KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/318 E., 2012/2821 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Nisan 2012
Karar Metni
377 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılardan ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti ile tapu kaydına şerh verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, hukuki yarar ve husumet yönünden varılan sonuç ile oluşturulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki, taşınmazda paydaş bulunmayan ve ortaklığın giderilmesi davasında taraf olamayacak kişilerin muhdesat aidiyeti tespiti davası açmasında ya da bu kişiler hakkında dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Hukuki yarar dava koşuludur ve yargılamanın her aşamasında devam etmesi gerekir.
Gerçekten taşınmaz üzerindeki muhdesatın kendisine ait olduğunu öne süren ancak tapuda paydaş bulunmayan kişi ancak ortaklığın giderilmesi davası sonunda taşınmazın satışına karar verilmesi halinde sebepsiz zenginleşeceğinden ve henüz bu yönde açılacak eda davasının koşulları oluşmadığından bu davanın öncüsü niteliğindeki tespit davası açmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Yine taşınmazda paydaş olmasına rağmen ortaklığın giderilmesi davası sırasında payını devreden ve bu suretle taşınmazla ilgisi kesilen paydaşın, dava sonunda satış bedelinden herhangi bir pay alamayacak olması karşısında davadaki hukuki yararının da pay satış tarihi itibariyle kalktığının kabulü gerekir.
Somut olaya gelince; dosya içeriğindeki tapu kayıtlarından dava konusu muhdesatların üzerinde yer aldığı taşınmazda davacılardan ... paydaş olmadığı gibi, davalılardan ...’in de yargılama sırasında taşınmazdaki payını devrettiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; mahkemece davacılardan ... tarafından açılan davada hukuki yararın bulunmadığı, davalılardan ... hakkında yöneltilen davada ise hukuki yararın ortadan kalktığı gerekçesi ile, davanın adı geçenler yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözden kaçırılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Öte yandan; dava konusu muhdesatların kadastro tespitinden sonra meydana getirildikleri, bu nedenle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19.maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.
Ayrıca gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhdesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/318, K. 2012/2821, 17 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama