KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/6321 E., 2012/8856 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Aralık 2012
Karar Metni
461 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılar ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 101 ada 55 parsel sayılı 2.959,11 m2 yüzölçümündeki taşınmaz; satın almaya, miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalılar ... çocukları ..., ... ve ... ile ... oğlu ... adına; 102 ada 196 parsel sayılı 9.196,35 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalılar ... çocukları ... ve ... adına tespit edilmiştir. Davacılar ... ve ... miras yoluyla gelen hakka dayanarak ve paylaşım yapılmadığını öne sürerek dava açmışlardır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tapuya tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacılar ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 36. maddesi hükmü gerekçe gösterilerek yazılı biçimde hüküm kurulmuş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemiştir.
Kadastro davalarında keşif giderleri yatırılmadığından bahisle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi için öncelikle uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için taşınmaz başında keşif yapılmasının zorunlu olması, dava dosyasının keşfe hazır hale getirilmesi, ispat yükü kendi üzerinde olan tarafa keşif giderlerini mahkeme veznesine depo etmesi için makul ve yeterli uzunlukta kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içinde kabul edilebilir yasal bir mazeret olmaksızın keşif giderlerinin mahkeme veznesine yatırılmamış olması gerekir.
Somut olayda kanıtlama yükümlülüğünün davacı taraf üzerinde olduğu, dosyada keşif yapılmasının zorunlu bulunduğu kuşkusuzdur. Ne var ki, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için kesin önel verilmiş ise de, davacı tarafa verilen kesin önel gerekli koşulları içermemektedir.
Şöyle ki; mahkemece 20.3.2012 tarihli celsede mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişilerinin keşif mahallinde hazır edilmeleri için gerekli tebligat ücreti belirlenmiş ise de masrafın yatırılması halinde mahalli ve tespit bilirkişilerine keşif gün ve saatinden bahisle meşruhatlı davetiye çıkarılmasına karar verilmesi gerekirken, 5 nolu ara kararda mahalli ve tespit bilirkişilerinin hazır edilmesi için İlçe Jandarma Komutanlığı'na ve Köy Muhtarlığı'na müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.
Hal böyle olunca; adlarına usul hükümlerinin öngördüğü şekilde ihtaratta bulunulmayan mahalli ve tespit bilirkişilerinin zorla getirilmesine yasal olanak olmadığından mahkemenin bu ara kararının yasal olarak uygulanma kabiliyetinin bulunmadığı hususu da gözetildiğinde mahkemenin takdir ettiği gündeki keşfin baştan sonuçsuz kalma ihtimali yüksektir.
Öte yandan keşif giderinin taraflarca anlaşılabilir olması gerektiği gözetilmeden bilirkişiler yönünden hem 1 nolu ara kararda hem de 2 nolu ara kararda ücret takdir edilmiştir. Belirtilen bu hususlara göre oluşturulan ara kararının kesin önel sonuçlarının uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki; davacılar tek bir dilekçe ile, aynı sebebe dayanarak dava açtığına göre uyuşmazlığın hep birlikte çözümlenmesi gerekirken, dava dosyaları tefrik edilerek her bir dosyada davacıya ayrı ayrı keşif ücreti yüklenmesi dahi usul hükümlerine ve dava ekonomisine uygun düşmemiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/6321, K. 2012/8856, 4 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama