KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/451 E., 2012/7087 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2012
Karar Metni
623 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... Genel Müdürlüğü ve davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dava, haksız fiilden bir başka deyişle kaçak atık su bedelinden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği ile dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere göre, davacının tüm, davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalının hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, konuyu düzenleyen yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Kendi taşınmazındaki kuyudan su çıkartarak kullanan kişinin fiili, kaçak su kullanma olarak değerlendirilemez. Ancak, kişinin binada kullanılan kuyu suyu kadar atık su ürettiği, atık suların uzaklaştırılması konusunda verilen hizmetlerden yararlanması ve atık suları kanalizasyon şebekesi vasıtasıyla binadan uzaklaştırması halinde, tarife ile belirlenen atık su bedelinden sorumlu tutulması gerekir.
Ayrıca, HUMK.'nun 275. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
Somut olaya gelince, davacı, davalının işyeri adresinde abone olmaksızın kaçak su kullandığını öne sürerek, tahakkuk ettirilen atık su bedelinin tahsilini istemiştir.
Mahkemece mahallinde keşif yapılmamış, tutanağa konu işyerin davacı kurum tarafından verilen hizmetlerden yararlanıp yararlanmadığı araştırılıp soruşturulmamış, işyerinin büyüklüğü, çalışan personel sayısı ve işletmede suyun rolü, emsal işyeri tüketimleri araştırılmamış, yargılama sırasında bilgisine başvurulan bankacı-mali müşavir bilirkişi tarafından, davacı tahakkukları esas alınarak sadece faiz hesabı yapılan raporu doğrultusunda karar verilmiştir.
Rapor düzenleyen bilirkişinin davanın konusunu oluşturan atık su bedeli hesabı konusunda uzman olmadığı, bu nedenle bilirkişi olarak dinlenemeyeceği, atık su bedelinin yukarıda açıklanan yönteme göre, kaçak su kullanan birimin türüne, niteliklerine ve çalışan kişi sayısına göre belirlenmesinin gerektiği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgular gözönüne alınarak, mahkemece öncelikle taraflardan sorularak ve mahallinde keşif yapılarak suyun kullanıldığı işyerinin bulunduğu yerde kanalizasyon şebekesi bulunup bulunmadığı, varsa işyerinin kanalizasyon şebekesine bağlı olup olmadığı, kullanılan suların işyerinden ne şekilde uzaklaştırıldığının araştırılıp soruşturulması, davalının atık suların uzaklaştırılması konusundaki davacı kurum hizmetlerden yararlandığının saptanması halinde, dava dosyasının kaçak su bedeli hesabı konusunda uzman olan mühendis bir bilirkişiye verilmesi,
mahkemece davalıya ait işyeri kayıtları incelenerek ve emsal karşılaştırması da yapılarak işyerinin büyüklüğü, çalışan personel sayısı, işyeri faaliyetinin yürütülmesindeki suyun rolü gibi unsurlar dikkate alınmak suretiyle işyerinde kullanılacak aylık ortalama su ve atık su miktarı ve bulunacak atık su miktarına göre de davalıdan istenebilecek atık su bedelinin hesaplanması konusunda uzman bilirkişiden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması,
daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3-İcra İflas Kanunu’nun 67.maddesi hükmüne göre itirazın iptaline karar verilmesi halinde alacaklı taraf yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklı tarafın haklılığının tespit edilmiş olması yeterli olmayıp alacağın da likit ve muayyen, bir başka deyişle taraflarca önceden belirlenmiş veya basit bir işlemle hesaplanabilecek nitelikte olması, miktarının belirlenebilmesi için yargılamanın gerekmemesi zorunludur.
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarında hükmedilecek miktarın belirlenmesi Borçlar Kanunu’nun 42.maddesi hükmüne göre hakimin takdirinde olduğundan öğreti ve uygulamada bu tür alacakların likit ve muayyen olmadığı kabul edilmektedir. Bu nedenle, davacının icra inkâr tazminatına ilişkin isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, davacı taraf yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmiş olması dâhi doğru olmamıştır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/451, K. 2012/7087, 16 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama