KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/94 E., 2011/7115 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Kasım 2011
Karar Metni
707 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... Telekomünikasyon A.Ş. ve davalı ... İnş.Taah....İhr.San.ve Tic.Ltd.Şti tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tarafın temyizi hükmedilen faizin niteliğine yöneliktir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, oluşturulan hüküm davanın niteliğine, tarafların sıfatına ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
3095 sayılı Yasa’nın 2/3. maddesi uyarınca gerçek veya tüzel kişi tacirler arasında haksız eylem dâhil her türlü nedenden kaynaklanan alacaklarda istek halinde T.C.Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans oranında temerrüt faizine hükmedilmesi zorunludur.
Davanın niteliği dosyanın içeriği tarafların sıfatı ve az yukarıda açıklanan hukuksal olgu dikkate alındığında haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren avans faizine hükmedilmesi gerekirken, hüküm yerinde yasal faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.
2-Davalı tarafın mahkemece benimsenen kusura yönelik temyiz itirazına gelince, mahkemece kusur yönünden yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.
HUMK'nun 275. maddesi hükmüne göre, genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla hâkimlik mesleğinin gereği olarak hâkimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Kural olarak bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz. Hâkim raporu serbestçe takdir eder. HUMK 284. maddesi hükmüne göre de hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir.
Somut olaya gelince; davacı, davalı tarafından yapılan kazı çalışması sırasında kabloya hasar verildiğini öne sürmüştür. Davalı, zararın meydana gelmesinde kendilerinin kusuru bulunmadığını, davacının kusurlu olduğunu savunmuştur.
Mahkemece kusur ve zarar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, davalının kusurlu olmadığı açıklanmış, mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın alınan kusur raporuna aykırı olarak davalı tarafın tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek karar verilmiştir. Davaya konu olayda kusur değerlendirmesinin özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konu olduğu kuşkusuzdur.
Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması kusur değerlendirilmesi konusunda özel ve teknik bilgi gerektirdiğini, mahkeme hâkiminin bu konuda değerlendirme yapabilecek bilgiye sahip olmadığını göstermektedir.
Yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alındığında, bilirkişi raporundaki kusur paylaştırılmasını yetersiz bulan mahkeme hâkiminin özel ve teknik konuda yeni bir bilirkişi kurulundan rapor almaksızın kendi hukuki bilgisi ile kusur değerlendirmesi yapması ve bilirkişi düşüncesine aykırı biçimde belirlediği farklı kusur oranlarına göre karar vermesi yasal olarak mümkün değildir. Eksik araştırma ve soruşturma ile ve yasal düzenlemelere aykırı biçimde karar verilemez.
Hal böyle olunca, kusur yönünden yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınması, raporlar arasında çelişki meydana gelmesi halinde gerekirse üçüncü kez bilirkişi incelemesi yaptırılarak çelişkinin giderilmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davalının temyiz itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
3-Davalının hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 08.12.2010 tarih, 2010/7-530 E, 2010/636 K.sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, hukukumuzda gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil nedeniyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir.
Dosya içeriğinden alacak olarak istenilen bedelin bir bölümünün davacının kendi çalıştırdığı işçilere ve araç sürücülerine ödediği ücretler ile araçların yakıt giderlerine, bir başka deyişle genel idare giderlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bilgisine başvurulan bilirkişi raporunda yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözardı edilerek, zarar kalemleri sıralanırken genel idare giderlerine yer verilerek hesaplamaya dâhil edilmiş, mahkemece de benimsenen bu rapor doğrultusunda karar verilmiştir. Davacı kurumun onarım giderleri belgelerinde belirtilen miktarlar doğru kabul edilerek, eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.
O halde, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, hasarın giderilmesi için özel olarak işçi tutup çalıştırma veya harcama yapma söz konusu ise bunların kanıtlanması için davacı tarafın delilleri sorulup saptanmalı, bu konudaki gösterilecek deliller toplanmalı, özel olarak işçi tutup çalıştırıldığının ve harcama yapıldığının kanıtlanması halinde gerekirse bu yönden de zararın hesaplanması için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmalı, davacı tarafın isteyebileceği gerçek zarar miktarı duraksamasız belirlendikten sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması dâhi doğru görülmemiş, davalının temyiz itirazının bu yönden de kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/94, K. 2011/7115, 22 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama