kararının kesin önel sonuçlarının uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/7937, K. 2012/7612, 6 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama